Üst Header Banner Reklam
 
Kadir Gecesi Ayasofya’da Kur’an Tilaveti
“Allah, İslam aleminin kadrini yüceltsin. Kadir Gecesini izzete varış secdelerine dönüştürmeyi nasip etsin”
3.07.2016 02:55:58
Bu haber 823 kez okundu
Kadir Gecesi Ayasofya’da Kur’an Tilaveti

 Kadir Gecesi Ayasofya’da Kur’an Tilaveti ve Dualarla İdrak Edildi

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, TRT Diyanet tarafından Ayasofya’da düzenlenen Kadir Gecesi Özel programına katıldı.

Teravih namazından sonra başlayan ve imsak vaktine kadar süren program, Endonezya’dan, Filipinlerden Kuran’ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması birincileri ve meşhur hafızların Kur’an tilavetleri ile başladı. Salat ve selamların getirildiği, duaların edildiği programa katılan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, bütün İslam aleminin Kadir Gecesini tebrik ederek, “Allah, İslam aleminin kadrini yüceltsin. Kadir Gecesini izzete varış secdelerine dönüştürmeyi nasip etsin” duasında bulundu.

“Ramazan'ın son günlerinde,  bir cuma gününde, bin aya bedel bir Kadir gecesinde, ulu mabedimiz Ayasofya içerisinde, Allah'ın insanlığa armağan olarak gönderdiği o Kitabı, o Kitabı bize getiren ramazanı konuşmayı nasip ettiği için Allah'a hamd olsun” diyerek sözlerine başlayan Başkan Görmez, Ayasofya’dan gerçekleşen programda Kadir Gecesinin aslında bir kader gecesi olduğu, Kadir Gecesinde gönderilen Kuran’ı Kerim’i nasıl anlamamız gerektiği, Kadir Gecesinin insanlığa getirdiği yüce mesajlar ve İslam coğrafyasında yaşananlar hakkında konuştu.

Kadir Gecesinin faziletinin gecenin karanlığında değil, Kuran’ın aydınlığında aramak gerektiğini vurgulayan Başkan Görmez’in konuşmasından bazı satır başları şöyle;

“Kadir Gecesinin faziletini gecenin karanlığında değil, Kuran’ın aydınlığında aramamız gerekiyor…”

Kadir Gecesiyle ilgili söylenebilecek ilk ve son sözü mutlak söz sahibi Allah söylemiştir. Allah Kadir Gecesine Kuran'da müstakil sure tashih etmiş.  ‘Biz o Kuran'ı bir Kadir Gecesinde indirdik’ buyuruyor.  Bu ayet bize, Kadir Gecesinin faziletini gecenin karanlığında değil, o gecenin bize getirdiği Kitapta aramamız gerektiğini ifade ediyor. Biz bazen Kuran'ı ikinci planda tutarak geceyi önceleyebiliyoruz. Yahut ramazanı birinci plana alarak Kuran'ı ikinci planda tutabiliyoruz bu yanlıştır. Ramazanı ramazan kılan nasıl ki Kuran’dır. Kadir Gecesini Kadir Gecesi yapan da Kuran’ı Kerim’dir. Kadir Gecesinin birinci mesajı, siz bu gecenin faziletini karanlıkları aydınlatmaya gelen Kuran’dır. Biz öncelikle bu gecenin faziletini Kuran’da aramalıyız. Yani Kuran ile ilişkilerimizi yenilemeliyiz. Kuran nasıl ki 14 asır önce dünya semasına indi. Nasıl ki her Kadir Gecesi bize onu adeta yeniden indirir. Her müminin de onu kalbinin semasına indirmesi gerekiyor. Bu gecenin hakkını verebilmenin yolu, Kuran ile yeniden bir anlaşma yapmak, Kuran ile yeniden bir hayat kurmaya karar vermek ve Kuran’ı yeniden kalbin semasına indirmekten geçiyor.

“Allah’ın her sene bir ömre bedel verdiği bu geceyi, yeni bir hayat kazanmış olarak bir ‘Kader Gecesi’ne dönüştürmeliyiz…”

Kadir suresinin bize öğrettiği ikinci önemli mesaj, Kuran’ın ifadesiyle bin aydan daha hayırlı bir gece olması. Bin ay ortalama bir insan ömrüdür. Bu ayette Allah kullarına şu mesajı veriyor; ‘Ey kulum sana verdiğim ömür sermayesini yanlış kullanmış olabilirsin. Ömür sermayesini beyhude tüketmiş olabilirsin. Ben sana her sene bir ömre bedel bir gece veriyorum. Bu geceyi sen bir kader gecesine dönüştürürsen, yeni bir hayata başlarsan ben de seni affederim, sen de yeni bir hayat kazanmış olursun. Yeni bir hayata başlarsın.

“Kur’an, bütün insanlığın kaderini değiştirdiği için Kadir Gecesi aynı zamanda bir kader gecesidir…”

Kur’an aynı zamanda bütün insanlığın kaderidir. Bütün insanlığın kaderini değiştirmiştir. İnsanlık tarihinde bir ufuk sıçraması meydana getirmiş ve bütün insanlığın kaderini değiştirdiği için Kadir Gecesi aynı zamanda bir kader gecesidir. Bütün insanlık için değil, her birey için de böyledir. Her birey için Kadir gecesi aynı zamanda bir kader gecesidir. Vereceği karar yeni bir hayata başlamasına sebep olacaktır. Nasıl ki ondört asır önce insanlığın kaderini değiştiren bu kitabı ve bütün mukaddes kitapları getiren Hz. Cebrail yeryüzünü teşrif ettiyse, Hz. Cebrail kıyamet sabahına kadar bunu Kadir Gecesinde tekrarlayacak. Meleklerle birlikte yeryüzünü teşrif edecek. Gökyüzü ile yeryüzü buluşacak. Sabah fecrin doğuşuna kadar yeryüzüne esenlik getirecek. İnsanlarla birlikte olacak. İnsanlara selam verecek. Meleklerle insanlar birbirine karışacak. Bu gece aynı zamanda meleklerle eşlik edecek bir maneviyata sahip olmayı lütfediyor. Bu gece Kuran'ı getirmesi bakımından, bir ömre bedel olması bakımından, kader gecesi olması bakımından, insanlığın kadrini yücelten bir gece olması bakımından, metafizik ve fizik alemin birbirine karıştığı, gökyüzüyle yeryüzünün birleştiği bir gecedir.

“Allah’ım bizi zilletten kurtuluş dualarından, izzete kavuşma secdelerine götür…”

Allah’ım bizi zilletten kurtuluş dualarından, izzete kavuşma secdelerine götür. Bize İslam ümmeti ve bütün insanlık olarak kadrimiz yücelmiş ve izzete kavuşmuş olmayı nasip et. Coğrafyamızda acılar içinde kıvranan Müslümanlara izzeti nasip et.

“Terör faaliyetleriyle kastedilen sadece canlarımız değil, aynı zamanda İslam dini ve İslam’ın insanlığa getirdiği yüce değerlerdir…”

İslam dini, topyekün bütün Müslümanlar, İslam tarihi ve medeniyeti yepyeni bir durumla karşı karşıyadır. Akleden bütün insanların bunu dikkate alması gerekiyor. Biz tarihte Müslümanlar olarak çok zor dönemlerden geçtik. Büyük acılardan geçtik. Bugün modern zamanlarda son on yıllarda, özellikle 2000’li yıllardan itibaren İslam tarihi yeni bir durumla karşı karşıyadır. İlk defa İslam coğrafyasının tamamı küresel güçlerin çatışma alanına döndüğünden beri, içinden çıkan bir takım düşünceler, ideolojiler, cinayet şebekeleri çok farklı manzaralar yaşatmaya başladılar. Kastedilen sadece canlarımız değil aynı zamanda İslam dini, İslam’ın insanlığa getirdiği yüce değerler.

“Bayramlıklarını giyme müjdesi içinde olan çocukları, o bayramlıklarını giymeden beyaz kefenlere sarılmasına sebep olanlar dinden referans bulamazlar…”

İki üç gün önce can evimizden vurulduk. Bir ramazan ayı içinde, Allah'ın rahmetini üzerimize yağdırdığı zamanda, Kadir Gecesi öncesinde, bir iftar vaktinden sonra, bayramın sevinci üzerimize düştüğü bir zamanda bu nasıl bir ideolojidir ki, havaalanında onlarca insanı katlediyor? Bayramlıklarını giyme müjdesi içinde olan çocuklar, o bayramlıklarını giymeden beyaz kefenlere sarılarak ebediyete uğurlanıyor. Yeryüzünde börtü böceğe karşı merhameti emreden bir dinin mensubu, dinden referans aldığını iddia ederek nasıl böyle bir şey yapıyor? Bunların sebeplerini dinde aramak beyhudedir. Bunu biliyoruz. Bunlar, varoluşun gayesini yitirmiş, yaratılışın gayesini kaybetmiş, hiçlik düşüncesine kapılmış, hakikatsizlik ve gayesizlik girdabına girmiş bir takım nihilist ideolojilerin ortaya koyduğu cinnetlerdir.

“Bu sadece bir terör hadisesi değil, topyekün İslam’a karşı açılmış bir savaştır…”

Yaşanan cinnetlerin sebebi sadece bu coğrafyada aranmamalı. Bütün insanlık bu kötülükleri yaptı. Buna rağmen harici sebepler ne olursa olsun, adı Ahmet, Mehmet olan bir çocuk dinden aldıklarını iddia ettikleri saikle bu tür cinayetleri işliyorlarsa ve bu cinayetlerden dolayı dünyanın başka yerlerinde yaşayan Müslümanların varlığı bir güvenlik sorununa dönüşüyorsa, Müslüman çocuklar isimlerini telaffuz etmekten çekiniyorlarsa, islamofobia bir İslam nefretine dönüşüyorsa bu topyekün İslam’a karşı açılmış bir savaş olduğu ortaya çıkıyor. Bu sadece bir terör hadisesi değil, İslam dinini insanlığın gözünde itibarsızlaştırmak için ortaya çıkan bir cinayet şebekesidir. Bütün Müslümanların ilmen, fikren ve ahlaken bir seferberlik başlatması gerekir. Bu sadece Müslümanların değil, insanlığın sorunudur. Bütün insanlığın buna kafa yorması gerekir.

“Kur’an, hayattan kopuk, insanı ve insan aklını yok sayan bir kanunlar manzumesi değildir…”

Bizim bir özeleştiriye hatta onun ötesinde bir muhasebeye ihtiyacımız var. Bütün insanlığın olduğu gibi. Tarihe baktığımız zaman, tarihte insanlar bazen kendi merhametsizliklerini din yoluyla meşrulaştırmışlardır. Din zaman zaman tarihte insan eliyle merhametsiz bir ideolojiye dönüşebilmiştir. Bunu dikkate almalıyız. Biz Müslümanlar bu hale düşmemek için yüce dinimizi doğru anlamak için daha büyük bir çaba göstermek durumundayız. Öncelikle Kur’an ile din ile ilişkimizi sorgulamamız gerekiyor. Çünkü Kur’an, hayattan kopuk, insanı yok sayan, insan aklını yok sayan bir kanunlar manzumesi değildir. Biz Kur’an ile ilişkiyi kurabilmek için birkaç hususu yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Kur’an ile kainat arasındaki ilişki. Kur’an nasıl Allah’ın ayetlerinden oluşuyorsa kainat ta Allah’ın ayetlerinden oluşur. Kur’an varlık aleminin tercümesidir. Kuran'ı biz varlık aleminden kopararak anlamaya kalkıştığımızda onu ideolojik bir metne dönüştürebiliriz.

“Haçlı seferlerinin meşruiyetini Hz. İsa’nın rahmet mesajlarında, topraklarını işgal edip insanları yok eden siyonizmin meşruiyetini Hz. Musa’nın öğretilerinde arayamayız…”

Tarihe gittiğimiz zaman haçlı seferlerinin meşruiyetini Hz. İsa’nın insanlığa getirdiği rahmet mesajlarında arayabilir miyiz? Başka insanları katletmeyi, başka insanların topraklarını işgal etmeyi, onları yok etmeyi meşrulaştıran Siyonizm ideolojisinin meşruiyetini,  Firavunun zulmünü ortadan kaldırmaya gelen Hz. Musa’nın öğretilerinde aramaya kalkışabilir miyiz? Ama insanlar tarihte bunu yaptılar.

“Kur’an terkedilirse adaleti güç belirler…”

Kuran’da ‘Hadid’ suresi vardır. ‘Hadid’ ‘Demir’ demektir. Allah bu surede üç kelimeyi birlikte ifade ediyor. Biz onlara Peygamberlerle beraber Kitabı verdik. İnsanlar adaletle hükmetsin diye mizanı verdik. Ve biz onlara Kitabı indirdiğimiz gibi demiri indirdik. Burada müthiş bir mecaz var. Kitap vahiydir. Mizan adalettir. Hadid güçtür. Eğer Kitap terkedilirse adaleti güç belirler. Adalet gücün söyledikleri olur. Mizan terkedilirse Kitap güce dönüşür. Güç olmazsa Kitapla mizan bir öğretiye dönüşür. Müslümanlar buna riayet etmezlerse Kitap furkansız olursa okuma safhasından anlama ve ayırt etme safhasına geçemeyiz. Kitapta kalırsak mizana dönüştüremezsek, adaleti ayakta tutmazsak Kitabın hakkını vermemiş oluruz. O zaman insanlar Kitabı güce, ideolojiye dönüştürür. Ve din adına dindaşlarını öldürmeye kalkar.

“Kur’an ilahidir ama Kuran’ın gönderilişinde Allah’ın takdir ettiği yol insanidir…”

Allah dileseydi bize Kuran’ı sayısız yollarla iletebilirdi. Kitap ilahidir ama Kitabın gönderilişinde Allah’ın takdir ettiği yol insanidir. İçimizden bir insanı seçti ve o insan Kuran’ı yaşanan bir hayata dönüştürdü. Peygamberi yok sayarak, Kitap ile kainat arasındaki ilişkiyi yok ederek, Kitap ile insan arasındaki ilişkiyi yok ederek Kitabı insandan, varlık aleminden, kainattan, insan aklından ayrı bir metin olarak okumaya kalkışanlar yanlış düşünce ve ideolojilerini o Kitaba onaylatmaya kalkışabilirler. İslam coğrafyasında 100 yıl boyunca adım adım inşa edilen, kainattan, insandan ve Hz. Peygamberden koparılmış bir metin olarak Kuran’ı okuma teşebbüsü üstünde Müslümanların düşünmesi gerekir.

“Kuran’a ancak hakkı ve adaleti yayarak, dünyada iyiliği egemen kılarak sahip çıkabiliriz…”

Bir kitap düşünün geldi ve bize Rabbimizi anlattı. Geldi ve bize insanla, kainatla, varlık alemiyle, Allah ile ilişkilerimizi düzeltti. Bize aklımızı doğru kullanmamızı emretti. Bu Kitap eğer bize miras olarak verilmişse, oradaki hak, adalet, merhamet, sevgi, şefkat bütün müminlere Rabbi tarafından miras olarak verilmiştir. Hem bu mirasın değerini bilerek layık olmak için elinden geleni yapacak hem de bu mirastan habersiz olan insanlara bunu ulaştıracak. Hakkı ve adaleti yayarak, iyiliği egemen kılarak ancak biz bu mirasa sahip çıkabiliriz. Masum insanların canlarına kıyarak bu mirasa sahip çıkılmaz.

“Bugün bütün insanlık bir medeniyet tutulması yaşıyor…”

Bugün bütün insanlık bir hakikatsizlik ve merhametsizlik girdabındadır. Bu coğrafyada yaşadıklarımız sadece bizim eserimiz değil, bütün insanlık bir medeniyet tutulması yaşıyor. Bütün bu küreselleşmeyle birlikte insanlık hakikati kaybetti. Hakikat dediğimiz o mirasın üzerinde duruyoruz ancak o hakikati hayatımızda merhamet ve adalete dönüştüremedik. Bizim görevimiz o hakikati kendi hayatımızda adalete ve merhamete dönüştürmektir. Bunu yapmamız gerekiyor.

Ayosofya’da 85 yıl sonra ilk ezan…

Ayasofya'da düzenlenen sahur programının ardından bir ilk yaşandı. Yaklaşık 85 yıl aradan sonra Ayasofya'da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Fatih Koca tarafından sabah ezanı okundu. Program Ezan-ı Şerifin okunmasının ardından son buldu.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR