Üst Header Banner Reklam
 
Erdoğan: Çözüm Süreci İstismar Edildi
“Millî Birliğimize ve Kardeşliğimize Kastedenlerle Bir Çözüm Süreci Mümkün Değil”
29.07.2015 01:24:01
Bu haber 436 kez okundu
Erdoğan: Çözüm Süreci İstismar Edildi

  

 

“Millî Birliğimize ve Kardeşliğimize Kastedenlerle Bir Çözüm Süreci Mümkün Değil”

Çin ziyareti öncesi havalimanında basın mensuplarının sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çözüm Süreci’nin istismar edildiğini kaydederek, “Genel seçimlere geldiğimizde bu işin ciddi manada hasar gördüğünü gördük. Olması gereken, millî birlik ve kardeşliktir. Bu kardeşlik, zaten Çözüm Süreci başlığının çok önünde ve içeriği zengin bir başlıktır. Bununla, bu ülkede 78 milyon vatan evladı bugüne kadar verilmiş olan haklar neyse bunları aynen kullanacaktır; buradan geri adım zaten söz konusu değildir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açıklamalarının ardından, basın mensuplarının sorularını cevapladı.

GÜVENLİ BÖLGE İLE İLGİLİ SÜREÇ

Bir basın mensubunun, terörle mücadele konusunda ABD ile sağlanan mutabakat içinde, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge konusunda bir anlaşmanın söz konusu olup olmadığı, oldu ise hangi kapsamda ve nasıl gerçekleştirileceği yönündeki sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle cevapladı: “Burada şu anda ilk adım, malum bu güvenli bölgenin altyapısını oluşturmak. Konuyla ilgili olarak benim Sayın Obama’yla yapmış olduğum telefon görüşmesinde bunları etraflıca ele aldığımız gibi, daha önce Dışişleri Bakanlığımızın Amerikalı yetkililerle yapmış olduğu görüşmeler ve şu anda da devam etmekte olan görüşmelerle, her şeyden önce malum terör örgütüyle, DEAŞ’la özellikle Kuzey Suriye’deki mücadelenin verilmesi büyük önem arz ediyor. Aynı zamanda yine ulusal güvenliğimizi tehdit eden bölgedeki malum unsurlar var. İkmal bölgesi diye tanımladığımız bu bölgelerin tehditten arındırılması ve orada bir güvenli bölge oluşturulması, takdir edersiniz ki bizdeki 1 milyon 700 bin Suriyeli vatandaşın içerisinde artık ülkelerine dönme beklentisi içerisinde olmaları bakımından onlar için de bir zemin oluşturacaktır. Bunların çalışmalarını da görevli olan heyetlerimiz ayrıca yapmaktadırlar. İlk etapta bir defa buranın arındırılması, temizlenmesi ve bu arındırma, temizlemeden sonra da oranın güvenli hale getirilmesinden sonra güvenli bölge tanımının yapılması adımı da atılmış olacaktır.”

“TERÖR, ULUSLARARASI İÇERİĞİ OLAN BİR KONUDUR”

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki stratejik ilişkiyi nasıl değerlendirdiği, terör ve şiddet olaylarında artışın gözlendiği her iki ülkenin güvenlik ve terörle mücadele alanlarında iş birliğine nasıl baktığı yönündeki soruyu cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörün uluslararası içeriği olan bir konu olduğunu, sadece Türkiye’yi değil, komşu ülkeleri de, uluslararası camiayı da ilgilendirdiğine dikkat çekti ve açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Örneğin DEAŞ’a gelen bütün yabancı savaşçıların dünyanın en ücra köşelerinden geldiğini görüyoruz. Avustralya’dan, Çin’den komşulardan, Avrupa’dan gelenler var, Fransa, İngiltere, İtalya; her yerden... Bütün bunlara karşı Türkiye 16 bin yabancı savaşçıya rezerv koymuş, içeriye sokmamıştır. Aynı şekilde Türkiye’den deport edilenlerin sayısı 1600 civarında. Bunlar bu konudaki hassasiyetimizi gösteriyor. Fakat bu hassasiyet, Türkiye’nin tedbirleriyle bitmez, burada bütün komşuların, bütün dostların en azından iletişimi, istihbaratı çok iyi sağlaması gerekiyor ki bu Türkiye’nin de işini kolaylaştırmış olsun, tedbirlerini çok daha rahat bir şeklide alabilsin. Bu mücadeleyi bu şekilde sürdürmekte kararlıyız. Nitekim bu ziyarette de zaten önemli konularımızdan bir tanesi de bu olacaktır. Stratejik iş birliği noktasında bizim Çin’le başlattığımız, ama istediğimiz hızda devam etmeyen projelerimiz var; bunları hızlandırmamız gerekiyor. Örneğin Sayın Devlet Başkanıyla Başbakanlığı döneminde İstanbul’da yaptığım görüşmede gerçekten çok önemli adımları hedeflemiştik, onları hayata geçiremedik. Öyle zannediyorum ki bu ziyaretimde bunları tekrar görüşeceğiz. Gerek altyapı, gerek üstyapıya yönelik Çin-Türkiye iş birliği noktasında ciddi adımlar atacağımıza inanıyorum. Zira bu arada yapılan birçok görüşmelerde de bunun sinyallerini zaten almıştık; ama bu ziyaretimle bunları artık uygulama safhasına geçirelim istiyorum.”

“DEAŞ DA PKK DA TERÖR ÖRGÜTÜDÜR”

Bir basın mensubunun, “Türkiye’nin NATO’dan teröre karşı sürdürülen mücadelede somut talebi ve beklentileri neler? Askerî bir talebin söz konusu olacak mı?” şeklindeki sorusuna karşılık olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamaları yaptı: “Herhangi bir NATO üyesi ülke, bir saldırıya uğraması halinde NATO, üyesi olan o ülkeyle ilgili kendisine her türlü desteği verir. Burada da 4’üncü madde uygulamadadır. Şu anda saldırıya uğramış olan Türkiye burada kendisini koruma, güvence altına alma haklarını şu anda kullanmaktadır ve bunu sonuna kadar da kullanacaktır. Burada uluslararası hukuktan kaynaklanan ne hakkımız varsa bunu kullanıyoruz, kullanmaya devam edeceğiz. Ama diyoruz ki, burada NATO’ya da düşen görevler her an olabilir, dolayısıyla NATO’nun da bu konuda hazırlıklı olması talebimiz var. Nitekim, Amerika’nın yapmış olduğu açıklamaları duydunuz ve ‘DEAŞ nasıl bir terör örgütüyse, terör örgütüyle savaştığını iddia eden PKK da bir terör örgütüdür’ diye Amerika açıklamasını yaptı. Mesele budur, yani bunu görebilmek… Efendim, DEAŞ terör örgütü. Onunla savaşıyorsa diğeri terör örgütü değil mi; böyle bir şey yok. Terör örgütleri birbirleriyle savaşmıyorlar mı? Hepsi bir çıkar mücadelesi içerisinde bunu sürdürüyor. Nitekim yaptıkları da budur.”

“TERÖR ÖRGÜTÜNÜN UZANTISI DURUMUNDA OLAN SİYASİ PARTİ, TERÖR ÖRGÜTÜNE KARŞI TAVIR ORTAYA KOYMUYOR”

Türkiye’de şu anda terör örgütünün uzantısı durumunda olan bir siyasi partinin bu terör örgütüne karşı bir tavır ortaya koymadığını, aksine onları sahiplenmenin gayreti içinde olduğunu ve bu tavrını hala sürdürdüğünü sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün dezenformasyonlara karşı gerek Sayın Başbakan, gerekse ben hükümet başkanlarını bilgilendirdik, bilgilendiriyoruz, devlet başkanlarını bilgilendirdik, bilgilendiriyoruz ve bu konuyla ilgili şu anda görüşmeler yaptığımız devlet başkanları da sağ olsunlar açıklamalarını yapmaya başladılar; ‘Bizler Türkiye’nin yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz’ diyorlar” açıklamalarında bulundu.

“UZUN MENZİLLİ FÜZE PROJESİNİ BU ZİYARETTE YENİDEN ELE ALACAĞIZ”

“Çin’le Türkiye arasında uzun süredir uzun menzilli füze projesiyle ilgili müzakereler devam ediyor, ancak sözleşme imzalanamadı. Bu konu gündeminizde olacak mı ve nihai bir karar alınması söz konusu mu?” şeklindeki soruya cevaben Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadelere yer verdi: “En uygun teklifi bize veren ülke Çin Halk Cumhuriyeti olmuştur. Daha sonra bazı gelişmeler, bu gelişmeler sebebiyle bazı aksamalar söz konusu oldu. Fakat bu ziyarette bu konuları tekrar ele alacağız, kendileriyle bu konuları tekrar görüşeceğiz. Yani bu uygun teklifi zenginleştirecek bir teklif tabii ki bizler tarafından da makul karşılanacaktır. Zira aslolan ülkelerin karşılıklı menfaatidir, bu menfaati bir kenara koymak mümkün değildir.”

“MİLLÎ BİRLİK VE KARDEŞLİK, ÇÖZÜM SÜRECİ BAŞLIĞININ ÇOK ÖNÜNDE VE İÇERİĞİ ZENGİN BİR BAŞLIKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çözüm süreci sizce bitti mi, devam edecek mi;  edecekse hangi şartlar altında devam edecek?” şeklindeki soruya cevaben şunları söyledi: “Malum; ‘Demokratik Açılım’ olarak biz bu süreci başlattık ve bu hükümetimizin samimi niyetiydi ve mesafe aldıkça olayı ‘Millî Birlik Ve Kardeşlik Projesi’ olarak zenginleştirdik. Bu adımı attığımız andan itibaren de ‘akil insanlar’ çalışmalarını başlattık ve Anadolu’nun dört bir yanına sağ olsun katılan  her düşünceden temsilcilerin katılımıyla Anadolu’nun nabzını yokladık. Bütün bunları yaparken, o arada Çözüm Süreci’ni anlatıyorduk. Tabi bundan rahatsız olanlar oldu, destekleyenler oldu. 30 Mart yerel seçimlerine, bütün bunlara giderken Çözüm Süreci’nin istismarını gördük. Çözüm Süreci istismar edildi. Çözüm Süreci, 30 Mart’ta Başbakan olarak partimin başındaydım, maalesef karşılığını bulmadı ve daha sonra yapılan genel seçimlere geldiğimizde bu işin ciddi manada hasar gördüğünü gördük. Dolayısıyla bu hasarla birlikte artık ortada bir gerçek var; bu ülkede millî birliğimize, kardeşliğimize kastedenlerle bir çözüm sürecini devam ettirmek öyle zannediyorum ki mümkün değil. Olması gereken nedir? Millî birliktir, kardeşliktir. Bu kardeşlik, zaten çözüm süreci denilen başlığın çok çok önünde olan, içeriği zengin bir başlıktır. Bununla bu ülkede 78 milyon vatan evladı bugüne kadar verilmiş olan haklar neyse bu hakları aynen kullanacaktır, burada herhangi bir geri adım zaten söz konusu değildir. Yani bu ülkede ret ve inkâr politikalarını, asimilasyon politikalarını ayaklar altına alan, bütün altyapı, üstyapı yatırımlarını yapan, hak ve özgürler noktasında hiçbir iktidarın veremediklerini veren bizim iktidarımız olmuştur ve şu anda da yine bu süreç aynen devam etmektedir. Ama bunun lafını yapıp uygulamaya gelince acımasızca tehditlerle sandıklar silahların gölgesinde işlev görmeye kalkarsa bunun adı demokrasi olmaz. Biz demokrasinin gerçekten aklın, aklıselimin egemen olduğu bir ortamda sağlıklı bir şekilde yürüyeceğine inanıyoruz. Aklıselimin egemen olmadığı bir ortamda demokrasi olabilir mi? Olamaz. Orada işte görüldüğü gibi bu tür çılgınlıklar oluyor, bu tür çılgınlıkların bedeli de maalesef çok çok ağır oluyor.”

“PARTİ KAPATILMASINI DOĞRU BULMUYORUM; PARTİ YÖNETİCİLERİ BİREYSEL BEDEL ÖDEMELİ”

Milliyetçi Halk Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Kandil’le arasında mesafe koymayan siyasetçiler hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmelidir, hukuku çalıştırmalıdır’ dediğini, bölücü terör örgütü ile ilişkili olduğu söylenen bir siyasi partinin kapatılmasına ilişkin açıklamalar olduğunu hatırlatan bir basın mensubunun “Sizin bu konu ile ilgili düşünceleriniz nedir?” sorusuna verdiği cevapta Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Bu konuda benim daha önce yapmış olduğum açıklamalar var ve şu anda bulunduğum Cumhurbaşkanlığı makamında da bu düşüncemi koruyorum ki o da şudur: Ben parti kapatılması olayını doğru bulmuyorum. Fakat bu partinin yöneticilerinin bu işin bedelini fert-fert, birey-birey ödemeleri gerekir diyorum. Yani burada Anayasa’nın 14. maddesi çok şeyler sağlıyor. Eğer o yeterli değilse, dokunulmazlık zırhından bunları sıyırmak suretiyle, terör örgütlerini kendi arkalarında gösterenler, ‘biz sırtımızı şuraya-buraya dayıyoruz’ diyenler bu ifadelerin bedelini ödemelidirler. Ama partinin kapatılmasını asla doğru bulmuyorum. Bir partiyi kapatırsınız bir başka parti açılır. Fakat yönetenler, aktörler çok çok önemli. Yani biz gerçek kişileri bu konuda muhatap almalıyız, tüzel kişiyle uğraşmanın anlamı yok. Onun için de gerçek kişilere yönelik olarak Parlamento bence gerekli değerlendirmelerini yapmalı, bunları dokunulmazlık zırhından arındırmak suretiyle de ‘terör örgütüyle iş mi tutuyorsun, senin sırtını dayadığın yer terör örgütü mü, ha bunun bedelini ödeyeceksin’ demeli ve bunu ödetmeli; yapılması gereken budur diye düşünüyorum.”

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR