Üst Header Banner Reklam
 
DARBE FIRSATÇILIĞINI ASLA KABUL ETMİYORUZ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Belediye Başkanlığı’nda Çankaya Belediyesi şirketleri ile DİSK Genel İş Sendikası arasında yapılan toplu iş sözleşmesi imza törenine katıldı.
5.09.2016 15:49:19
Bu haber 662 kez okundu
DARBE FIRSATÇILIĞINI ASLA KABUL ETMİYORUZ

 DARBE FIRSATÇILIĞINI ASLA KABUL ETMİYORUZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilen bir Türkiye değil, anayasaya uygun, yasalara uygun, hukukun üstünlüğüne uygun, kimsenin mağdur edilmediği ama suçluların adil yargılandığı bir demokrasi istiyoruz biz. Medyanın özgür olduğu, gazetecilerin hapse atılmadığı, sanatçıların işine son verilmediği, bilim insanlarının tutuklanıp gözaltına alınıp hapislere atılmadığı bir Türkiye istiyoruz biz. Yani dünyaya örnek bir Türkiye istiyoruz biz.” dedi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Çankaya Belediyesi toplu iş sözleşmesi imza töreninde yaptığı konuşma şöyle:

DİSK’in Sayın Genel Başkanı, değerli milletvekili arkadaşlarım, Çankaya Belediyemizin Sayın Başkanı, sevgili Çankaya çalışanları, bugün güzel bir birlikteliğe imza atılıyor. Ben de bu imzanın tanığı olacağım.

İŞÇİLERİN ALIN TERLERİNİN KARŞILIĞININ ÖDENMESİ LAZIM

Sevgili dostlarım, evlerimizde otururuz, huzurlu bir Türkiye olmasını isteriz. Sabah kalktığımızda kapının önüne koyduğumuz çöplerin alındığını görürüz. Bir şikayetimiz olduğunda belediyeyi ararız bu sorunumuzu nasıl çözeceğiz diye. Sadece kendi sorunumuz değil, çevrenin sorunlarıyla da ilgileniriz. Ama bu işleri yapanlar kimlerdir, çöplerimizi toplayanlar kimlerdir, sularımızın akmasını sağlayanlar kimlerdir, caddemiz şu veya bu şekilde bir sorunla karşılaştığında, sokağımız bir sorunla karşılaştığında ararız belediye başkanını veya çalışanlarını, ‘gelin bu sorunlarımızı çözün’ deriz. Bu sorunları çözenler işçilerdir. Bu sorunları çözenlerin haklarının teslim edilmesi lazım. Dolayısıyla onlara alın terlerinin karşılığının ödenmesi lazım.

BUGÜN, CHP’Lİ BÜTÜN BELEDİYELERDE ASGARİ ÜCRET NET EN AZ BİN 500 LİRADIR

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim sosyal demokrasi tarihinde Türkiye’de kazandırdığımız pek çok şey vardır. Bunlardan birisi toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Rahmetli Ecevit’in Çalışma Bakanlığında çıkmıştır ve bugün bu sürekli olarak gelişen bir halka olarak yoluna devam etmek zorundadır.

Son seçimlerde iki konunun üzerinde özellikle durduk. Bunlardan birincisi asgari ücretti. Dedik ki, “Asgari ücreti net bin 500 lira yapacağız.” “Nasıl yapacaksınız?” dediler. “Olmaz” dediler pek çok şikayetlerini dile getirdiler. Hatta işverenlere çağrı yaptılar “CHP bin 500 lira diyor biz itiraz edemiyoruz ama siz neden itiraz etmiyorsunuz?” gibi tepkiyi o tarafta yoğunlaştırmak istediler. Sonra dediler ki, “Biz bin 500 değil, bin 300 lira yapacağız” ve bin 300 lira oldu. Ama şunu bütün Türkiye’de çalışan işçi kardeşlerime söylemek isterim. CHP bir söz verdiyse sözünün arkasında kapı gibi durur. Dedik ki, bin 500 yapacağız. Dedik ki, asgari ücret net bin 500 lira olacak. Bugün CHP’li bütün belediyelerde asgari ücret net en az bin 500 liradır.

O nedenle söylüyorum bin 500 lirayı vermek olağanüstü bir olay değil. İşçinin hakkını teslim ediyorsunuz. Bin 500 lira verdiğiniz zaman bundan en çok faydalanan esnaftır, lokantacıdır, hizmet sektörüdür. İnsanlar bu parayı hazırlayacaklar, paranın dolaşım kanallarını siz değiştirmiş oluyorsunuz. Yoksa olağanüstü bir katkı yapmıyorsunuz ekonomiye. Ama gelir dağılımını dengelemek, insanların huzur içinde geçinmesini sağlamak bizim görevimizdir.

CHP İKTİDARINDA TAŞERON İŞÇİ OLMAYACAK

İkinci bir sözümüz daha vardı. Dedik ki, CHP iktidarında taşeron işçi olmayacaktır, bütün işçiler kadrolu olacak, sendikalı olacak, toplu sözleşme hakkı olacak dedik. Ama başta işçi kardeşlerimiz buna herhalde çok fazla inanmadılar. Bin 500 lirayı nasıl yaptıysak, CHP iktidarında sözümüz sözdür, o sözün arkasında hala duruyoruz ve yaklaşık taşeron işçisi olarak çalışan 1 milyona yakın işçiye söz veriyoruz CHP iktidarında taşeron uygulaması olmayacaktır. Hepsinin kadrolu, toplu sözleşmeli hakları olacak.

İŞSİZLİK, TÜRKİYE’YE BİR KABUS GİBİ ÇÖKTÜ

Bir sözüm de annelere. Bugün en çok kaygı duyan annelerdir. Çocuğu işsiz, iş bulması için dua eder, umutla bekler, kimi görürse şu veya bu şekilde ya benim çocuğum da iş bulabilir mi der? Annelerin önceliklerinden birisi budur. İşsizliğin bir kabus gibi çöktüğü bir Türkiye’deyiz.

HER GÜN ŞEHİTLERİMİZ VAR, ANNELERİN GÖZYAŞLARI SEL OLMUŞ AKIYOR

İki; terör. Anne çocuğunun eline kına yakar askere gönderir. Umutla dönmesini bekler. Arkasından hayır dualar okur. Der ki, “Oğlum inşallah bir kazaya uğramadan evine huzur içinde döner.” Ama görünen tablo hiç de iç açıcı değildir. Her gün şehitlerimiz var, her gün annelerin gözyaşları oluk oluk akıyor, sel olmuş akıyor değerli arkadaşlar. Her ne kadar biz teröre karşı ortak tavır takınıyorsak da hiç kimsenin unutmaması gereken bir gerçek vardır. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Evlere eğer bir ateş düşüyorsa orada huzuru beklemek mümkün değil. Annenin gözyaşını dindirmek mümkün değil. Gittiğimiz her yerde bize şunu söyler şehidin annesi, hatta babası, “Acıyı biz çekiyoruz, başka anneler, başka babalar bu acıyı çekmesin. İnşallah bu son olsun” diye bize dileklerini dile getirirler. Evet inşallah bu son olsun diyoruz. Ama görünen o ki, Türkiye iyi yönetilmiyor.

Yine annelere söylüyorum ve de babalara söylüyorum şimdi düşünme zamanıdır. Neyi düşüneceğiz? 2002’de iktidarı devralırken Türkiye’de sıfır terör vardı. Neden şimdi Türkiye bir terör batağının ortasında? Bunu düşünmek zorundayız. Bugüne kadar söyledik, “Yanlış yapıyorsunuz.” “Hayır, biz doğruyu yapıyoruz” dediler. Bugün bu noktaya geldik. Yanlış yaptıklarını artık onlar da kabul ediyorlar. Düşüneceğiz; düşüneceğiz ki, doğruyu bulalım. Düşüneceğiz ki, neyin yanlış, neyin doğru olduğunu kendi vicdanımızda sorgulayalım. Eğer düşünmeden birinin peşine takılıp körü körüne yol alırsak sadece kendimizi değil, ülkeyi de bir felaketin eşiğine götürmüş oluruz.

Bu nedenle anneler ve babalar, sizin düşünmeye ve Türkiye’nin gerçeklerini sorgulama zorunluluğunuz var, sorgulamaya ihtiyacınız var. Eğer bunu yapabilirsek Türkiye önemli bir noktayı aşmış olacaktır.

BİZİM ARZU ETTİĞİMİZ DEMOKRASİ, BİR KİŞİNİN HER ŞEYE KARAR VERDİĞİ BİR DEMOKRASİ DEĞİL

15 Temmuz’u hepimiz biliyoruz. 15 Temmuz’u unutmayacağız. Bir darbe girişimine karşı siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, sendikaların, herkesin ortak ses verdiğini biliyoruz. Bu bizim tarihimizde ilk kez olan bir toplu kalkışmaya karşı toplu birlikteliktir. Bu birlikteliği korumak istiyoruz. Birlikteliğin özünde yatan düşünce şudur; biz siyasi görüşümüz ne olursa olsun, kimliğimiz ne olursa olsun, yaşam tarzımız ne olursa olsun demokrasiyi istiyoruz ve demokrasiyi savunuyoruz. Bunun arkasında hepimizin durması lazım. Demokrasi ama nasıl bir demokrasi? Bir kişinin her şeye karar verdiği bir demokrasi değil bizim arzu ettiğimiz demokrasi. Hukukun üstünlüğünün olduğu bir demokrasiyi istiyoruz biz. Sivil toplum örgütlerinin güçlü olduğu bir demokrasiyi istiyoruz biz. Yüzde 1 oy alan bir partinin Genel Başkanının parlamentoda olduğu bir demokrasiyi istiyoruz biz. Darbe hukukundan arınmış bir Türkiye istiyoruz biz. Yargının bağımsız olduğu, kimsenin önünde ayağa kalkmadığı ve dünyaya örnek olduğu bir yargı istiyoruz biz. Birilerinden emir ve talimat alan bir yargı değil, hukukun üstünlüğüne inanarak karar veren bir yargıdan söz ediyoruz biz. Böyle bir yargı istiyoruz biz. Sivil toplum örgütlerinin güçlenmesini istiyoruz. Örgütlü bir toplum istiyoruz biz. Demokrasinin özüdür örgütlü toplum olmak. Bunu istiyoruz. Kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen bir Türkiye değil, anayasaya uygun, yasalara uygun, hukukun üstünlüğüne uygun, kimsenin mağdur edilmediği ama suçluların adil yargılandığı bir demokrasi istiyoruz biz. Medyanın özgür olduğu, gazetecilerin hapse atılmadığı, sanatçıların işine son verilmediği, bilim insanlarının tutuklanıp gözaltına alınıp hapislere atılmadığı bir Türkiye istiyoruz biz. Yani dünyaya örnek bir Türkiye istiyoruz biz.

NE DARBE, NE DİKTA, TAM DEMOKRASİ İSTİYORUZ

Bunu savunmak sadece benim görevim değil, sadece sizin de göreviniz değil. 15 Temmuz kalkışmasına karşı çıkan herkesin ortak görevi olmak zorundadır. Darbe fırsatçılığını asla kabul etmiyoruz. OHAL çıktı kanun hükmünde kararname çıktı şu muhaliflerin tamamını hapislere atayım. Bu da doğru değil ve inandırıcı değil. Taksim Manifestosu’nun maddelerinden birisi şuydu; ne darbe, ne dikta, tam demokrasi istiyoruz. Yaşasın tam demokrasi diyoruz.

DÖNEN DÖNSÜN, BİZ DÖNMEYİZ YOLUMUZDAN

“Yürümeye devam edeceğiz” dedi Çankaya Belediye Başkanımız “Siz yürüyün biz yürümeye devam edeceğiz.” Bizim yürüyüşümüzün amacı demokrasidir değerli arkadaşlarım. Demokrasi güçlensin diye, insan hakları güçlensin diye, insan hakları ihlal edilmesin diye, özgür bir medya olsun diye ve siyaset kurumu bütün eleştirilerden ders alsın diye biz yolumuza devam ediyoruz. Elbette yolumuza devam ederken, yürüyüşümüzü yaparken önümüze engeller çıkacaktır, tehditler çıkacaktır, kurşunlar atılacaktır, mermiler atılacaktır. Ama dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan demokrasi uğruna.

YOLUMUZA KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ

Çünkü siyasetçinin görevi ülkeye huzuru getirmektir, ülkeye barışı getirmektir. Düşünce özgürlüğünü getirmektir. Bağımsız medyayı getirmektir. Herkesin aş ve iş sahibi olmasını sağlamaktır siyasetçinin görevi. Eğer bu görevi üstlenmişseniz, demokrasiyi katıksız bir şekilde savunuyorsanız, Türkiye’nin sadece kendi bölgesinde değil, bütün dünyada örnek bir ülke olmasını istiyorsanız siyasetçiye büyük görev düşüyor ve siyasetçi bu zorlukların tamamını aşmak zorundadır. Yolumuzun zor olduğunu biliyorum, üzerimizdeki baskıları da biliyorum. Ama bunlar bizim kararlı yürüyüşümüzü engellemeyecektir. “Arkanızda milyonlar var” deniyor. Milyonların olmasından son derece mutluyum. Ama şunu da herkesin bilmesini isterim; hiç kimse olmasa dahi, tek başıma bu kararlı mücadeleyi sonuna kadar götüreceğim.

Bir bedel ödenecekse, o bedeli bu ülkenin aydınları değil; o bedeli bu ülkenin simitçisi, çaycısı değil, manavı, kasabı değil, o bedeli önce siyaset için yola çıkan siyasi partilerin Genel Başkanları ödemek zorundadır. Bunu göze alarak yolumuza çıkacağız. Acı çekilecekse, bir acı çekilecekse o acıyı, başkalarının annelerinin, babalarının, çocuklarının duyması yerine; siyasetçinin eşi, çocukları o acıyı duymalıdır diye düşünüyorum. Bu nedenle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz diyorum.

BİZ SİYASETİ KÖŞEYİ DÖNME ARACI OLARAK KULLANMADIK, KUL HAKKI YEMEDİK

Bu toplu sözleşmenin kendine göre bir özelliği var. Az önce belediye başkanımız da açıkladı. En düşük asgari ücret net bin 500 lira olacak demiştik. Şimdi bin 500 liranın bir hayli üstüne çıkan bir toplu sözleşme imzalıyoruz. Burada bütün işçi kardeşlerime sesleniyorum ve bütün sendikaların Genel Başkanlarına sesleniyorum. Senin hakkını koruyan Cumhuriyet Halk Partisi, taşeron işçiliği gündeme getiren Cumhuriyet Halk Partisi, “Asgari ücret net bin 500 lira olacaktır” diyen Cumhuriyet Halk Partisi, sendikal hakları sonuna kadar savunan Cumhuriyet Halk Partisi. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi dışında başka bir partiye oy veriyorsan; senin şikayet etmeye hakkın yoktur kardeşim. Aç kalmaya mahkumsun sen. Senin örgütlerini biz savunuyoruz, senin alın terinin değerini vermek istiyoruz. Senin daha güçlü olmanı istiyoruz biz. Sen çalışırken asgari ücretle; taşeron işçisi olarak çalışırken, yanındaki kardeşlerin işsiz olmasını istemiyoruz. İşsizliğin olduğu bir yerde sorunları engelleyemezsiniz.

14 yıldır iktidar da olan bir siyasal parti; herkes elini vicdanına koyup şu sorunun yanıtını versin. 14 yılda Türkiye’nin hangi sorununu çözdüler? Bana bir sorun göstersinler, şu sorunu çözdük diye. Biz söyledik; öyle 14 yıl falan da değil. Yetki verin 4 yılda göreceksiniz; Türkiye’yi sadece bölgesinin değil, dünyanın imrendiği bir ülke haline getireceğiz. Çünkü biz; her kuruşun hesabını her vatandaşa vermeye hazırız. Çünkü biz siyaseti köşeyi dönme aracı olarak kullanmadık, kullanmayacağız da, kul hakkı yemedik, yemeyeceğiz de. Herkesin bilmesini istiyorum.

Hepinize en içten selamlarımı saygılarımı sunuyorum.

Bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Düşünmemiz lazım; hayatı sorgulamamız lazım, eğriyi doğruyu ayırmamız lazım. Eğer hayatı sorgulamazsak; eğriyi doğruyu kendi vicdanımızda bir yerlere koymazsak Türkiye’yi aydınlığa çıkarmakta çok daha ağır bedeller öderiz. Ben hiç ağır bedeller ödenmesin istiyorum. Kendi özgür irademizle Türkiye’ye bir çıta atlatalım ve Türkiye bölgenin en güçlü ülkesi olsun. Demokrasisi gelişmiş en iyi ülkesi olsun, insan haklarına saygı duyulan bir ülke olsun. Bu bağlamda hepimizin yeniden ama yeniden oturup düşünmemiz gerekiyor ve bu görevi yerine getirmemiz gerekiyor. Hepimize düşen temel görev; düşünmek, düşünmek, düşünmek…

Hepinize saygılar sunuyorum.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR