Üst Header Banner Reklam
 
Hep Beraber Terörün Her Türlüsüne Karşı Çıkalım
Orada artık bir devletin varlığını göstermesi, kamu düzenini teminat altına alınması ve milletin ortak bir ses ile bütün bu tuzaklara karşı sesini yükseltmesine ihtiyaç vardı.
24.08.2015 19:39:58
Bu haber 587 kez okundu
Hep Beraber Terörün Her Türlüsüne Karşı Çıkalım

 Teröre Karşı Birliktelik Çağrısı

Başbakan Davutoğlu, "İlgili kesimlere, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunmak istiyorum, hep beraber terörün her türlüsüne karşı çıkalım" dedi.

Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nde Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu yönetimini kabul etti.

Kabulde konuşan Davutoğlu, "Son 12 yılda bütün acıların bitmesi için her türlü tedbiri aldıklarını, olağanüstü hali kaldırdıklarını, bütün yanlış uygulamaları, bütün antidemokratik uygulamaları son erdirdiklerini" söyledi.

Şikayetlerin hepsinin tek tek ele alındığını, hepsine çözüm bulunmaya çalışıldığını, 1990'lı yıllarda hayal bile edilemeyecek adımları karalılıkla ve cesaretle attıklarını ifade eden Davutoğlu, temel hakların sağlanmasına yönelik adımları anlattı.

Gelen talepleri, çağdaş hukuk devleti bağlamında çözmek için yola koyulduklarını dile getiren Davutoğlu, 2013'te son bir hamleyle silahlı unsurların ülkeyi terk etmesini istediklerini kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, 2103 yılı Mayıs ayında Türkiye'den geri çekilmesine karar verilen unsurların, aksine son 2 yılda saldırılarını artırmak için yığınak yapma teşebbüsünde bulunduklarını ve uluslararası çevrelerin desteğini arkasına alan terör örgütünün, Türkiye'yi de Suriye ve Irak'taki sahnelere benzetmek için harekete geçtiğini söyledi.

"Burada gri alan yoktur"

Birbirleriyle savaştığını söyleyen üç terör örgütünün, 20-23 Temmuz arasında aynı anda harekete geçtiğini ifade eden Davutoğlu,  şöyle devam etti:

"Orada artık bir devletin varlığını göstermesi, kamu düzenini teminat altına alınması ve milletin ortak bir ses ile bütün bu tuzaklara karşı sesini yükseltmesine ihtiyaç vardı. 23 Temmuz'da aldığımız kararlar çerçevesinde kim kamu düzenini bozuyorsa, kim vatandaşlarımızın yaşama hakkını tehdit ediyorsa, kim vatandaşlarımızdan haraç alıyorsa, kim gençlerimizi dağlara kaldırmak üzerinden gençlerimizin geleceğini karartıyorsa, bütün o odaklara karşı kesin bir talimat verildi ve harekete geçildi.

İster DEAŞ şeklinde olsun, ister PKK şeklinde olsun, Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın çocuklarını kendi kör ideolojileri adına tutsak etmeye çalışanlara karşı mücadelemiz sürecek. DEAŞ adı altında dinimizi istismar ederek çocuklarımızı Suriye'ye götürenler de PKK adı altında Kürt kardeşlerimizin hissiyatını istismar ederek gençlerimizi Kuzey Irak'a götürenler de aynı şekilde devletimizin kararlı tutumu karşısında boyun eğmek zorunda kalacaktır. Burada gri alan yoktur, gri alan demokraside olur. Herkes şu veya bu görüşte fikirlerini ifade eder, kimse mutlak şekilde kendisinin haklılığı üzerinden diğerinin düşüncelerine sınır getiremez. Ama hayat hakkı, özgürlükler söz konusu olduğunda, nesillerimizin geleceği söz konusu olduğunda herkesin demokratik hukuk devleti kurallarına gelmesi lazım.

Buradan bir kez daha ilgili bütün kesimlere, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunmak istiyorum, gelin hep beraber terörün her türlüsüne karşı çıkalım. DEAŞ terörüne nasıl karşı çıktıysak PKK terörüne de karşı çıkalım. Etnik ayrımcılığa nasıl karşı çıktıysak, dini ayrımcılığa da karşı çıkalım, mezhebi ayrımcılığa da karşı çıkalım."

"Herkes meşru, siyasal platforma gelsin, orada her şeyi tartışalım"

Başbakan Davutoğlu, bu kararlılıkla son dönemde kamu düzenini ihdas etmek için harekete geçtiklerini belirterek, koruculara şöyle seslendi:

"Sizler geçici bir misyonun yolcuları değilsiniz. Aslında sizler Anadolu'nun, Mezopotamya dağlarını, yaylalarını, mezralarını korurken, aslında kendi evinizi koruyorsunuz, nefes aldığınız özgürlük atmosferini koruyorsunuz. Birileri gelip, 'O yaylalarda, mezrada, köylerde, kırsalda, ilçelerde, buralarda sadece benim dediğim olur, sadece ben hükmederim, ben insanlara baskı uygular, barajların yolların inşaatını engellerim, haraç alırım' diye eşkıyalık, bugünkü adıyla terör yapmaya kalktığında, siz yiğit insanlar, 'Hayır, bu yaylalar, bu mezralar sizlerin değil, bizim ve hepimizin ortak alanıdır, buralara sizleri sokmayacağız' dediniz. İşte şimdi bu çağrıyı bir kez daha yapmanın vaktidir. Herkes meşru, siyasal platforma gelsin, orada her şeyi tartışalım. Kim, birinin özgürlük alanını daraltırsa, onun karşısında omuz omuza verelim. Ama kim, terörü bu millete musallat olan bir bela olarak üzerimizde Demokles'in kılıcı gibi kullanmak isterse o kılıcı alır ve kırarız."

"Bu çabalarda korucuların verdiği kahramanca mücadeleyi takdirle andığını" söyleyen Davutoğlu, geçen hafta GATA'da tedavi gören gazi koruculara yaptığı ziyareti anlattı.

Yaralı koruculardan birinin eşini aradığını ve Kürtçe bilen kadınla, çocuklarının tercümesi aracılığıyla konuştuğunu söyleyen Davutoğlu, "Kardeşimizin gönlündeki Türkiye sevgisini, kardeşlik duygusunu, Kürtçe ve Türkçe ayırabilir mi? Bir kez daha bütün gazi korucu kardeşlerime milletim adına teşekkür ve minnet duygularımı ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nde Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu yönetimini kabulünde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ve bulunduğu bölgenin değişen şartları içinde köylere, kasabalara, şehirlere ve bir bütün olarak Türkiye'ye sahip çıkmanın yol ve yöntemlerini istişare etmeye karar verdiğini dile getirdi.

Anadolu, Mezopotamya ve Rumeli coğrafyasının kardeş olarak yan yana yaşamış kavimlerin, tek bir millet olma şuuruyla, aynı havayı teneffüs ettiği, aynı kıbleye yöneldiği, aynı değerleri savunduğu, aynı gönül dilini konuştuğu asırlara şahit olduğunu ifade eden Davutoğlu, zor dönemlerin de şanlı zaferlerin de omuz omuza, birlikte yaşandığını kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, "Bu topraklarda parçalı kaderler olmadı. Birinin kaderi diğerinden farklı olmadı. Eğer değişik kavimler, etnik, mezhebi gruplar, aşiretler, boylar, obalar bir arada, omuz omuza olmuşlarsa parlak geleceğe birlikte yürüdüler. Eğer parçalanmışlarsa, dışarıdan ve içerinden bir takım unsurlarca 'Sen şu obadansın, şu aşirettensin, şu etnik kökendensin, şu mezheptensin, diğerleriyse farklı. Onlara karşı kendi kavminle, kendi aşiretinle beraber ol' diye bir çağrı olmuş ve buna yönelinmişse büyük acıları, kardeş acılarını hep beraber yaşadık" diye konuştu.

Fırat, Dicle, Sakarya, Tuna ve Nil'in kenarlarında Türk, Kürt, Sünni, Alevi ve Arapların hep beraber, nice büyük mimari eserlere imza attığına, nice büyük medeniyet birikimleri gerçekleştirdiğine tarihin şahit olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Bu tarih bizim ortak tarihimiz. Kimliklerimiz, örf ve ananelerimiz farklı olsa bile tek bir inancın, tek bir tarihi geçmişin ve en önemlisi ortak kaderin varlığı ve bilinciyle birlikte yaşadık" değerlendirmesini yaptı.

"Kardeşi kardeşten ayırmaya, eti tırnaktan koparmaya çalışanlar çıktı"

"Zorlukların birlikte aşıldığını, Çanakkale Savaşı'nda omuz omuza verildiğini, Kut'ül Ammare'de, Irak'ın ortalarında Türk, Kürt, Arap, Türkmen, Sünni, Alevi, Şiiler tarafından beraberce kadim bir medeniyetin savunulduğunu" söyleyen Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Dışarıdan ve içeriden şer odakları, bu birliktelikleri bozmak için çok büyük çabalar da sarf ettiler. Çok ciddi yüzleşmelerin, hesaplaşmaların olduğu bir dönemde, kardeşi kardeşten ayırmaya, eti tırnaktan koparmaya çalışanlar çıktı. Bunlar bazı ülkelerde de başarılı oldular. Bugün Suriye ve Irak'a baktığınızda, nice parçalanmışlıkların, acıların bütün şehirleri, köyleri, kasabaları, dağları birbirinden ayırdığını görürsünüz.

İşte böyle bir kritik dönemde, böyle bir kritik aşamada Türkiye, bütün vatandaşlarının eşit hukukuna riayet eden, demokratik bir ülke olarak, çevredeki bütün parçalanmalara, ekonomik krizlere rağmen istikrarın, demokrasinin, özgürlüklerin, kamu düzeninin hakim olduğu ve çevrede hangi ülkede problem varsa, oradan kaçanların sığındığı bir emin diyar olduğu günleri yaşadık. Suriye'de başı sıkışan bir Arap, bir Kürt, bir Türkmen, Irak'ta başı sıkışan bir Yezidi, bir Arap, bir Kürt yönünü nereye dönüyor? Emin bir belde aradığında, özgürce yaşamak istediğinde, nefes alıp verdiğinde üzerine bomba yağmadığı günleri düşlediğinde yönünü Türkiye'ye dönüyor.

Halepçe'de Kürt kardeşlerimiz katledildiğinde Saddam tarafından, 500 bin kardeşimiz Mezopotamya'dan Anadolu'ya doğru yürüdü. Esed'in zulüm uçakları Halep'in üzerine geldiğinde, İdlib'e, Rakka'ya geldiğinde yine kabileler, kavimler halinde, fevç fevç Arap, Kürt, Türkmen Anadolu'ya doğru yürüdü. Sizler Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın yiğit insanlarısınız. Sizler bu emin beldenin koruyucularısınız. Tabiriniz literatüre 'köy korucusu' olarak geçmiş olabilir, sizler bu toprakların emin olması için, gönüllerin koruyucususunuz."

"Suruç saldırısı doğrudan Türkiye'ye yapıldı"

Başbakan Davutoğlu, insanların sığınacak bir diyar arayıp Türkiye'ye yöneldiği dönemlerde birilerinin, Türkiye'yi karıştırmaya çalıştığına vurgu yaparak, "Demokratikleşmenin, istikrarın hakim olduğu son 12-13 yıl içinde elde ettiğimiz bütün kazanımları göz ardı ederek, bu kazanımları yok edip, kardeşi kardeşe kırdırmak için Türkiye'ye bir terör dalgası halinde saldırıda bulunuldu" dedi.

Suruç'taki saldırının sadece orada bulunanlara değil doğrudan Türkiye'ye yapıldığını dile getiren Davutoğlu, "Aynı gün Adıyaman'da bir askerimizin şehit edilmesiyle başlayan süreçte, PKK'nın günlerce yürüttüğü saldırılarla şehit ettiği askerler ve polislerimiz, sadece o terör kurbanları değil, o saldırılar bütün bir milletimize yönelik saldırılardı. Hepinize dönük saldırılardı. Yine DHKP-C'nin, bütün bu tabloları teşvik ve tahrik edercesine şehirlerde yürüttüğü faaliyetlerde de aynı hedefin gözetildiğini gördük."

Türkiye'nin huzuru ve kardeşliği ile ülkenin her yerindeki insanların "gönüldaşlık" duygusunun yok edilmeye çalışıldığını belirten Davutoğlu, son 30-35 yıldır Doğu, Güneydoğu Anadolu ve hatta ülkenin her yerinde Türk'ü Kürt'ten, Zaza'yı Anadolu çocuklarından ayırmak için büyük komplolar kurulduğunu dile getirdi.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"12 Eylül döneminin ve daha önceki dönemlerin ret ve asimilasyon politikalarına karşı çıktığımızı, bu politikaların bir takım haksızlıklara yol açtığını hep söyledik. Bir tarafta bu yanlış politikaların getirdiği birikim ama diğer tarafta insan onuruna hiçbir şekilde saygı göstermeyen, insanoğlunun yaşama hakkını yok sayan, çağdışı, Marksist, Leninist bir örgütlenmeyle Kürt kardeşlerimizin hakkını savunuyor görüntüsü altında önce Kürt vatandaşlarımıza zulm eden bir terör örgütü. 35 yıldır çok büyük acılar yaşadık, çok ciddi sancılı dönemlerden geçtik.

Sizler ilk kez 1985 yılında 'köy korucuları' olarak adları duyulan ve sadece köyleri, yaylaları, mezraları değil kendi onurlarını koruyan yiğit insanlar olarak mücadeleye katıldığınızda, aslında bir çağrıya, yüreğinizden ve tarihin derinliğinden gelen bir çağrıya da kulak vermiş oldunuz."

"Nesillerin geleceği karartıldı"

O günden bu güne can güvenliği ve yaşama hakkının tehdit altında olduğunu belirten Başbakan Davutoğlu, bazen Diyarbakır'da bir dershanenin önünde, bazen bir kırsalda, bazen İstanbul'da terörün kanlı boyutuyla sahneye çıktığını, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi demeden insanların can güvenliğini yok ettiğini söyledi.

Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu temsilcilerine, "Sizlerin, her birinizin ailesinden nice şehitler verildiğini ben biliyorum. Nice kahramanlık destanları yazıldığını da biliyorum" diye seslenen Davutoğlu, yaşama hakkının olmadığı yerde her türlü tehlikenin söz konusu olabileceğine dikkati çekti. Yaşama hakkının kamu düzeniyle teminat altına alınabileceğini kaydeden Davutoğlu, "Kamu düzeni yoksa kimse kendi geleceğinden, yarınından emin olamaz" ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, nesillerin geleceğinin karartıldığına da işaret ederek, şunları söyledi:

"Diyarbakır Anneleri'ni Ankara'da kabul ettiğimde, o annelerin yüreğinden gelen sesi hala hatırlıyorum. 'Çocuklarımızı kurtarın' diye sesleniyorlardı. Kimdi bu çocuklar? Bu çocuklar, bu topraklara özgür olarak doğmuş, batıda doğan çocuklardan hiçbir farkı olmayan, Allah şahit ki bizim nazarımızda batıdaki, Rumeli'deki çocuklardan hiçbir şekilde ayrı gözetilmeyen masum çocuklardı. Onları bir terör örgütünün kan ve ölüm makinesi, robotları haline dönüştürenler insanlık suçu işliyorlar. Hem vatandaşlarımızın hem de gelecek nesillerin can güvenliği terör örgütü tarafından doğrudan hedef alındı.

Yine bu çerçevede, asırlarca süren kardeşliğimiz, birlikteliğimiz hedef edildi ve insanlarla buluşup şereflendiği o mekanlarda bir şekilde, demografik değişiklik yapılma çabaları söz konusu oldu. Nüfuslar üzerine yapılan baskılar, göç için yapılan baskılar, hani 90'lı yıllar için, çatışma ortamında anlatılan neler varsa, aynısının bu kez farklı bir cihetten yapılması yönünde olağanüstü çaba sarf edildi. Köyler, şehirler, ırmaklar ve meralar, oralarda yaşayan insanlardan koparılmaya çalışıldı."

Çankaya Köşkü'nde, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu yönetimini kabul eden Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, korucuların varlığının, bu topraklardaki gönül sesinin, yiğit yüreğinin kendilerine büyük kıvanç ve onur verdiğini dile getirdi.

"Bütün şer odaklarına" seslenen Başbakan Davutoğlu, "Ne tuzak kurarsanız kurun, dışarıdaki ağababalarınız neyi söylerse söylesin, bu topraklardaki Türk, Kürt, Zaza, Sünni, Alevi kardeşliği ebediyen sürecek. Siz kimleri arkanıza alırsanız alın, hangi odaklardan 'Gidin Türkiye'yi karıştırın' diye talimat alırsanız alın, işte bu yiğit Anadolu ve Mezopotamya insanları var ya onlar sizin karşınızda, o talimat aldığınız odaklara da ders vermeye kararlıdır" diye konuştu.

Silahlı kuvvetlerin, emniyet birimlerinin kahramanca mücadele ettiğini aktaran Davutoğlu, bütün şehitlere Allah'tan rahmet diledi. Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her şehit haberinin yüreğimize nasıl bir ateş gibi düştüğünü ancak yaşayanlar bilir. İster emniyet görevlisi ister asker ister korucu, tek bir olay haberi geldiğinde gece yarısından itibaren sabaha kadar nasıl niyaz içinde olduğumuzu, nasıl büyük bir ızdırap ile uykusuz kaldığımızı Allah bilir. Bugün şehit cenazelerini istismar edenler, bu ülkenin birliği, beraberliği için bir damla alın terini dahi dökmemiş olup şimdi ahkam kesenler var ya onlar da o şehitlerimizin ruhlarına büyük bir ızdırap veriyorlar. Şehitlik makamı, makamların en yücesidir."

"78 milyonun kardeşliğinin sözcülüğünü yapacağız"

"Gerektiğinde bütün milletin Çanakkale'de, Kut'ül Ammare'de, Sarıkamış'ta omuz omuza herkesin onuru için şehadete yürüdüğünü" tarihin, insanlığın bildiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki bir taraftan gencecik masum Anadolu Mezopotamya çocuklarını dağa kaldıran terör örgütü ve aynı anlarda Türkiye'nin diğer köşelerinde büyüyen gençleri tehdit eden terör saldırıları diğer taraftan da bu çatışmalardan siyasi menfaat uman, şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmaya kalkan bazı bedhahlar. Türkiye'de şiddetten, terörden kim besleniyorsa onlara karşı biz sizlerle birlikte omuz omuza muhabbetin sözcülüğünü yapacağız. Sevginin, aşkın, et ve tırnak gibi iç içe geçmiş 78 milyonun kardeşliğinin sözcülüğünü yapacağız."

Zor bir yolda ve fedakarlıklar gereken aşamada olduklarını dile getiren Davutoğlu, fedakarlık yapılmaması halinde gelecek nesillere emniyet içinde bir ülke bırakılamayacağını söyledi. Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Sizlerin her türlü fedakarlığa hazır olduğunu biliyorum ama omuz omuza bütün bu tehlikelere karşı gerekli mücadele vererek onları defedip, bertaraf ettikten sonra çok daha güzel günlere barış ve demokrasi içinde birlikte yürüyeceğiz.

Yürütülen operasyonlar kesinlikle herhangi bir etnik ya da mezhebi gruba ya da vatandaşa karşı değildir. Ne Türkiye'de ne Irak'ta tek bir sivilin zarar görmemesi için her türlü tedbirin alınması talimatını verdik. Operasyonların tek hedefi, nasıl DEAŞ'a yönelik operasyonlar Araplara, Sünnilere karşı değilse, PKK'ya dönük operasyonlar da Kürtlere, Sünnilere ya da Alevilere karşı değildir. Hepsi sadece ve sadece terör örgütüne karşıdır. Sizler bu anlamda verilen mücadeleye yaptığınız katkıyla öylesi istismarların önüne geçmemize büyük bir imkan sağlıyorsunuz."

"Allah bu topraklarda evlat acısına son vereceğimiz günleri göstersin"

Davutoğlu, bu coğrafyanın ve milletin zor günler gördüğünü, omuz omuza verdiğinde zor günleri dayanışma bilinciyle aştığını dile getirdi.

Terörün baskıcı zulmü karşısında kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışanların tuzakları karşısında verilen mücadelede şehit düşenleri rahmetle, gazilik mertebesini kazananları ve ailelerini minnetle andığını belirten Davutoğlu, "Allah bu topraklarda evlat acısına son vereceğimiz günleri inşallah bize göstersin. Kim olursa olsun, hangi kimlikle olursa olsun hiçbir annenin evlat acısı çekmediği, hiçbir anne yüreğine evlat acısı ateşinin düşmediği günler için hep beraber çalışmak durumundayız"dedi.

Başbakan Davutoğlu, koruculardan köylerine, yaylalarına döndüklerinde selam iletmelerini isteyerek, "Deyin ki, Çankaya'dan, Ankara'dan, cumhuriyetin kalbinden dağlara, yaylalara, Fırat'a, Dicle'ye, Tendürek'e, Ağrı'ya, Cudi'ye selam var, barış selamı, kardeşlik selamı var. Barışa ve kardeşliğe kimler zarar verirse onlara karşı hep beraber omuz omuza verme selamı var. Allah kardeşliğimizi daim eylesin, birliğimizi, beraberliğimizi kaim eylesin, devletimize ve milletimize zeval vermesin" ifadesini kullandı.

İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz de kabulde hazır bulundu.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR