Üst Header Banner Reklam
 
GEÇMİŞİNE SIRTINI DÖNEN HİÇBİR MİLLET AYAKTA KALAMAZ
“Milletimiz, İradesinin Bir Avuç Azınlık Tarafından Gasp Edilmesine Sessiz Kalmayacağını Defalarca Gösterdi”
27.05.2016 23:24:19
Bu haber 532 kez okundu
GEÇMİŞİNE SIRTINI DÖNEN HİÇBİR MİLLET AYAKTA KALAMAZ

  “Milletimiz, İradesinin Bir Avuç Azınlık Tarafından Gasp Edilmesine Sessiz Kalmayacağını Defalarca Gösterdi”

Ahi Evran Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “27 Mayıs darbesiyle kurulan vesayet sistemi etkisini hâlâ devam ettirmektedir. Aynı şekilde CHP bugün de çıkar ve güç odakları üzerinden iktidar devşirme çabası içindedir. Anayasa tartışmalarında hiçbir proje sunmayan CHP’nin, içinde kan geçen cümlelerle milleti tehdit etmeye çalışması, bunun en somut delilidir” dedi.

Çeşitli programlara iştirak etmek üzere Kırşehir’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahi Evran Üniversitesi’nin kendisine tevcih ettiği fahri doktora törenine katıldı.

Üniversitenin konferans salonunda gerçekleşen, bazı bakanların yanı sıra üniversite senatosu ve öğretim üyeleri ile öğrencilerinin de hazır bulunduğu törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a fahri doktora belgesi Ahi Evran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya tarafından takdim edildi.

Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversite tarafından şahsına takdim edilen fahri doktora unvanı için Rektör Karakaya ve üniversite senatosuna teşekkür ederek, Ahi Evran Üniversitesi’nden mezun olacak öğrenciler başta olmak üzere, tüm üniversitelerden bu yıl mezun olacak öğrencileri tebrik etti ve başarılar diledi.

“TABELA ÜNİVERSİTESİ OLARAK KALACAĞINI İDDİA ETTİLER”

10 yıl önce Kırşehir’de bir üniversite bulunmadığına dikkat çekerek, başbakanlığı döneminde ile Ahi Evran Üniversitesi’ni kazandırmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde Anadolu şehirlerinde üniversiteler açtıklarında bazı çevrelerin bu üniversiteler için ‘tabela üniversitesi olacak’ dediklerini hatırlattı ve “Milletle hiçbir bağı olmayan, kendi kısır dünyalarının dışına çıkmayan, çıkamayan bu çevreler yeni üniversitelerin sadece işte az önce söylediğim gibi bir ‘tabela üniversitesi’ olarak kalacağını iddia ettiler. Ama aradan geçen süre içinde öyle olmadığını bizler ispatlamış olduk. Şehirlerimizin sosyal, kültürel ve ticaret hayatı bu üniversitelerimizin destekleri proje çalışmalarıyla daha da canlandı, zenginleşti. Yani bunun bir de ekonomik hayattaki ortaya koyduğu gelişmeler çok çok farklı bir şekilde oldu” diye konuştu.

“BAHANE YERİNE ÇÖZÜM ÜRETEREK, YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ”

Önümüzdeki süreçte üniversite ile şehir arasındaki bağı ve iş birliğini güçlendirerek bunun sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bulunduğu şehrin kalkınması; eğitim, kültür ve sosyal alanda gelişmesi için görev üstlenmeyen üniversite kuruluş gayesini tam anlamıyla yerine getirmiyor demektir. Şehrine faydası olmayan bir üniversitenin ülkeye de faydası olmaz. Bir üniversite için maddi imkânlar, teknoloji, lokasyon ve altyapı elbette önemlidir. Ancak bunların hiçbiri başarı için tek başına yeterli değildir. Esas mesele; ya bir yol bularak ya da bir yol açarak böyle bir sorumluluk bilinciyle çalışmak, çabalamaktır. Bahane yerine çözüm üreterek yolumuza yılmadan, usanmadan devam ediyoruz. Azim, inanç ve kararlılık olduğu müddetçe aşamayacağımız hiçbir engelin bulunmadığına inanıyorum.”

“GEÇMİŞİNE SIRTINI DÖNEN HİÇBİR MİLLET AYAKTA KALAMAZ”

Fahri doktora töreni öncesinde katıldığı Ahilik Haftası kutlama törenine atıfta bulunarak her yıl ülke genelinde kutlanan Ahilik Haftası vesilesiyle düzenlenen tören ve etkinliklerle önemli bir geleneğin yeniden hatırlanıp ihya edildiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ahilik gibi tarihten tevarüs edilen değerlerin, millet olarak bizi dünyadaki diğer toplumlardan ayıran temel hasletler olduğunu söyledi.

Bu değerleri günümüze taşımak, genç nesillerle buluşturmak ve bugünün şartlarına göre yeniden yorumlamak durumunda olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geleneğini unutan, geçmişine sırtını dönen hiçbir millet ayakta kalamaz. Biz tarihe geçmişte olmuş bitmiş olaylar manzumesi olarak bakmayız, bakamayız. Eğer bakarsak bu ihanet olur. Bilakis bizim için tarih, hem bugünümüze ve geleceğimize yön veren bir ilham kaynağıdır, hem de ibretlik hadiselerle dolu bir derstir. Bu yakın tarihimiz açısından da böyledir” dedi.

DÜZMECE MAHKEMELERDE VERİLEN VE VİCDANLARI KANATAN İDAM KARARLARI

Bugün Türk siyasi hayatına utanç verici bir gün olarak kazınan 27 Mayıs 1960 darbesinin 56. Yıl dönümü olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben bu vesileyle Yassıada demiyorum, yaslı adada kurulan düzmece mahkemelerde vicdanları kanatan kararlarla idam edilen Adnan Menderes’e, Fatin Rüştü Zorlu’ya ve Hasan Polatkan’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.” şeklinde konuştu.

Yassı Ada ve Sivri Ada’nın bir projeyle ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ olarak inşa edildiğini ve şu anda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin de projeyi üstlenmesiyle inşaatların devam ettiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu iki adada bizler sürekli olarak artık demokrasiyi, özgürlükleri, bu adada neler olup bittiğini tüm dünyaya anlatma imkânını da yakalayacağız. Ve burada artık fikir, düşünce, sanat, bütün bunlar burada tartışılacak, bunlar burada konuşulacak. 1960’lı yıllarda kimler ne yapmış, işte şimdi biz ne yapıyoruz bunu göstereceğiz. Hem geçmişi buradan bir ibret vesikası olarak hatırlatacağız, hem de o geçmişi devam ettirmek isteyenlere de; ‘işte sizin atalarınız bunu yaptı, biz ise bunu yapıyoruz’ diyeceğiz, bunun adımını atacağız. Onlar darbeciler tarafından darağacına gönderilmiş olsalar da, aslında hizmetleriyle, eserleriyle milletimizin gönlünde herkese nasip olmayacak müstesna bir yer edindiler. Aradan yarım asırdan fazla bir süre geçmesine rağmen bu üç demokrasi kahramanını saygıyla, şükranla, duayla yâd etmeyi sürdürüyoruz.”

“BEYAZ KEFENİMİZİ GİYEREK YOLA ÇIKTIK”

27 Mayıs 1960 darbesinin, aslında 14 Mayıs 1950 demokrasi ihtilalinin rövanşı olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, verilen ve infaz edilen idam cezalarının gelecekte aynı görevlere talip olacak siyasetçiler için bir gözdağı niteliğinde olduğunu kaydetti.

“27 Mayısçılar bugün yok mu? Bugün de var, ama artık onlar mazi oldu” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şu değerlendirmelerde bulundu: “Çünkü şimdi Menderes’in ifade ettiği gibi, biz o beyaz kefenimizi giyerek yola çıktık ve bu yolda devam edeceğiz, bu yolda inşallah özgürlük mücadelemizi vereceğiz. 27 Mayısçılar Menderes’in akıbetinin siyasetçilerin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmasını hedeflemişlerdi. 27 Mayıs darbesinin bir diğer önemli özelliği de bu süreçte CHP ve uzantılarının oynadığı roldür. Darbe ortamının hazırlanmasında, cuntacıların kışkırtılmasında ana karargâhın kışla değil, CHP Genel Merkezi olduğu artık biliniyor. Üst üste aldığı seçim hezimetlerinin ardından sandıktan ümidini kesen CHP, 1958’den itibaren sokakları karıştırarak gerilimi ve kutuplaşmayı tırmandırarak toplumun belli kesimlerini harekete geçirmiştir. Bazı üniversitelerdeki akademisyenler de öğrencilerini galeyana getirmek suretiyle bu sürece destek olmuşlardır. Darbenin temel hedefi, CHP’yi tekrar iktidara taşıyarak milleti hizaya sokmaktı. CHP’nin 1959’da 14. Büyük Kurultayı’nda kabul edilen ‘İlk Hedefler Beyannamesi’nde dile getirilen hususların tamamı, 1 yıl sonra 27 Mayıs’çıların programı hâline dönüşmüştür, burası manidardır. Milletimiz darbecilerin tüm tehditlerine rağmen kendini temsil eden insanlara sahip çıkmayı sürdürmüştür.”

“CHP, BUGÜN DE GÜÇ ODAKLARI ÜZERİNDEN İKTİDAR DEVŞİRME ÇABASI İÇİNDE”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Mayıs darbesiyle kurulan vesayet sisteminin etkisini bugün hâlâ devam ettirdiğine vurgu yaparak değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Aynı şekilde CHP bugün de çıkar ve güç odakları üzerinden iktidar devşirme çabası içindedir. Yeni anayasa tartışmalarında hiçbir proje sunmayan CHP cenahının içinde kan geçen cümlelerle milleti tehdit etmeye çalışması bunun en somut delilidir. Saygıdeğer hocalarım; şöyle başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim. Sevgili öğrenciler, aynı şekilde düşünelim. Saygıdeğer misafirler, düşünelim, eskiler ‘can çıkar huy çıkmaz’ derlerdi. Ana muhalefet partisinin genlerine sirayet etmiş bu darbeci huyun, aradan geçen 56 yıla rağmen hiçbir şekilde eksilmediğini görüyoruz. Tabii CHP’nin anlayamadığı şudur: Her ne kadar kendileri değişmese de milletimiz ve ülkemiz çok büyük bir değişim yaşadı. Onlar bunun farkında değil. Türkiye artık 1960’ların Türkiye’si değil. Milletimiz kendi iradesinin bir avuç azınlık tarafından gasp edilmesine sessiz ve tepkisiz kalmayacağını son 13-14 yılda defalarca gösterdi. Kan üzerinden sokak üzerinden, sermaye üzerinden, hatta terör üzerinden milleti terbiye etmeye yönelik tüm girişimlerden netice alınamayacağını artık herkesin anlaması gerekiyor.”

“TBMM ÇATISI ALTINDA KÜFRETMEYE HİÇBİR MİLLETVEKİLİ VE PARTİLİNİN HAKKI YOKTUR”

Geçtiğimiz günlerde ana muhalefet partisinin grup toplantısında kendisine ve iktidar partisi mensuplarına yönelik hakaret ve küfür içerikli tezahüratlarda bulunulması ile ilgili de konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Parlamento binasında bir siyasetçi konuşmasını yapıyor ve haftalık konuşmasında oraya topladığı kendi tabanını orada Cumhurbaşkanına açık ve net küfrettiriyor. Bakın bu bir küfür, bir eleştiri demiyorum, küfrettiriyor. Bir partinin genel başkanı olarak, bu küfürler arka arkaya devam ederken kalkıp da lütfen demiyor, ne yapıyorsunuz demiyor, çünkü senaryo kendisi tarafından hazırlanmış ve bu senaryonun o da bir başrol oynayıcısı. Tabi şu anda şahsım da dâhil olmak üzere, oradaki hakarete uğrayan parlamentonun üyeleri dâhil olmak üzere, hepimiz davalarımızı açtık ve bunu sürdüreceğiz. Çünkü o çatı altında küfretmeye hiçbir milletvekilinin ve hiçbir partilinin hakkı yoktur, salahiyeti yoktur. Şu anda maalesef parlamentomuzun havasında şu var: Bir siyasi terör estiriliyor. Buna müsaade edemeyiz. Bir yere kadar. Onun için de yeni düzenlemelerin çok daha farklı olması gerekiyor. Demokrasi ve hukuk dışı yollara tevessül etmek, yurt dışından icazet almak, karanlık yapılarla iş birliği yapmak, ülkemizde artık kimseyi iktidara getirmez, tam tersine felakete sürükler. Ana muhalefetin bunun idrakine varmasını, darbeci geçmişiyle hesaplayarak huyunu değiştirmesini her şeye rağmen ümit ediyorum.”

1960 DARBESİ VE BÜROKRATİK OLİGARŞİ

27 Mayıs darbesinin etkilerinin sadece o günlerle sınırlı kalmadığını, bu darbenin daha sonra neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanacak başka müdahalelerin kapısını da araladığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Mart muhtırasının, 12 Eylül darbesinin, 28 Şubat bildirisinin, 367 garabetinin, Gezi olaylarının, 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün, yol, yöntem ve hedefleri itibarıyla 27 Mayıs’la irtibatlı olduğunu dile getirdi.

27 Mayıs darbesinin sadece Demokrat Parti’nin iktidarına son vermeyip aynı zamanda bürokratik vesayeti merkeze alan yeni bir sistem kurduğunun altını çizen ve bu yeni yapının adının ‘27 Mayıs rejimi’ olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1960 darbesi sonrasında atılan tüm adımların gayesi iktidarı bir bürokratik oligarşinin kontrolünde tutmaktır. Darbeciler bunda da çok büyük oranda başarılı olmuştur” sözlerine yer verdi.

“HEMEN REJİM TARTIŞMALARI ALEVLENİYOR”

1961 Anayasasında yasama ve yargı, hem görev, hem de yetki olarak kabul edilirken, yürütmenin sadece görev olarak tanımlandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Oluşturulan bürokratik organlar ile seçilmiş hükûmetin egemenliği birlikte kullanmaları esas olarak bu getirilmiştir. Meclisin aldığı kararlar Anayasa Mahkemesi vasıtasıyla kontrol edilmiş ve gerek görüldükçe siyasi partiler kapatılmış, yasaklanmıştır. Bunun yanında, 1960 darbesinin en kötü mirası, partili cumhurbaşkanı sistemine son vererek milletin başbakanının karşısına devletin cumhurbaşkanını ikame etmesidir. Nitekim 1960 yılından sonra birkaç istisna hariç cumhurbaşkanlığı görevine hep bu anlayışın ürünü isimler getirilmiştir, ‘istediğimiz gibi yönetelim.’ Dikkat ederseniz, burada muhafaza edilmeye çalışan hiçbir zaman Cumhuriyetin temel ilkeleri demokrasi ve hukuk olmamıştır, böyle bir şey yok. Bilakis sadece millet iradesini referans alan 1924 Anayasasını ortadan kaldıran 27 Mayıs rejimi korunmaya çalışılmıştır. Türkiye ne zaman bu vesayet rejimini halk iradesine dayanan bir sistemle değiştirmek istese, hemen rejim tartışmalarının alevlendirildiğini görüyoruz. Düğmeye basılmışçasına birileri hemen ‘rejim elden gidiyor, Cumhuriyetin kazanımları tehlikede’ diye ortalığa ayağa kaldırıyorlar. O birileri de zaten belli, yani farklı yerlerde aramaya gerek yok, adres belli. Aslında bu kesimler yönetim sistemi değişikliğiyle tehlikeye girenin demokratik rejim değil, 27 Mayıs rejimi olduğunu çok iyi biliyorlar. Cumhuriyetin değil, bir avuç azınlığın kazanımlarının tehlikede olduğunun bu gürültüyü çıkartan veya çıkarttıranlar çok iyi farkında.”

“MİLLETİMİZİN YENİ 27 MAYISLAR VE ACILAR YAŞAMASINA RAZI OLMAYIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, 23 Nisan’da TBMM’de gerçekleştirilen oturumda ana muhalefet partisi liderinin yaptığı konuşmaya işaret ederek şu eleştirilere yer verdi: “Ana Muhalefetin başındaki zatın yaptığı konuşmayı gördük, ne diyor? ‘Çoğunluk azınlığa tahakküm edemez veya çoğunluk azınlığı yönetemez.’ Ne demek? Arkasında ne yazıyor? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk.’ Şimdi bir taraftan millet size ‘Al ülkeyi sen yönet’ diyor, beyefendi de çıkıyor, ‘hayır, yönetemezsin’ diyor. Ne olacak? Yönetimi beraber paylaşacağız diyor. Var mı öyle şey? Millet sana vermişse o yönetme idaresini, eğer sen o yönetme idaresini kullanmazsan sana bu reyi veren halkına sen saygısızlık yapmış olursun. Verdiği yetkiyi ne yapacaksın? Sonuna kadar yine yasalar içerisinde kullanacaksın. Olayın aslı budur. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ha, bu demek değil ki, ‘sen kalk azınlıkların hakkını koruma’; azınlıkların hakkını korumak başka bir şey, ama onlarla beraber yönetmek başka bir şey. Kendi çıkarlarını korumak adına ‘kan dökmek’ dâhil… Bakın ne diyor? ‘Kan dökülür’ diyor. Şimdi ‘bizim kanımızı dökmeleri lazım’ diye çevirmeye başladılar. Çünkü manevra yapmayı çok iyi biliyor; akşam başka, sabah başka. Her türlü insanlık dışı yolu göze almalarının temel sebebi budur. Ancak biz buna izin vermeyeceğiz, milletimizin yeni 27 Mayıslar, yeni acılar yaşamasına razı olmayız. Gençlerimizin iktidar hesaplarının piyonu olarak kullanılmalarına müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Geleceğimizin teminatı olan büyük Türkiye’nin neferleri olan tek bir evladımızın bile kan tutkunu siyaset vampirleri elinde heba olmasına göz yummayacağız.”

“DEMOKRASİMİZ, BAŞKANLIK SİSTEMİ DÂHİL HER TÜRLÜ TARTIŞMAYI YAPACAK OLGUNLUĞA ERİŞMİŞTİR”

Törende bulunan öğretim üyelerine hitaben, “Bütün gençlik size emanet. Biz hizmetkârınız olacağız, biz bütün bu fiziki mekânları her geçen gün daha iyi bir noktaya inşallah taşıyacağız; ama yoğun bir şekilde de inşallah gençliğimizi süratle yetiştirmemiz lazım” diyerek seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülke, bu millet inşallah kendi anayasasını yapacak, yönetim sistemine karar verecek salahiyete güce ve özgüne sahiptir. Milleti mümeyyiz görmeyenler yanıldıklarının farkına er ya da geç varacaklar. Demokrasimiz başkanlık sistemi dâhil her türlü tartışmayı yapacak olgunluğa erişmiştir, hiç şüphem yok. Önümüzdeki dönemin bu bakımdan ülkemiz ve milletimiz için bir dönüm noktası olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR