Üst Header Banner Reklam
 
AKP, FETÖ’NÜN KORUYUCUSU OLMAYA DEVAM EDİYOR
AKP Türkiye’yi bir yılan gibi sarmış olan FETÖ’nün bütün boyutlarıyla ortaya çıkartılmasının ve hesap vermesinin önünde yegâne engeli oluşturuyor. AKP, FETÖ’nün ve gerçek darbecilerin en büyük koruyucusu, kollayıcısı ve muhafızı olmaya, Türkiye’yi darbeye götüren gerçekleri örtbas eden en temel güç olmaya devam ediyor.
26.10.2016 20:32:01
Bu haber 670 kez okundu
AKP, FETÖ’NÜN KORUYUCUSU OLMAYA DEVAM EDİYOR

 AKP, FETÖ’NÜN VE GERÇEK DARBECİLERİN EN BÜYÜK KORUYUCUSU OLMAYA DEVAM EDİYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin Merkez Yönetim Kurulu toplantısı sonrası yaptığı basın açıklaması şöyle:

Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen sevgili vatandaşlarımız her şeyden önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Her hafta olduğu gibi bu hafta da sizlerle Cumhuriyet Halk Partisinin MYK’da Türkiye gündemine dair yaptığı değerlendirmeleri paylaşmak üzere bir aradayım. Tekrar hoş geldiniz.

DÖRT SİYASİ PARTİ, 15 TEMMUZ’DA BİR ORTAK İRADE ORTAYA KOYDU

15 Temmuz da bir felaket yaşadık. Daha büyük bir felaketinde ucundan döndük. O gün Türkiye’yi o felaketin o uçurumun kenarından döndürmüş olan güç demokrasiydi. O gün Türkiye’de darbe girişimini başarısız kılmış olan güç demokrasinin ta kendisiydi. O gün bombalar altında mecliste dört siyasi parti bir tarih yazdı ve bu tarihi ortak bir iradeyi kelimelere dökerek, yazıyla da sabitledi. O gün, o irade, o zaman da meclis bombalanırken ortaya konmuştu. Neydi bu irade? 15 Temmuz da millete dört siyasi parti beraber bir söz verdiler. Şuydu o irade; öncelikle darbenin arkasında, önünde kim varsa, Türkiye’nin başına FETÖ’yü bela etmiş olan kim varsa, hep beraber hesap verecekler dedik. Neden dedik? 240 kişi canını Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisi için vermek pahasına sokakta ölmüştü. Biz o şehitlerin verdikleri mücadele için bu sözü verdik zaten. Ve neden dedik? Türkiye’yi 2016 yılında bir darbe ülkesi konumuna taşımış olan gerçeklerin artık ortadan kalkması gerekliliğinde hem fikir olunduğu için bu irade ortaya konmuştu. Türkiye’de demokrasiyi güçlendirmek, darbeye engel olmak ve darbelerin tekrar etmesine imkân vermeyecek düzeni inşa etmek konusunda bir söz verildi o gün. İkincisi, Türkiye’nin bir daha bu darbeyle karşı karşıya kalmaması için siyasi partilerinde öncü olması gerekliliği çok somut bir şekilde ortaya kondu o gün.

O gün millet iradesinin tecelli ettiği meclisin daha güçlü olması gerekliliği, daha güçlü olduğunda ve ortak bir mücadeleyi, ortak iradeyi demokrasi adına ortaya koyduğunda Türkiye’de darbelerin önüne geçilebildiği o gün ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla o gün dört siyasi parti bir ortak irade ortaya koydular ve o dört siyasi partinin ortaya koyduğu irade; demokrasiyi güçlendirme iradesiydi. Ve bu darbenin sebebini, bu darbeyi yapmış olan bütün failleri hukuğun karşısına getirmeyi de kendine görev biçmiş olan bir iradeydi. Ve bu irade esasında 15 Temmuz şehitlerine ve Türkiye demokrasisine olan bir namus borcuydu. Bu borç devam ediyor. Biz siyasi partilere düşen en temel görev Türkiye’de bu darbenin neden olduğunu, bir daha tekrar etmemesi için nelerin yapılması gerektiğini ve darbeye ortak olmuş olan tüm faillerin hukuk karşısına çıkarılması gerekliliğini ısrarla savunmaktır. Ancak ne yazık ki; bu ortak iradeyi hiçe sayan bir AKP ile karşı karşıyayız.

AKP çok açık bir tabloyu karşımıza koyuyor. AKP şehitlere ve Türkiye’ye olan namus borcunun altında kalıyor. AKP FETÖ ile gerçekten hesaplaşmak yerine bundan korkuyor ve kaçıyor. Esasında AKP gerçek darbecileri soruşturan değil, koruyan bir mekanizma işletiyor. Bugün AKP Türkiye’yi bir yılan gibi sarmış olan FETÖ’nün bütün boyutlarıyla yeniden ortaya çıkartılmasını ve hesap vermesinin önünde yegâne engeli oluşturuyor. Bugün AKP, esasında FETÖ’nün ve gerçek darbecilerin en büyük koruyucusu, kollayıcısı ve muhafızı olmaya devam ediyor. Bugün AKP, Türkiye’yi darbeye götüren gerçekleri örtbas eden en temel güç olmaya devam ediyor.

EN ZOR BOZULAN ORTAKLIK SUÇ ORTAKLIĞIDIR

Türkiye’yi 15 Temmuz sürecine taşımış olan bir suç ortaklığıydı. AKP, Cumhuriyetle hesaplaşmak için silahlı kuvvetlerin onurlu, vatansever subaylarıyla hesaplaşmak için Türkiye’yi bile bile bir terör örgütüne teslim etti. Malum sözdür; “En zor bozulan ortaklık suç ortaklığıdır” bugün bizzat bunu AKP-FETÖ ilişkisinde yaşıyoruz. AKP kendisini korumak için kendi içindeki FETÖ’cüleri korumak için, kendisinin Türkiye’yi darbeye götüren süreçteki suç ortaklığını örtbas etmek için FETÖ ile gerçek hesaplaşmayı yapmaktan kaçıyor ve bunun önündeki en temel engel olmaya devam ediyor. Suç ortağı AKP kendisini korumak için diğer suç ortağını FETÖ’yü koruyor. Kendi suçunu örtmek için Türkiye’nin FETÖ ile hesaplaşmasının önünde duruyor. FETÖ ile yüzleşmekten kaçmak, bu suç ortaklığını örtbas için önce darbe komisyonuna yıllarca Fettullah Gülen’in kendisine övgüler dizmiş olan bir milletvekilini başkan olarak atıyor. Şimdi de komisyonun çalışmaması için müthiş bir gayret gösteriyor. Darbe komisyonu bizzat AKP tarafından darbeyle mücadele komisyonu olmaktan çıkıp, darbecileri aklama ve darbenin üstünü örtme komisyonuna dönüştürülüyor. Eğer amacınız darbeyle ve FETÖ ile hesaplaşmaksa; bu komisyonu olması gerektiği gibi gerçekleri ortaya çıkartmak için çalıştırırsınız.

SUÇLARIN ÖRTBAS EDİLMESİNE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ

Yok eğer derdiniz bu suçu örtbas etmekse ve kendi ortağınızı koruyup kollamaksa; o zaman dostlar alışverişte görsün mantığıyla bu komisyonu bir vitrin olarak kullanırsınız. AKP’nin nasıl hareket ettiğini zaten komisyonun işleyişi çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Meclis komisyonunda samimiyetle bilgi veren geçmişin bürokratları, gazetecileri, bugünün kurmayları samimiyetle ne olduğunu anlatıyorlar. Ancak amaç darbeyle ve FETÖ’yle mücadele etmek olmadığı için komisyonda söylenenlerden rahatsızlık duyan başbakan birkaç gün sonra hatta bazen komisyonda verilen bu samimi ifadelerden bir iki saat sonra söylenene sözle veya eylemle tepki koyuyorlar. Eğer derdiniz bu suçu örtbas etmek ve bir şeyleri saklamaksa; o zaman söylenenden duyduğunuz rahatsızlıktan sonra bağırırsınız tabi. Eğer derdinizi gerçekleri ortaya çıkartmaksa; söyleneni dinler, gerekiyorsa daha çok bilgiyi almak ve bu söylenenin doğruluğunu tespit etmek için çaba gösterirsiniz. Başbakan bu hafta kalktı hiç utanmadan, hiç sıkılmadan FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptığı kumpası tüm delilleriyle ortaya çıkan Ergenekon ve Balyozun gerçek olduğunu söyleyiverdi. Malum bir zamanlar AKP FETÖ ile el ele Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli subaylarını, gazetecilerini, aydınlarını hedef alan, haysiyet cellatlığı yapan, insanların hayatını karartan ve TSK’yı açıkça FETÖ’ya teslim etmek için kurgulanan bu davanın avukatlığını yapmışlardı. Sonra çıktılar bu dava kumpastı dediler. Kendileri söylediler. Yani Cumhuriyet tarihinin en büyük itiraflarından birini yaptılar ve TSK’ya kurulan kumpasın açık ortağı olduklarını itiraf ettiler. Şimdi, yine her zamanki gibi söylenenden çark ediliyor ve FETÖ ile ortak işledikleri suçu örtbas etmek için Ergenekon ve Balyoz yalanına bir kez daha sarılıyorlar. Yani AKP bırakın darbeyle mücadele etmeyi, bırakın FETÖ ile hesaplaşmayı, TSK’yı FETÖ’ya ve darbecilere teslim eden, milletin malı olan uçağı, tankı Türk Subaylarından alıp, teröristlere teslim eden, milletin bombalanmasına, öldürülmesine, meclisin, Gazi Meclisin bombalanmasına yol açan Ergenekon ve Balyoz davasının avukatlığına yeniden soyunuyorlar. Gazetelerde haberler yapılıyor. Gerçek gazetecilik bütün koşullar zorlanarak yapılıyor. İsmail Saymaz bu hafta bir özel haber yaptı. FETÖ’cülerin kullandığı BYLOCK isimli yazışma sisteminin imtiyaz sahibini buldu. Esasında o imtiyaz sahibini bulması gereken komisyondu. Gazetecilik yapıldı ve bu haberde, bu sistemin yazışma sisteminin imtiyaz sahibi olduğu söylenen şahsın 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye girip çıktığı ortaya çıktı. Birden bu gerçekten rahatsız olan AKP ve havuz medyası habere saldırmaya başladı. Oysa AKP’ye düşen en temel görev bu darbeye dair ortaya çıkan bütün bilgileri darbe komisyonunda konuşmak, tartışmak ve Türkiye’yi bu gerçeklerle yarın daha güçlü bir demokrasiye taşımaktır. Tetikçilerle tehdit savurmak değildir. Silahlanmaya davet etmek değildir. Gazeteler üzerinden infaz yapmak hiç değildir. Bu darbe komisyonunun en temel görevi; ortaya çıkan bu bilgileri tartışmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır. Tabi bunun için bir ön koşul gerekiyor. O da gerçekten darbeyle hesaplaşmayı bir karara dönüştürmüş olmak gerekiyor. Ancak maalesef AKP’nin derdinin FETÖ ile ve darbe ile hesaplaşmak değil, bir suç ortaklığını örtbas etmek olduğu çok açıkça bu davranışlarıyla ortaya çıkmıyor. Ancak o zaman çünkü siz haberden ve gerçekten korkarsınız. Eğer bu suça ortaksanız. Bütün bunlar çok açık bir gerçeğe işaret ediyor. AKP nasıl ki zamanında bilerek, görerek, isteyerek, kendi rızasıyla devleti ve orduyu FETÖ’ye bir terör örgütüne teslim ettiyse; bugün de suç ortaklığının ayrıntılarının ortaya çıkmasına bilerek, isteyerek, kendi rızasıyla engel oluyor. Kendi içindeki FETÖ’cüleri korumak için darbe ile yüzleşmekten açıkça kaçıyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 15 Temmuz gecesi hayatını kaybetmiş olan şehitlerimize ve Türkiye demokrasisine olan borcumuzu mutlaka yerine getireceğiz. Bu suçların örtbas edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

BAŞKANLIĞIN LAFI DAHİ TÜRKİYE’DE İSTİKRARSIZLIĞA YOL AÇIYOR

Bunlar konuşulmasın diye Türkiye’yi teröre, bunlar konuşulmasın diye Türkiye’yi savaşa teslim edenler, bu savaş ve terör de konuşulmasın diye tek hedefi olan başkanlık rejimini bir ihtiyaçmış gibi karşımıza koyuyorlar. Oysaki bir gerçekle karşı karşıyayız. Başkanlığın lafı dahi Türkiye’de doğrudan bir istikrarsızlığa yol açıyor. O istikrarsızlık, doğrudan vatandaşımızın fakirleşmesine, refahının azalmasına ve yarına dair umudunun ekonomik olarak bugünden kaybolmasına sebep oluyor. Başkanlık dedikleri anda kuruş kuruş değer kaybetti Türk lirası. Türk lirasının değer kaybından bize ne diyecek kadar fütursuz bir başbakanımız var. oysa ki; Türk lirasının değer kaybı doğrudan vatandaşımızın cebini ilgilendiriyor. Nasıl olduğunu ben anlatayım sayın başbakanımıza. Yaptığınız köprülerin fiyatlarını dolara bağladınız. Biz dolardaki değer kaybı ortaya çıktığı zaman vatandaşın cebinin eridiğini söylediğimizde, şimdi çıktınız utanmaz bir biçimde Çanakkale geçilmez lafını dahi anlamayarak. Çanakkale köprüsünün fiyatını Euro ya bağladınız. Euro veya dolara bağlamak fark etmez. Eğer vatandaş Türk lirası geliri elde ediyorsa; her Türk lirası değer kaybettiğinde vatandaş fakirleşiyor demektir. Siz o köprülerin fiyatlarını dolara bağladığınızda ve siz doların değer kaybını, Türk lirasının değer kaybını, istikrarsızlığı kendi siyasi söyleminizle besliyorsanız doğrudan vatandaşı fakirleştiren siz oluyorsunuz. Her bir kuruşluk Türk lirasının değer kaybı, Türkiye’de şirketlerin 1.8 milyar Türk lirası zarar yazması anlamına geliyor. Her yazılan zarar işsizlik ve umut kaybı anlamına geliyor. Bunun sorumlusu doğrudan fütursuzca dolardan bize ne diyecek kadar Türkiye gündeminden kopmuş olan AKP’nin ta kendisidir.

Biz vatandaşımızın fakirleşmediği, biz vatandaşımızın zenginleştiği, biz vatandaşımızın haksızca, hukuksuzca hapislere tıkılmadığı bilakis özgürleştiği, biz vatandaşımızın korkuyla değil, el ele devletiyle yürüdüğü bir yarınlar inşa etmek istiyoruz. Bunun içinde ilk yapmamız gerekenin daha güçlü bir demokrasi olduğu gerçeğini de hatırlatmaya ısrarla devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN BAŞKANLIKLA İLGİLİ POZİSYONU ÇOK AÇIK

Soru- Başkanlık durumu referanduma gelecek olursa duruşu ne olacak CHP’nin bu konuda?

Selin SAYEK BÖKE- Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de darbenin karşısındaki en güçlü panzehrin demokrasi olduğunu zaten her gün ısrarla söylüyor. Türkiye’de bir başkanlık tartışmasına ihtiyaç yok, Türkiye’de bir refah tartışmasına ihtiyaç var. Türkiye’de 6 milyon işsizin nasıl iş bulacağı bir düzenin inşa edileceğinin tartışılmasına ihtiyaç var. Türkiye’de iflas ediyor olan şirketlerin nasıl iflas etmeyeceği koşula taşınacağının tartışılmasına ihtiyaç var. Başkanlık diyerek yaratılan istikrarsızlığın karşısına ancak ve ancak daha çok demokrasi, güçlü bir parlamenter demokratik sistem diyerek çıkabiliriz. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda dün pozisyonu neyse bugün de pozisyonu bu. Başka partiler belki ne diyeceklerine karar verememiş olabilirler ama Cumhuriyet Halk Partisinin başkanlıkla ilgili pozisyonu çok açık.

SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDER, BU GERÇEK ASLA UNUTULMAMALI

Soru- İki sorum olacak. Birincisi; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanının gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İkincisi; İstanbul’da belediye otobüsünde şort giydiği gerekçesiyle genç bir kadına saldıran saldırgan tahliye edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selin SAYEK BÖKE- Türkiye’de hepimize düşen temel bir sorumluluk var. Seçilmişlere de, vatandaşa da düşen görev hukuk içerisinde hareket etmektir. Ancak şu gerçeği unutmamalıyız. Seçimle gelen seçimle gider. Bu gerçek asla unutulmamalı. Biraz önce sarf ettiğim seçilen de vatandaş da hukuk içerisinde hareket etmeli derken bu hukukun işlemesini sağlamakla yükümlü de bir iktidar var. İktidarın kullandığı siyasi dil, Türkiye’de kendini toplumsal davranışlar içerisinde çok somut bir şekilde gösteriyor. Eğer bir cumhurbaşkanı ölmeyi dahi cinsiyetle ayrıştıracak kadar kadın ve erkeği eşit görmüyorsa; bunun toplumsal davranış biçimlerine yansıması bir doğal sonuç olarak ortaya çıkıyor. Hukuka düşen görev ise; bunun bir doğal sonuç olmasına engel olacak biçimde kadının özgürlüğünü bir birey özgürlüğü olduğunu tarif ederek mutlaka bu yönde bir mesaj vermektir. Hukukun verdiği kararı sorgulamak bize düşmez ama vatandaşımızın istediği gibi giyinme özgürlüğünü elinden alan toplumsal gerçeğe karşı durmak bize düşer.

Soru- 29 Ekim için yürüyüş kararınızda bir değişiklik olacak mı, Ankara valiliğinden gelen karar doğrultusunda?

Selin SAYEK BÖKE-Herhangi bir değişiklik yok. Biz Cumhuriyeti izinle kurmadık. Kutlamasını da izinle yapmıyoruz.

Saygılar sunuyorum.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR