Üst Header Banner Reklam
 
HÜKÜMETİ CİDDİYETE DAVET EDİYORUZ
“Saldırının Türkiye’de meydana geldiği bellidir, saldırıyı kınıyorum.”Sonra Başbakan ve diğer yetkililer çıktılar, onlar da “Saldırıyı şu örgüt yaptı, şahsın adı şudur”
25.02.2016 16:49:36
Bu haber 285 kez okundu
HÜKÜMETİ CİDDİYETE DAVET EDİYORUZ

 MEVCUT CUMHURBAŞKANI VE AKP, TÜRKİYE İÇİN CİDDİ BİR MİLLİ GÜVENLİK TEHDİDİNE DÖNÜŞTÜ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, “Mevcut Cumhurbaşkanı ve AKP, Türkiye için ciddi bir milli güvenlik tehdidine dönüşmüş durumda. Bütün dünyanın terörist olarak gördüğü cihatçılar için Türkiye’nin milli menfaatlerini, birliğini ve vatandaşının can güvenliğini feda etmeye hazır. Bundan çok acil vazgeçmeliler. Türkiye’nin feda edecek bir canı dahi yoktur.” diye konuştu. Genel Başkan Yardımcısı Böke’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısı şöyle:

 

DEVLET EN TEMEL GÖREVLERİNİ YERİNE GETİREMEZ HALE GETİRİLDİ

 

Değerli arkadaşlar, sevgili izleyenlerimiz, öncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum.

 

Tam 7 gün önceydi, 29 canımızı Ankara’nın kalbinde, Ankara’nın güvenlik merkezinde, Türkiye’nin başkentinde kaybettik. 7 gün sonra bir kez daha kendilerine Allah’tan rahmet diliyoruz ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.

 

Biz bugün MYK’da Türkiye’nin yaşadığı ciddi yönetim krizini ve bu yönetim krizinin aşılması için Türkiye’nin çok acil olarak ihtiyaç duyduğu çözüm önerilerini tartıştık ve bunlar üzerinde detaylı bir değerlendirme yaptık.

 

AKP tarafından devlet en temel görevlerini yerine getiremez hale getirildi. Çünkü AKP’nin tek bir kaygısı var. O kaygı da kendi iktidarını devam ettirme kaygısı. Bunun için de her şeyi iç politikada bu devamlılığı sağlayacak, partizan çıkarları sürdürülebilir kılacak şekilde okuyor, tasarlıyor ve böyle algılanması için de yorumluyor.

 

Dolayısıyla Türkiye’de sorunun kendisi AKP, sorunun kendisi AKP’nin tek adam rejimi. Mesele yanlış politikaların uygulanmasıyla sınırlı bir mesele değil. Sadece yanlış politikalar uygulanmıyor, aynı zamanda ülke değil, parti çıkarlarına göre belirlenen bir dizi politika uygulanıyor. Bunu yaşamımızın tüm alanında, günün her anında, Türkiye’nin her köşesinde hissediyoruz.

 

Bugün Türkiye’nin en büyük güvenlik açığı AKP iktidarının ta kendisidir. Bugün Türkiye’nin refahının önündeki en büyük engel, yandaş sermayenin iktidarı olan AKP iktidarının ta kendisidir. Bugün Türkiye’nin milli birlik ve beraberliğinin önündeki tek engel ayrıştıran, kutuplaştıran, ötekileştiren AKP iktidarının ta kendisidir.

 

Bunun bir çözümü var. Türkiye’nin vakit kaybetmeden ‘Önce Türkiye’ diyen, tüm Türkiye’yi kucaklayan, milli birlik ve beraberliği sağlayabilecek, kimlik siyasetinin ötesine siyaseti taşıyabilecek bir yaklaşımı Türkiye’de uygulamak. Bunu da ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi yapabilir.

Bir tarafta tek derdi iktidara tutunmak olan AKP var. Partizan siyaset yapıyor. Her politika alanını ülke çıkarına göre değil, kendi çıkarına göre tanımlıyor. Öte yandan sol olmak iddiasında olan bir muhalefet partisi kimlik siyaseti yapıyor, terör örgütleriyle arasına bırakın mesafe koymayı 29 canımızı alan teröristlerin taziye çadırına gidiyor.

 

Bir başka muhalefet partisi var ki o da kendini iktidara eklemlemiş, başka bir kimlik siyasetine kendisini sıkıştırmış muhalefet dahi yapmıyor.

Tüm Türkiye’yi kucaklayabilecek, partizan siyaset yapmayan, kimlik siyaseti yapmayan tek bir parti var o da Cumhuriyet Halk Partisi.

 

AKP döneminde devlet, anayasanın 5. maddesinde tanımlanan görevlerini yerine getiremez hale getirildi. Anayasanın 5. Maddesinde; en temel, hepimize her gün dokunan 3 fonksiyonu devletin yerine getirmesi gerekiyor. Güvenlik, refah ve toplumsal bütünlük.

 

SON 19 YILIN EN BÜYÜK TERÖR FATURASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ

 

Önce güvenlik. Türkiye gelinen noktada cumhuriyet tarihinin en büyük güvenlik problemiyle karşı karşıya. Bakın neler oluyor? Son bir haftada ülkemizde 42 terör eylemi gerçekleştirildi, bir haftada. Ankara saldırısı dahil son bir haftada verdiğimiz şehit sayısı 40. 40 canımızı kaybettik. Son 8 ayda 356 vatandaşımız şehit oldu. Canlı bombalar bütün Türkiye’de patlıyorlar.

 

Anımsayalım, 5 Haziran 2015 Diyarbakır’da mitingde bomba patladı canlı bomba. 5 ölü, 400’ün üzerinde yaralı var.

 

Hatırlayalım, 20 Temmuz 2015 Suruç. 34 gencimiz bir canlı bombanın sonucunda öldüler.

 

Hatırlayalım, çok uzak değil 10 Ekim 2015, çok uzak değil, Ankara Garı’nda canlı bomba patladı ve biz 107 canımızı kaybettik. 500’ün üzerinde yaralı var.

 

Çok uzak değil 12 Ocak 2016, Sultanahmet canlı bomba. 10 kişi hayatını kaybetti, 15 yaralımız var.

 

Çok uzak değil buradan birkaç kilometre, çok uzak değil, daha 7 gün önce canlı bomba patladı 29 canımızı kaybettik, onlarca yaralımız var.

 

Son 19 yılın en büyük terör faturasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’de ciddi bir güvenlik açığı var. Vatandaşımızın sokakta can güvenliği yok. Çocuklarımızın okulda can güvenliği yok. Sınırlarımızın herhangi bir güvenliği yok. Bunu yapan da AKP iktidarının ta kendisi. Geçen hafta başkentin ortasında, buradan bir el uzaklıkta, Ankara’nın güvenlik kalbinde, Türkiye’nin merkezinde, istihbaratı olduğu söylenmesine rağmen canlı bomba patladı.

 

HÜKÜMETİ CİDDİYETE DAVET EDİYORUZ

 

Peki bu saldırı olduktan sonra ve bir hükümet için başlı başına skandal olan böyle bir olay gerçekleştikten sonra, ülke çıkarını gözeten bir iktidardan ne yapmasını beklersiniz? Ben size söyleyeyim, olayı ciddiye almasını bekleriz. Siyasi sorumluluğu olduğunu hatırlamasını bekleriz. Bir hesap vermesi gerekiyorsa bu hesabı vermesini bekleriz. Soğukkanlılıkla bütün detaylarıyla olayı incelemesini ve vatandaşının huzur ve güvenini hiç olmazsa bundan sonra sağlayacak önlemleri, bu incelemeler sonucunda ortaya koymasını bekleriz. Failleri iç ve dış kamuoyunda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymasını bekleriz. Ancak bunlar olursa yeniden güven, yeniden huzur dememiz mümkün olacaktır.

 

Ülkesinin çıkarını düşünen, vatandaşının can güvenliğini düşünen, kendini değil, burayı düşünen bir iktidar bunu yapardı. Peki ne yapıldı? İçişleri Bakanı çıktı hepimizle alay edercesine, biz ondan tatmin edici bir açıklama beklerken o koltuğun sorumluluğunu bilerek şöyle bir şey söyledi: “Saldırının Türkiye’de meydana geldiği bellidir, saldırıyı kınıyorum.”Sonra Başbakan ve diğer yetkililer çıktılar, onlar da “Saldırıyı şu örgüt yaptı, şahsın adı şudur” diye çeşitli açıklamalar yaptılar. Öte yandan bir başka terör örgütü çıktı, “Bir dakika ben yapmıştım” dedi ve başka bir isim ifade edildi. Ve ne acıdır ki; sonra DNA testi yapıldı ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin söylediği değil, bir terör örgütünün söylediği isim bombacının ismi çıktı. Hükümetimizin değil, bir terör örgütünün. İlk gün faili böbürlenerek açıklamış olanlar da çıktılar aymaz bir şekilde “İsim önemli değil canım” dediler. Hükümeti ciddiyete davet ediyoruz. Bu güvenliği sağlamak sizin göreviniz ve Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye devletini bu derece ciddiyetsiz yönetmeye hiçbirinizin hakkı yok. Bu nasıl bir ciddiyetsizlik? Türkiye Cumhuriyeti devleti nasıl böyle küçük bir duruma düşürülebilir? Bu yaklaşıma sahip bir iktidarın yönettiği bir ülkede vatandaşlar kendini nasıl huzurlu ve güvende hissedebilirler? Bu kaygıları gidermesi gereken iktidarın kendisidir. Oysa iktidar bu kaygıların kaynağı haline gelmiş, Türkiye’nin temel sorunu olarak ortada durmaktadır. İnsanlarımız ölüyor, yüreğimiz yanıyor ve Türk halkı bombacının kimliğini hükümetten değil, bir terör örgütünden öğreniyor. Bu devlet ne iş yapıyor? Bu hükümet devleti nasıl yönetiyor?

 

Hale bakın, sınırlar delik deşik, ülkeye giren çıkan belli değil. MİT sosyal medyada hakaret peşinde koşuyor, böylece cihatçılar cirit atıyorlar. İçişleri Bakanı taziye ve kınama yayınlıyor, emniyet deseniz derdi Artvin’de vatanını, toprağını savunana biber gazı sıkmak. Ve bunlar yetmezmiş gibi bir de failleri yanlış ilan edecek kadar da şaşırmış ve ne yaptığını bilmez bir iktidarla karşı karşıyayız.

 

DEVLETİN ÇİVİSİ NASIL BU KADAR ÇIKARTILABİLİYOR?

 

Burada hepimizin düşünmesi gereken ve sormamız gereken şöyle bir soru var. Bu kadar hata üst üste nasıl yapılabiliyor? Bir devletin çivisi nasıl bu kadar çıkartılabiliyor? Esasında cevap çok açık. Bugün Türkiye’yi kendi çıkarlarını, kendi iktidar hesabını ülkenin ve vatandaşının çıkarlarının önüne koymuş olan bir hükümet yönetiyor. Cevap bu kadar açık, bu kadar net. Ülkesinin çıkarını ön plana koyan bir hükümet saldırının gerçek failini bulmaya, hesap sormaya odaklanır. Vatanını koruyan vatandaşından değil soracağın hesap ey bakanlar! Soracağınız hesap, vatandaşınızın canını sokakta alan bombacılara nasıl olup izin verdiğinizin hesabıdır.

 

Peki AKP’nin derdi ne? İlk andan itibaren, bilip bilmeden, kendi rezil Suriye politikalarını aklamak için bir fırsat olarak değerlendirdiler bunu. İçeride ve dışarıda kendilerine bir fırsat olarak gördükleri 29 canımız vardı. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Bu ciddiyetsizlik, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu duruma düşürmüş olan bir iktidar asla kabul edilebilir değil.

 

AKP İÇİN SADECE KENDİ ÇIKARLARI VAR

 

Bakın bunlar oldu, AKP sadece kendi çıkarını düşündüğü için böyle bir acı olayı kendisini aklama fırsatına dönüştürdü.

 

Değerli arkadaşlar, bununla da sınırlı kalmıyor. Geçen hafta Amerika ile Başkan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde bir görüşme yapıldı. Bunun sonucunda AKP yine çıktı sevinçle bir dizi açıklama yapıldı. Her olay bir reklam fırsatı çünkü AKP için. Amerika’nın PYD konusundaki pozisyonunun değiştiği ifade edildi. Dendi ki, “Amerika bize PYD’nin ilerleyişinden rahatsızız dedi.” Sonra Amerika’dan bir açıklama geldi böyle bir ifade yok. Esasında Amerika’nın pozisyonu değişmemiş. Bir kez daha soruyorum bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Türkiye Cumhuriyeti nasıl bu hale düşürülebilir? Tek derdi iç kamuoyuna “Biz dedik, biz haklıyız, biz yaptık” demek olan bir iktidar işte Türkiye Cumhuriyeti devletini bu hale düşürüyor. Çünkü AKP için sadece kendi çıkarları var, ülke çıkarları yok.

 

Dünya yerinde durmuyor. Suriye’de Amerika ve Rusya anlaştı, bir ateşkes ufukta gözüküyor. Hatta Suriye’de bir seçim beklentisi ortaya çıktı. Türkiye bu resmin hiçbir yerinde yok. İzole edilmiş, bölgede kimse Türkiye’yi ciddiye almıyor. Ciddiye almadığı gibi güvenmiyor da. Türkiye’nin “Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diye başlayan Suriye politikası 2,5 milyonun üzerinde mülteci, Sayın Başbakan’ın sözleriyle bir “Beka sorunu”, Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözleriyle de bir “Nefsi müdafaa” bıraktı bize. Neden dış politika bu hale geldi? Türkiye nasıl bu hale getirildi? Cevap yine aynı. Çünkü ilk baştan beri derdi ülkesi olmayan, tek derdi kendi siyasi çıkarı olan ve iç politikaya yönelik tasarlanmış dış politikayı politika zanneden vizyonsuz yaklaşımla, iktidar Türkiye’ye kaybettirdi.

 

Şimdi yine iç politikada bu yapılmış hataları örtmek için yeni hatalar yapılıyor. Diplomatik konular iç politikaya malzeme ediliyor. Yine soruyorum Türkiye nasıl bu hale getirildi? Cevabı çok açık. Çünkü AKP için sadece kendi çıkarları var, ülkenin çıkarları yok.

 

TÜRKİYE’NİN FEDA EDECEK BİR CANI DAHİ YOKTUR

 

Aynı ciddiyetsizlik ve endişe verici yaklaşım biraz önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamalara da yansıdı. Erdoğan tüm uluslararası kamuoyu tarafından El Kaide’nin bir uzantısı olarak görülen cihatçı El Nusra’yı açıkça savundu. Türkiye dış politikasında ciddi bir kırılma yaşanıyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye ilişkin karar taslağında, ateşkes barış arayışlarında, terörist sayılan ve mücadeleye devam edileceği söylenen iki terör örgütü var. Bunlardan biri IŞİD, diğeri El Nusra. Üstelik belki Sayın Cumhurbaşkanı’nın haberi yoktur ama El Nusra Türkiye’nin de terör listesinde var. Ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı çıkıyor, açıkça kendi ülkesinin terör listesinde olan bir örgütü BM kararını da yok sayarak savunuyor. Cumhurbaşkanı açıkça bir kez daha bir terör örgütüne yardım ve yataklık yapmış oluyor.

 

Mevcut Cumhurbaşkanı ve AKP Türkiye için ciddi bir milli güvenlik tehdidine dönüşmüş durumda. Bütün dünyanın terörist olarak gördüğü cihatçılar için Türkiye’nin milli menfaatlerini, birliğini ve vatandaşının can güvenliğini feda etmeye hazır. Bundan çok acil vazgeçmeliler. Türkiye’nin feda edecek bir canı dahi yoktur.

 

Bütün bu yönetim ciddiyetsizliği, kasten yönetememe durumu kendini ekonomide de açıkça gösteriyor. Başbakan yardımcıları sorumsuzca çıkıp “İşsizlik sorunu olduğunu, bunun için reform yapılması gerektiğini” söylüyorlar. Doğru reform yapılmalı. Yapması gereken de bakanlar. Kınayan, tespit eden değil, işini yapan bakanlara ihtiyacımız var. Bir kez daha iktidarı ciddiyete davet ediyoruz.

 

Cerattepe’de 50 bin 300 ağaç keserek; “Ağaç kesme işlemlerini hukuki sistem belli olana kadar erteledik” deyip bizi oyalayabileceklerini zannederek, o ağaçları kesip ortaya koydukları madenlerde Soma’da 301, Ermenek’te 18 canımızı vererek, tarımı yok edip altın değerindeki toprağımızdan hiçbir verim almayarak, vatandaşın sofrasındaki ekmeği ve vatandaşın sofrasındaki kırmızı eti çalan, AKP iktidarının ta kendisidir. Bu kötü giden ekonominin tek bir sorumlusu var. O da AKP’nin ekonomi yönetim biçimi. Yönetememe biçimi demiyorum yönetim biçimi.

 

AKP’NİN VARLIĞI TALAN DÜZENİNE DAYANMAKTADIR

 

Bakın, başka bir ekonomi mümkün. Türkiye’nin büyük bir potansiyeli var. Ancak başka bir ekonomiyi AKP iktidarının kurması mümkün değil. Çünkü AKP iktidarının devamlılığı bu ekonomik düzenin üzerine inşa edilmiş. Başka bir düzenle yaşaması mümkün değil. Talan iktidarında yandaş holdingler soyuyor, emniyet ve valilik yandaş holdingi savunuyor, yandaş medya, havuz medyası da bu savunmaya karşı direnç gösteren, vatanı için, toprağı için, kendi canı için direnç gösteren vatandaşı hain ilan etmekle meşgul. Bu talan düzeni AKP’nin kendi düzenidir ve varlığı bu talan düzenine dayanmaktadır.

 

Bu ekonomi düzenine alternatif bir düzen hayal edelim hep birlikte. Zor değil. İhalelerin şeffaf yapıldığı, yapılan ihalelere uyulan, bürokraside liyakatle atamanın yapıldığı, dolayısıyla işi bilenin o koltukta oturduğu, hukukun iktidara değil, adalete hizmet ettiği, medyanın özgür ve bağımsız olduğu, rantın değil yenilikçi, çağı yakalamış, bilgi barındıran üretimin yapıldığı ve demokrasinin olduğu bir ekonomi hayal edin.

Şimdi soruyorum size bu ekonomide AKP yaşayabilir mi? Yaşayamaz. AKP’nin varlığı bu talan düzeninin üzerine inşa edilmiş. Türkiye’nin yeni bir ekonomik anlayışa ihtiyacı var. Bu yeni anlayışı da kendisi bu düzenden beslenen AKP’nin ortaya koyması mümkün değil. Yani yanıt çok basit. Bu farklı düzenle AKP iktidar olabilir mi? Hayır.

 

Ama bu farklı düzenle şu olur; vatandaşın ekmeği ucuzlar, vatandaş kırmızı et alabilir, vatandaşın geliri artar, 5,5 milyon işsiz kalmaz, genç yarına dair umut besleyebilir. Bir başka Türkiye mümkün.

 

ÜLKEYİ YÖNETMEMEYİ SEÇENLER ÇOCUKLARIMIZI ÖLDÜRÜYORLAR

 

AKP bu yönetmeme tercihi ve bunun üzerine inşa ettiği iktidarıyla sorun çözmemeyi de tercih ediyor. O kadar tercih ediyor ki, vatandaşının canını koruyacak yasa tekliflerini eğer muhalefet getirmişse hemen reddediyor. Çünkü derdi vatandaşı değil, derdi kendisi.

 

Özgecan’ın katlinden sonra yeni Özgecan’lar yaşanmasın diye bir kanun teklifi getirdik meclise. Ölenler hepimizin çocuğu, bir partinin çocuğu değil. Ama biz Özgecan Yasası’nı çıkarmaya AKP’yi ikna edemeden Özgecan ve Cansel Yasası çıkarma ihtiyacı ortaya çıktı. Ülkeyi yönetmemeyi seçenler, çocuklarımızı öldürüyorlar. Ülkeyi yönetmemeyi seçenler, vatandaşına ne sokakta ne okulda can güvenliği sağlayamıyorlar. AKP iktidarı insana değil, tamamen kendi iktidarına değer veriyor. Tek bir hedefi var, o da kendi iktidarını devam ettirmek.

 

AKP, devletin 3. temel fonksiyonunu da yerine getirmiyor. Toplumsal bütünlüğü, milli birlik ve beraberliği sağlamak şöyle dursun, toplumu daha da kutuplaştırıyor, daha da bölüyor. Kişisel Verileri Koruma Kanunu adı altında hepimizi kimliğine, inancına, siyasi düşüncesine, hatta özel hayatına göre fişleyecek yeni bir anlayış getirmek istiyor. Neden? Çok açık, sorun çözemeyen, siyaset üretemeyen bir parti ancak ve ancak kutuplaştırarak devamlılık sağlayabilir. Çünkü AKP için sadece ve sadece kendi çıkarları var, ülkenin çıkarları yok.

 

TÜRKİYE BU SİYASETE MAHKUM DEĞİL

 

Esasında her şeyin çözümü siyasette mümkün. Ancak AKP; siyaseti bırakın sorun çözmeyi, sorun yaratan bir zemin olarak kullanıyor. Bunu kendi tercihiyle yapıyor, istediği için yapıyor. Yönetemediği için değil, yönetmemeyi seçtiği için bu durumdayız. AKP’nin kendi devamlılığı, Türkiye’nin bu yönetim krizinden besleniyor. Bu nedenle Türkiye, Suriye’nin tek kaybedeni. Bu nedenle her sabah şehit haberleriyle uyanıyoruz. Bu nedenle Ankara’nın kalbinde bomba patlayabiliyor. Bu nedenle işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci, Dünya’da üçüncü olmakla utanç duyuyoruz. Bu nedenle çocuklarımız okulda dahi güvende değiller.

 

Türkiye bu siyasete mahkum değil, başka bir siyaset mümkün ve Türkiye’nin çok acil yeni bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Önceliği partizan çıkarları olmayan, kimlik siyaseti yapmayan, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, reform yapma iradesine ve isteğine sahip bir siyaset anlayışı mümkün. Bu anlayışın da tek adresi var, o da Cumhuriyet Halk Partisi. Bunun için dış politikanın 180 derece değişmesi gerekiyor, çok acil değişmesi gerekiyor. İç politika çıkarlarına önceleyen mezhepçi yaklaşımın bugün terk edilmesi gerekiyor. Bu yaklaşımın yerine Türkiye’nin çıkarlarını, vatandaşlarını önceleyen bir dış politika ve güvenlik çerçevesinin acilen eyleme geçirilmesi gerekiyor. Suriye’de maceracı siyasetin terk edilerek, uluslararası topluluk tarafından oluşturulmakta olan ateşkes ve barış sürecine destek olunması gerekiyor. Çok acil olarak başka ülkelerin iç siyasetini dizayn etmekten vazgeçmek gerekiyor. Terörle mücadelenin güvenlik boyutunu, toplumsal boyutunu ve siyasi boyutunu bir bütün olarak gören ve akılcı bir yaklaşımla bunları bir araya getiren yeni bir anlayışın ortaya konması gerekiyor. Sınır güvenliğimizin derhal, bütün sınırımızın güvenliğinin derhal sağlanması gerekiyor. İstihbarat ve emniyetin tek kişinin çıkarlarını değil, ülkenin, hepimizin, bizim çıkarlarımızı gözeten bir yaklaşımla güvenliği sağlaması gerekiyor. Vakit kaybetmeden bütün bu değişikliklerin yapılması gerekiyor.

 

Ekonomi politikalarında da 180 derece bir değişime ihtiyaç var. Dünya’da 4. Sanayi devrimi oluyor, biz bu devrimi konuşamıyoruz bile, bırakın uygulamayı. Oysa Türkiye’nin bu devrimi yakalayacağı bilgiyi üretmesi, bu bilgiyi çocuklarına vermesi, gençlerinin özgürce düşünebildikleri ve farklı düşünebildikleri bir ekonomik düzen inşa etmemiz gerekiyor. Bunun için ihalelerin şeffaf, hukukun üstün, kuralların açık ve herkese eşit uygulanması gerekiyor. Bunun için ucuz emek gücüyle rekabet eden değil, nitelikli, yüksek ücretler kazanan, iyi hayatlar yaşayan emek gücüyle, güvenceli çalışan emek gücüyle rekabet eden bir üretim yapısına dönüşmemiz gerekiyor. Bunun için doğayı korumakla, ekonomik kalkınmayı birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak gören yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bunun için doğayı katletmeyen, doğayı kendisi için kullanmayı beceren ve yarına da bırakabilecek olan yeni bir tarım reformu anlayışına ihtiyacımız var. Ancak o olduğunda masamıza ekmek gelecek. Ancak o olduğunda kırmızı et masamıza gelecek. Ancak o olduğunda yeniden gelir elde eden, yeniden iş bulabilen, yarına umutla bakan bir ekonomi ortaya çıkacak.

Türkiye’nin; kutuplaşmanın ve ötekileştirmenin karşısında “Önce Türkiye” diyen, “Hep birlikteyiz” diyebilen, birbirinin gözünün içine bakabilen, tüm vatandaşların sorunlarını kendisi için sorun edinmiş bir siyasi anlayışa ihtiyacı var. Türkiye’nin en büyük sorunu AKP. Bu sorunu aşmak mümkün.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR