Üst Header Banner Reklam
 
Esas olan Genel Başkanımızın Söylediğidir
AK Parti'nin seçim çalışmalarını yürüten bir "Strateji Heyeti" bulunduğunu belirten Çelik, heyetin görevinin seçimin bütün aşamalarını yönetmek olduğunu söyledi.
7.10.2015 17:59:15
Bu haber 688 kez okundu
Esas olan Genel Başkanımızın Söylediğidir

 Esas olan Genel Başkanımızın Söylediğidir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, gazete, televizyon ve haber ajanslarının Ankara temsilcileriyle bir araya gelerek, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

AK Parti'nin seçim çalışmalarını yürüten bir "Strateji Heyeti" bulunduğunu belirten Çelik, heyetin görevinin seçimin bütün aşamalarını yönetmek olduğunu söyledi.

Çelik, "Bunun içerisinde beyannameyi hazırlamaktan anketlere, mitingleri planlamaktan partinin söylemlerini inşa etmeye, teşkilatların hangi konularda bilgilendirileceğinden illere arkadaşlarımızın ziyaretlerinin nasıl planlanacağına kadar geniş bir portföy var" dedi.

Heyetin içinde, alanlarına göre farklı gruplar bulunduğuna da dikkati çeken Ömer Çelik, şöyle devam etti:

"Anketleri yürüten bir heyet var, Sayın Başbakanın konuşmalarını hazırlayan bir heyet var. Günlük olarak rakip partilerin söylemlerini, pozisyonlarını, politikalarını takip eden bir heyet var. Bu çerçevede partinin seçimle ilgili bütün kararları, Genel Başkan adına burada alınıyor ve daha sonra Genel Başkana bildiriliyor. Zaman zaman Genel Başkanımızla da toplantı yapılıyor, alınan kararlar paylaşılıyor."

Beyanname toplantısından sonra adaylarla bir araya gelerek süreçlerin ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiğini aktaran Çelik, şimdi ise "Siyasi Pozisyon Belgesi" denilebilecek 10-15 civarında broşür hazırlandığı ve bunların da baskıya gönderildiğini bildirdi.

"Çapraz ziyaretler gerçekleştireceğiz"

Broşürlerin tüm teşkilatlara gönderileceğini ve sahada partinin temel politikalarının anlatılması sırasında kullanılacağını ifade eden Çelik, bunun yanı sıra partililerin, kendi illeri dışında farklı illere "çapraz faaliyetlerde" de bulunacağını anlattı.

Milletvekili, bakan, eski bakan gibi çok sayıda partilinin çapraz olarak farklı illere de ziyaretler gerçekleştireceğine değinen Çelik, "Böylece o illerin durumunu, içeriden olduğu kadar dışarıdan gözlerle de görmüş olacağız" dedi.

İllerin durumuna ilişkin haftalık anketler yaptırdıklarını da bildiren Ömer Çelik, şunları söyledi:

"Aday listesi çok olumlu karşılandı. İlk yapılan anketlerde, bu tabii süratli bir telefon anketi oluyor, beyannamenin çok olumlu karşılandığı görülüyor, fakat tüm bunlarla ilgili sahada bir anket çalışması da yürütülüyor. Hem partinin ve diğer partilerinin oyunun ne olduğuna dair hem de yaptığımız işlerin, geçirdiğimiz çeşitli aşamaların, nedir onlar? MYK'nın, MKYK'nın teşekkülü, kongremiz, adayların açıklanması, beyannamenin açıklanması... Tüm bu süreçleri ölçüyoruz, onların sonuçları muhtemelen önümüzdeki hafta başı gelecektir. Bu heyetin içerisinde, Türkiye'de sandık güvenliğinin sağlanması için neler yapılması gerektiğini, sahadan gelen şikayetleri takip eden ayrı bir komisyonumuz da var. Heyette yaklaşık 10'a yakın birim var. 10'a yakın birim bu çalışmaları benim başkanlığımda seçim boyunca yürütecek."

Çelik, heyetin çalışmasına bir ay önce başladığını hatırlatırken, heyetten bazı isimlerin Genel Başkan Ahmet Davutoğlu'na bazı ziyaretlerinde nöbetleşe eşlik ettiğini belirtti.

Eşlik etme neticesinde sahadan yansıyan durumun görüldüğünü aktaran Çelik, "İlde miting yapıp geçmiyoruz. İlle ilgili, Genel Başkan ayrıldıktan sonra neler yapılması gerektiği konusunda o arkadaşlarımızın gözlemlerinden faydalanıyoruz" diye konuştu.

Bu seçime dönük özel mail adresi oluşturuldu

Sadece bu seçime dönük özel bir mail adresi açtıklarını dile getiren Çelik, sahada çalışan bütün partililerin nerede ne eksik görüyorsa, eksiği bu mail adresine bildireceğini açıkladı. Mailin başında siyasi analistlerin olacağını duyuran Çelik, onların sahadan gelen tepkileri analiz ederek, günlük olarak kendisine göndereceğini bildirdi.

Çelik, bu çalışmayla ilçelere kadar aksayan bir yön olup olmadığını değerlendireceklerini vurguladı.

"Esas olan Genel Başkanımızın söylediğidir"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in açıklamalarına ilişkin soru üzerine Çelik, "Orada esas olan Genel Başkanımızın söylediğidir. Orada bir yanlış ifadede bulunulmuştur. O şekilde ifade edilerek. Genel Başkanımızın söylediğinin dışında öncelikle bağlayıcı olan partiyle ilgili parti sözcüsünün söylediğidir, hükümetle ilgili de hükümet sözcüsünün söylediğidir" karşılığını verdi.

Çelik, konuyla ilgili de resmi görüşün ifade edilmesine yönelik açıklama yaptığını da hatırlatarak, "Yalnız orada benim anladığım kadarıyla bir yanlış anlaşılma olmuş. Arkadaşlarımız zannediyorum 'çeşitli sandıklarda oy kullanacak seçmenlerin sandıklarının birleştirilmesi ve tek bir sandıkta oy kullanılması' gibi algılamışlar konuyu. O sebeple o açıklamayı yapmışlar. Bizim kast ettiğimiz ise çeşitli sandıklardaki oyların tek bir sandıkta atılması değil, sandıkların yan yana getirilmesi. Yine 1 numaralı, 2 numaralı sandık duracak, onlar tek bir sandığa inmeyecek ama yerlerinin güvenli bir şeye alınması..." ifadesini kullandı.

"Tek bir oyunun bile zayi olmasını istemiyoruz"

YSK'nın verdiği kararlara saygılı olduklarını vurgulayan Çelik, "Nihayetinde seçim sürecinin patronu YSK'dır" diye konuştu.

Çelik, YSK kararlarının tartışılmadığını hatırlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ama şöyle de bir durum var, hukuki kararı verirken sahadaki durumla ilgili doğru bilgilenmek ve doğru şey almak lazım. Kastedilen, söz konusu edilen mahallelerde, Sur ilçesinde ve diğer yerlerde hepiniz görüyorsunuz hendekler kazılmış, damlara roketatarlı insanlar yerleştirilmiş ve buralara emniyet güçlerinin girmesi neredeyse büyük operasyonlar neticesinde oluyor. Bizim kastettiğimiz şey şudur: Mesele, AK Parti meselesi değildir. Hangi partiye oy verirse versin, biz hiçbir vatandaşımızın tek bir oyunun bile zayi olmasını istemiyoruz. Burada AK Parti'ye verilen oyu korumak istediğimiz kadar CHP'ye, MHP'ye, HDP'ye, diğer partilere verilen oyu da korumak istiyoruz. Ama oradaki güvenlik problemini görüp de buna rağmen 'problem yok' diyenler, burada sadece AK Parti böyle bir görüş öne sürdüğü için böyle bir şeyi ifade ediyorlar. Bu doğru değil. Hukuki karar ortada, bu tamam esastır ama bu sahadaki, arazideki durumu değiştirmiyor. O mahallelerde bir güvenlik problemi vardır ve o vatandaşlarımızın iradelerinin sandığa etkili bir biçimde yansıması konusunda sıkıntı vardır. Dolayısıyla burada siyasi sorumluluk açısından biz bu konudaki görüşümüzün doğru olduğunu düşünüyoruz."

Bunu sanki "AK Parti lehine bir düzenleme" gibi düşünmemek gerektiğini ifade eden Çelik, "Orada zayi olursa CHP'nin oyu da MHP'nin oyu da başka partilerin oyu da zayi olacak" dedi.

"Bir manipülasyon olduğu çok açık ve ortadadır"

Çelik, konuyla ilgili rakamların olduğunu, bazı sandıklardan tek partiye yüzde 100 oy çıktığını hatırlatarak, "Buralarda birtakım sıkıntılar olduğu bu rakamların sonucunda da... Biz orada, o sandıklarda hangi partinin birinci, ikinci olduğunu tartışmıyoruz. Ona saygımız var. Ama buralarda bir manipülasyon olduğu çok açık ve ortadadır" ifadesini kullandı.

Söz konusu bölgelerde yaşayan vatandaşların iradelerinin sandığa tam ve etkili biçimde yansımasının kendilerinin ve her siyasi partinin görevi olduğunu bildiren Çelik, "Tek bir oy bile doğru bir biçimde sandığa yansısın, ondan sonra çıkan sonucu hepimiz saygıyla selamlayalım. Ama tehditle, baskıyla bu olduğu zaman ve bu şikayetler muhtarlar, yerel yöneticiler, vatandaş düzeyinde yoğun bir biçimde geldiği zaman o zaman buna karşı tedbir almak gerekir. Dolayısıyla sandıkların birleştirilmesi, riskli bölgelerdeki sandıkların yan yana getirilmesi ve güvenli bir bölgede kullanılmasıydı. Onu bazı arkadaşlarımız zannediyorum, '5-6 sandık yerine tek bir sandıkta oy kullanılması' gibi algıladılar. O tabii ki yanlış bir şey. Önemli olan sandığın güvenli bir noktada olması ve seçmenin oraya güvenli bir şekilde ulaşması olarak alınmalı" diye konuştu.

"Mesele sivil siyasetin güvenliğidir, demokrasinin güvenliğidir"

Bu uygulamanın dünyanın her yerinde olduğuna dikkati çeken Çelik, Türkiye'de de bunun geçmişte uygulandığını söyledi.

"O mahallelerde mesela hep beraber gözlemleyeceğiz nasıl oy kullanılacak ve bu sandığa nasıl yansıyacak" diyen Çelik, şöyle devam etti:

"Kastedilen şey AK Parti'nin alacağı oyların güvenliği değildir, burada kastedilen şey, demokrasinin, sivil siyasetin güvenliğidir. Bunun içinde AK Parti'nin de, diğer partilerin de oyları var. Dolayısıyla CHP veya MHP sandıkların güvenli bölgede yan yana getirilmesine karşı çıkıyorsa o zaman şu soruya cevap vermek durumundalar: 'O mahallelerde kendi seçmenleri varsa o seçmenlerinin iradelerinin sandığa yansıması konusunda ne diyecekler, bunu nasıl temin edecekler?' Bu çok önemli bir sorudur. Mesele, AK Parti'nin aldığı oyun güvenliği meselesi değildir, mesele sivil siyasetin güvenliğidir, demokrasinin güvenliğidir.

"Bütün tedbirlerin alınması talimatını verdi"

Bazı bölgelerde yaşananlar hatırlatılarak seçim güvenliğine ilişkin bir soru üzerine Çelik, "İçişleri Bakanımız bu durumun, olumsuz şekilde oluşmaması için gereken bütün tedbirlerin alınması talimatını verdi. Netice itibarıyla Türkiye sandık kurabilen bir ülke, demokrasisini yaşatan ve seçim yapabilen bir ülke. Bu bizim en büyük soft powerımızdır, bununla da gurur duyuyoruz" yanıtını verdi.

Türkiye'nin çevresindeki ülkelerin sandığa gidebilmek için büyük bedeller ödediğine dikkati çeken Çelik, "Bir ülkenin sandık kurabilmesi, seçim yapabilmesi o ülkenin en büyük milli sermayesidir, buna sonuna kadar sahip çıkmamız lazım" ifadesini kullandı.

Çelik, parti olarak her yere gideceklerini, ulaşmaya çalışacaklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Adayların, teşkilat mensuplarımızın ve diğer partilerin adaylarının ve teşkilat mensuplarının da her yere gitmesi, propaganda yapması için bütün güvenlik tedbirleri alınacak, bunun sonucu ne olursa olsun. Vatandaşın iradesine ipotek koymak gibi bir şey, Türkiye'de kabul edilemez bir şey bizim için. Çok açık ve net bir şekilde söylüyorum, seçim bölgelerimizde CHP, MHP ya da HDP eğer bir yerde 'rahatça propaganda yapamadığını' söylüyorsa, 'baskıya uğradığını' söylüyorsa, oranın il idarecilerini aradığı kadar hemen bizleri arasın. Biz, herkesin propaganda yapması için elimizden gelen gücü seferber etmeye hazırız. Bizim için önemli olan, vatandaşımızın bütün bu seçenekleri görmesi ve hür bir biçimde karar vermesi."

Askerlerin bazı şehir içi bölgelere girmek istemediğine yönelik iddialara ilişkin, "Hulusi Akar'ın güvenlik zirvesinde buna itiraz ettiği söyleniyor, doğru mu" şeklindeki soru üzerine Ömer Çelik, bunun "Kategorik olarak polis, asker, jandarma girsin" meselesi olmadığını belirtti.

"Eskisi gibi asker, polis ya da jandarma, devlet içerisinde siyasi iradeden bağımsız, müstakil bir irade değil. Hepsi siyasi iradeye bağlı" diyen Çelik, şöyle konuştu:

"Burada şey tartışılmış olabilir, 'Bu bölgede kimin operasyon yapması, kimin tedbir alması daha etkili olabilir. Nasıl bir iş bölümü yapılması düşünülebilir' diye. Zaman zaman bunlar konuşuluyor: 'Burada polis girsin arkasından jandarma destek versin ya da Kara Kuvvetleri destek versin ya da harekat yapıldıktan sonra jandarma, Kara Kuvvetleri o bölgeyi süpürsün' gibi. Bu tartışmaları bir irade ayrışması gibi okumamak lazım. Bugünün Türkiye'si itibarıyla söyleyebilirim ki karar merci, siyasi iradedir. Bunun dışında siyasi iradenin verdiği kararın uygulanması konusunda emniyetin, jandarmanın, zaten silahlı kuvvetlerin, demokrasiye, siyasi iradeye bağlılığı konusunda bir şey yok. Bugüne kadar da gözlemlerimiz böyle bir şey göstermedi bize. Yani herhangi bir kimse, 'Burayı ben yapayım ya da yapmayayım' gibisinden bir şey değil. Bütün bir şey tartışılır. Tabii ki şu, son derece doğru bir şeydir, nihayetinde bütün birimlerin amirlerinin önemli görevi siyasi iradeye danışmanlık yapmaktır. Burada etkili olmak için nasıl bir yöntem kullanılması gerekir, kimin ne tür bir rol üstlenmesi gerekir bu konu güvenlik toplantılarında açık bir şekilde tartışılır, hangisi daha etkili olur hangisi daha risklidir, hangisi daha iyi sonuç alır diye. Bunlar tartışıldıktan sonra son kararı nihayetinde siyasi irade ve yürür."

"Silahlı Kuvvetlerini eski Türkiye'deki gibi devlet içerisinde müstakil bir siyasi irade gibi göstermeye yönelik" yorumların olduğuna dikkati çeken Çelik, "Bu doğru değil. Siyasi irade bir tanedir, o da seçilmiş iradedir. Onun dışındakilerin hepsinin görüşü alır ama son tahlilde emir verildiği zaman emir uygulanır. Bunda da hiçbir tereddüt görmedik" dedi.

"Zaten tayin edilmiş bir iş bölümüdür"

Söz konusu iddialara ilişkin bir başka soru üzerine de Çelik, "Şehirde öncelikli görev emniyetindir, kırsalda jandarmanındır. Emniyetin ve jandarmanın yetmediği yerde asker devreye girer. Bu iş bölümü zaten tayin edilmiş bir iş bölümüdür" diye konuştu.

Emniyetin gücü şehirde, jandarmanın gücü kırsalda yetiyorsa Silahlı Kuvvetleri şehre getirmenin doğru olmayacağını ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

"Bu zaten siyasi iradenin tercih ettiği bir iş de değildir. Yani Türkiye'de böyle bir sıkıyönetim, olağanüstü hal görüntüsü vermek ya da Emniyet Genel Müdürlüğünün yapacağı işi Kara Kuvvetlerinin yapması, jandarmanın yapacağı işi polisin yapması gibi bir görüntü verilmesi de doğru değildir. Ama ne olur, belli yerler vardır ki emniyet oraya olağanüstü bir durum olur güvenlik gücü açısından daha fazla kapasite isteyebilir bu jandarmadan temin edilir. Jandarmanın kapasitesi de eğer yeterli gelmezse tabii ki Silahlı Kuvvetlerden bu istenir. Yani bu sıralama takip edilir ve bu da doğaldır. Bundan daha doğal bir şey yoktur."

"Bir sıkıntı görmüyoruz"

Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ve kurumlarının görevlerinin belli olduğunu vurgulayan Ömer  Çelik, şunları kaydetti:

"Yani şöyle bir şey olmaz, 'Siyasetçi istedi asker reddetti' bu doğru bir şey değil ya da 'Siyasetçi istedi orada başka bir irade bunun daha değişik şekilde yapılmasını istedi'. Bu doğru değildir. Netice itibarıyla Sayın Başbakan bir istişare toplantısı yaptığı zaman herkesin görüşünü rahat bir şekilde ifade ettiği bir ortam oluşturuyor. O ortamın sonucunda dinler ama dinledikten sonra karar verildiğinde de bütün birimler bu emre uyarlar. Bununla ilgili de Türkiye'nin bir sıkıntısı yok. Geçmişte bu sıkıntılar yaşandı ama bugün bu sıkıntı yok. Herkesin demokrasiye, kurumların demokrasiye bağlılığı konusunda bizim gözlemlediğimiz bir sıkıntı görmüyoruz."

Doğu ve Güneydoğu illerinde, 7 Haziran seçimleri ile kıyaslandığında sandık güvenliğinin hangi noktada olduğunun sorulması üzerine Ömer Çelik, dün konuyla ilgili bir toplantı yaptıklarını bildirdi.

Çelik, "Sonuç, 7 Haziran'a göre çok daha iyi bir noktada olunduğu. Çünkü buralarla ilgili spesifik çalışma yapılıyor. Buralarda oluşan sandık güvenliği ile ilgili sıkıntının atlatılması için çalışmaların ciddi bir noktaya gelindi. Vatandaşın da bu konuda olumlu kanaat beyan ettiği şeklinde sonuç var" dedi. 

HDP Eş Genel Başkanı'nın söz konusu yerlerle ilgili sandık güvenliğinde bir sorun görmediğini söylemesinin hatırlatılması üzerine ise Çelik, şöyle konuştu:

"Ortada bir durum var. Yani, 'sırtımı YPG'ye, PKK'ya ve PYD'ye dayıyoruz' diyen bir siyasi oluşum söz konusu. Ben çok arzu ederdim mesela, 'Biz siyaset yapıyoruz, bizim siyaset dışı bu illegal terör oluşumlarıyla bir ilgimiz yok. Bu tür şiddet organizasyonlarına karşıyız' şeklinde beyanat vermelerini. Bu Türkiye için de büyük bir kazanım olur. Zaman zaman HDP'lilerle yaptığımız görüşmelerde, sık sık söylediği şudur HDP'lilerin 'HDP'nin muhatap alınması, siyasete güç verir. HDP'nin güçlenmesi de Türkiye'de şiddetin azalması ve demokrasinin güçlenmesi açısından olumlu katkılar sağlar' derler. Hatta zaman zaman AK Parti'ye, 'HDP'yi yeterince muhatap almıyorsunuz, HDP'yi yeterince işlerin içine katmıyorsunuz' diye bizim yaptığımız bazı görüşmelerde eleştiriler getirirlerdi. Biz de tabii ki siyasetin güçlenmesini, siyasi partinin güçlenmesini daha kıymetli bulduğumuzu her zaman söylerdik. Ama benim zaman içerisinde gözlemlediğim şu oldu; HDP ne zaman muhataplık konusunda biraz güç kuvvet elde etse, bunu kendi siyasi parti pozisyonunu güçlendirmek için değil, daha çok terör örgütünün sözcülüğünü yapmak için kullandı. Dolayısıyla HDP'ye aktarılan güç, HDP tarafından siyasetin güçlendirilmesi için değil, tam tersine siyasetin zayıflatılması için kullanıldı. 'Bu bölgelerde sandık güvenliği noktasında bir sorun yok' deniliyorsa, o zaman şu soruyu sormak gerekiyor, peki sandık güvenliği konusunda bir sorun yoksa, o zaman bu kadar operasyon niye yapılıyor?"

YSK'nın sandıkların birleştirilmesiyle ilgili kararı ve muhalefet partilerinin çelişkili açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Ömer Çelik, CHP'nin söyleminde açık bir çelişki olduğunu kaydetti.

Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"O da şu; terör örgütünün yaptığı bu saldırıları eleştirmiyor, terör örgütünün bu saldırıları yapmasını AK Parti hükümetinin bir zaafı olarak gösteriyor. Ama sonuçta şunu kabul etmiş oluyor; 'burada terör örgütünün yaptığı saldırılar var, güvenlikle ilgili olağan durumun dışında alınması gereken tedbirler var.' Şimdi burada güvenlikle ilgili olağan durumun dışında alınması gereken tedbirler varsa, bu durumda sandıkların birleştirilmesine, sandıkların yan yana getirilmesine karşı çıkmak, kendi kendisiyle çelişen bir tutum. Nitekim MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, uzun zamandır bu operasyonların gerekli olduğunu ifade ediyor. Şimdi buna taviz verilmeyecekse, bu bölgelerde ve bir takım güvenlik operasyonlarına ihtiyaç duyulacak kadar terör örgütünün etkinliği varsa, bunun karşısında buralarda sandık güvenliğinin gereği olarak, bu sandıkların birleştirilmesine karşı çıkmak yine izah edilmeyecek bir çelişki. Bir yandan oradaki güvenlik problemini kabul etmiş oluyorlar, ama öte yandan sırf AK Parti istedi diye sandıkların güvenli bir bölgede yan yana getirilmesine karşı çıkıyorlar. Burada mesele sadece AK Parti oyları değil ki. Bunu iki şekilde izah edebiliriz ya buradan sadece AK Parti'ye ve bir başka partiye oy çıkacağını düşünüp, CHP ve MHP kendine hiç oy çıkmayacağını düşünüp bununla ilgilenmiyor, orada kurulan baskı neticesinde AK Parti'nin oylarından bir kayıp olacağını düşünüyor ve bunu önemsemiyor ya da hakikaten buradaki vatandaşların sandığa iradesinin yansıması konusunda bizim izah edemeyeceğimiz bir duyarsızlıkla karşı karşıyayız. Dolayısıyla her iki durumda da yanlış davranıyorlar."

"Biz siyasi partiler olarak bundan çekinmemeli, tek bir oy bile sandığa doğru yansısın diye, vatandaşın iradesi sandığa en etkili şekilde yansısın diye hangi partiye oy verirse versin, vatandaşların iradesi sandıkta görünsün diye bu sandık birleştirmenin yanında durmalıydık, bu güvenlik tedbirlerinin alınmasının yanında durmalıydık" diyen Çelik, buna karşı çıkmanın oradaki oyların güvenli bir şekilde kullanılması konusunda çözüm önermemek anlamına geldiğini vurguladı.

"YSK, buna yardımcı olabilirdi..."

Kendilerinin sadece AK Parti'nin oylarını değil, sandığa yansıyan tüm oyların güven altına alınmasını istediklerini anlatan Çelik, bunun sivil siyasetin, demokrasinin güvenliği anlamına geleceğini belirtti.

Bölgede hangi güvenlik tedbirlerinin alınacağına yönelik bir soru üzerine de Çelik, "Artık burada güvenlik güçleri, bu sandıkların olduğu bölgelerde bir takım illegal unsurlar tarafından bu baskıların oluşturulmaması için artık bu özel çalışmaları yapacaklar. Netice itibarıyla tek bir sandık bile olsa onun güvenliğini sağlamak hükümetin görevidir" diye konuştu.

"Sandığın milli iradenin namusu" olduğunu belirten Çelik, bunu korumak için AK Parti olarak ellerinden gelen çabayı göstereceklerini ifade etti.

Ömer Çelik, "YSK, buna yardımcı olabilirdi. YSK'nın mevcut kararının dışında bir karar alması bu işi çok kolaylaştırırdı ama maalesef böyle bir karar aldı. Netice itibariyle YSK kararına saygılıyız. Ama saygılı olmamız, doğru bulduğumuz anlamına gelmiyor, karar uygulanacak ama bu kararın uygulanması oradaki sıkıntıyı gidermedi. Oradaki oylar, vatandaşlarımızın çeşitli partilere vereceği oylar büyük risk altındadır, o oyları bu risk altından kurtarmak için biz çalışmalarımızı sürdüreceğiz" açıklamasını yaptı.

Rusya uçaklarının Türkiye hava sahasını ihlal etmesine ilişkin soru üzerine Çelik, "Hiç bir şekilde hava sahamızın ihlalini kabul edemeyiz. Türk hava sahasının ihlali olduğu kadar NATO hava sahasının da ihlalidir. Türkiye'nin milli meselesi olduğu kadar NATO meselesidir" dedi.

Türk uçaklarına sınır hattı boyunca radar kilitlemesi olduğunu, bunun Türkiye tarafından tehdit olarak kabul edildiğini ifade eden Çelik, Rus tarafının bunun bir hatadan kaynaklandığını, hava şartları ve senkronizasyonsuzluk olduğunu ifade ettiğini hatırlattı.

Çelik, şöyle devam etti:

"Şunun altını çizmek gerekir tabi ki Rusya düşmanımız değil. Rusya çeşitli konulardaki partnerimiz. Özellikle enerji konusunda büyük işbirliği yaptığımız ilişkilerimizin iyi olduğu bir ülke. Biz Rusya'nın yaptığı bu hatayı tekrar etmemesini ve hatadan dolayı da tatminkar bir izahta bulunmasını istiyoruz.

Şunu da belirtmek gerekir, hava sahamızın ısrarlı bir şekilde ihlali, Türk otoritesinden izin almaksızın hangi uçak olursa hava sahamıza izinsiz girilmesi, o ülke bizim çeşitli konulardaki ortağımız da olsa tabi ki bu dostluk gösterisi değildir. O bir tehdittir ve o tehdit usulüne göre bertaraf edilir. Bunun da bir prosedürü vardır. Bizim angajman kurallarımız özellikle Suriye tarafından gelecek uçaklarla ilgili nettir."

Dışişleri Bakanı Feridun Hadi Sinirlioğlu'nun Rus Dışişleri Bakanı Sergey Viktoroviç Lavrov ile görüştüğünü hatırlatan Çelik, "Onların 'bir araya gelelim, izah edelim' açıklamasını da olumlu buluyoruz. Ama bu açıklamanın sonunda da kendilerinin tatminkar bir izahta bulunacakları ümit ediyoruz" dedi.

Çelik, özellikle Suriye üzerinden Türkiye topraklarına ya da hava sahasına dönük ihlali dostça bir tutum olarak göremeyeceklerini belirterek, "Bu ihlallerin tehdit olarak kabul edilir. O tehdidin bertaraf edilmesi için gereken neyse yapılır" ifadesini kullandı.

Vurmanın bir seçenek olarak istenmeyeceğini dile getiren Çelik, TSK'nın hava sahası ve toprakların ihlal edilmesi konusunda en son seçenek olarak bu seçeneğe de sahip olduğuna dikkati çekti.

"Topraklarımızı korumak için bütün tedbirleri alırız"

Türk hava sahasının ihlalinin geç açıklanmasına ilişkin soru üzerine Çelik, "Bilmiyorum ama muhakkak üzerinde çalışmışlardır. Belki karşı tarafla bir ortak noktaya varmak istemişlerdir. Bunun sebebiyle ilgili bir izahat beklemişlerdir açıklama o şekilde gecikmiş olabilir. Gelinen noktada durum nettir. Onların 'bunu görüşelim bunu değerlendirelim' söylemi olumlu bir söylemdir. Ama netice itibariyle bu söylem tek başına hava sahamızın ihlali gibi olumsuz bir durumu bertaraf etmiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Ömer Çelik, NATO prosedürünün açık olduğuna işaret ederek, NATO'nun şu anda Türkiye'nin hava sahasıyla ilgili uyarısını yaptığını, bundan sonraki gelişmelerin seyrinin, ihlalin tekrarının olup olmamasına bağlı bulunduğunu bildirdi.

Suriye meselesinin devletin bir terör örgütü gibi davranmasının bölgede büyük bir vakum oluşturduğuna, bunun büyük bir güvenlik problemi olduğuna dikkati çeken Çelik, "Türkiye olarak topraklarımızı korumak için bütün tedbirleri alırız. Fakat burada maalesef Avrupa ülkeleri mülteci krizi kapılarına ulaşıncaya kadar yeterince ciddiye almadılar. Bir tanımlama vardı doğru buldum. Kavimler Göçü gibi yüz binlerce insan boğulmayı göze alarak çoluk çocuğunu kaybetmeyi göze alarak ısrarla Avrupa kıyılarına dayanıyor. Türkiye şu anda sınırları açsa Türkiye üzerindeki bu yük Avrupa için felakete dönüşebilir. Türkiye buna 7 milyar harcadı buna şimdiye kadar. Bu kadar büyük bir duyarsızlık, Avrupa Birliğinin küresel güç olma iddiası konusunda büyük bir zaaftır" diye konuştu.

Avrupa Birliğinin Esed'e hiç bir müdahale de bulunmadığına değinen Çelik, "Bugün gelinen noktada, Hitler'in, Mussolini'nin kullandığı bütün yöntemleri kullanan bir Esad var ama Hitler'e ve Mussolini'ye gösterdiği tepkiyi göstermeyen bir dünya var" dedi.

"Rusların görüşme talebini olumlu buluyoruz dediniz. böyle bir mekanizma kurulacak mı" sorusuna Çelik, "Olacaktır. Dışişleri Bakanımız Lavrov'la görüştü, o mekanizmayı hayata geçireceklerdir" yanıtını verdi.

"Esed'le masaya oturmak durumunda kalabilir miyiz" sorusuna karşılık Çelik, "Dünyada hiçbir ülke bu kadar insani katletmiş bir devlet başkanının arkasında duramaz. Suriye'deki rejimi başka ülkelere karşı çıkarlarını korumak maksadıyla destekleyen ülkeler bile, Rusya ve İran gibi, çıkıp da 'Suriye için en iyi seçenek Esad'dır, Suriye'nin demokratik, müreffeh meşru bir geleceği olacaksa, bu ancak Esad'la mümkündür' gibi bir cümle kuramazlar, kuramıyorlar. Tam tersi bir şey söylüyorlar, 'Geçiş dönemine ihtiyaç var. Esad giderse orada daha büyük bir insani trajedi ortaya çıkabilir' diyorlar. Ama kimse gelecekte Esad kalacak demiyor" diye konuştu.

"PYD Kürtlerin demokratik kazanımlarına zarar veriyor"

Çelik, DAEŞ konusunda en hassas ülkenin Türkiye olduğuna işaret ederek, El-Kaide'nin ve DAEŞ'in Türkiye'nin sınırında olmasını asla istemeyeceklerini ifade etti.

PYD'nin güç savaşlarında çeşitli güçlerin vekaletlerini üstüne alarak Kürtlerin bölgedeki demokratik kazanımlarına büyük zarar verdiğini belirten Çelik, "Bu hadise başladığında Türkiye'nin PYD'ye verdiği mesaj açıktı. Kürtlerin demokratik kazanımları söz konusuysa, Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanken, Sayın Başbakanımız Dışişleri Bakanıyken Esad ve heyetiyle yapılan görüşmelerde ilk olarak Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız bunu dillendirdiler. 'Sizin ülkenizde Kürtlerin nüfus cüzdanları bile yok. Bu insanların daha iyi bir hayata layık olduklarını düşünüyoruz, bunlara statü verin, nüfus cüzdanı verin, vatandaşlık haklarını verin' diye. Esad rejiminde Kürtler yok hükmündeydi" dedi.

Çelik, Kürtlerin kazanımı ile Türkiye'nin bir derdinin olmadığına işaret ederek, şunları söyledi:

"Türkler oradaki Kürtlerin kazanımını kendi kazanımı görür, aynı Türkmenlerin, Arapların kazanımı gibi. O zamanda PYD'ye verilen mesaj şuydu, 'bakın bu türbülans dönemlerinde fiili durum oluşturarak bir takım yerlerde kanton diyerek ilkel yapı kurmanın Kürtlere bir faydası olmaz. Bu tam tersine Esad'ı destekler. Çünkü o zamanda Esad şöyle yapıyordu, Özgür Suriye Ordusu Suriye'nin kuzeyinde güç kazanmasın diye o bölgelerden kendi askerlerini çekip PYD'nin yerleşmesine imkan veriyordu. Bunlar doğru yöntemler değil."

"Biz Kürtlerin kazanımlarını destekliyoruz"

Buradaki güç savaşları arasında kendi halkına çeşitli güç savaşlarının vekaletlerini alarak, onlar adına savaşarak güç devşirmeye çalışarak varılacak bir yer olmadığını ifade eden Çelik, "PYD Türkiye'ye karşı teröre varan tutumundan vazgeçmesi halinde ve Suriye'deki meşru muhalefetle uyumlu şekilde çalışması halinde Türkiye açısından sorun teşkil etmez. Ama bu Kürtlerin kazanımına karşı olmak değil, biz Kürtlerin kazanımlarını destekliyoruz" dedi.

1 Kasım seçimlerinden sonra Rusya politikasında değişikliğe gidilip gidilmeyeceğine ilişkin değerlendirmeleri sorulan Çelik, şu yanıtı verdi:

"Bence tam tersi şöyle bir yere dönülecek. Cenevre süreçleri vardı orada alınan kararları Türkiye'de desteklemişti. Burada siz kalıcı bir şeyi, şu devletin bu kadar uçağı bu devletin bu kadar gemisi, bununla sağlayamazsınız. Burada bütün büyük devletlerin tecrübe ettiği bir durumun güncellenmesinden korkarım. Afganistan. Orada şu anda uçak bulunduran savaş gemisi bulunduran bütün devletler Afganistan'ı tecrübe ettiler. Eğer bu iş savaş uçaklarıyla, gemileriyle çözülüyor olsaydı Afganistan çözülürdü. Şimdi daha sıkıntılı bir durum ortaya çıkıyor. Meseleyi Türkiye'nin Cenevre süreçleri ve benzeri meselelerle yaklaşarak ele almazlarsa, mesele sadece savaş gemileri ve savaş uçakları bağlamındaki bir güç mekanizmasına bir takım saha hakimiyeti mantığına indirgenirse o zaman burayı çok kısa sürede Afganistan'a çevirirler."

Çelik, 21. yüzyılın probleminin bir devletin bir başka devletle savaşma ihtimalinin çok zayıf olduğunu, artık asimetrik savaştan bahsedildiğini kaydetti.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR