Üst Header Banner Reklam
 
NE KIRMIZI ÇİZGİ KALDI, NE PEMBE
Değerli arkadaşlarım, adını tam koyamadıkları ortada. Ete, kemiğe büründüremedikleri ortada. "Ne menem bir şey bu" diye sorulduğunda "Şu sistemi, bu sistemi, şu örneği...
6.01.2016 18:49:11
Bu haber 667 kez okundu
NE KIRMIZI ÇİZGİ KALDI, NE PEMBE

 NE KIRMIZI ÇİZGİ KALDI, NE PEMBE

CHP Genel Başkan Yardımcısı Koç, Anayasa Tartışmalarını Yorumladı:

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, yeni yasama döneminin ana siyasi gündemi haline gelen Anayasa tartışmalarını yorumlarken, “Başkanlık ısrarı siyasi hendektir. Bunu savunanlara, bu tezi koruyanlara bu benzetmeyi yapmak zorundayız” diye konuştu.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yapılan MYK toplantısı gündemine ilişkin değerlendirmeler yapan Koç, yüzde 8.8 olarak gerçekleşen 2015 enflasyon oranı, Anayasa tartışmaları, artan terör olayları, İsrail ile ilişkilerdeki çelişkiler ve Cuma namazı mesai düzenlemesi gibi gündem başlıklarını ele aldı. Koç şu mesajları verdi:

ALLAH GENEL YAYIN YÖNETMENLERİNE SABIR VERSİN

“Değerli arkadaşlarım, hepinize iyi günler diliyorum. Olağan toplantımız arasında güncel olaylar ve akan siyasetle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi’nin görüşlerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım.

Günlük sürekli konuşan siyasi kimliklerin işgal ettiği televizyonların bir cümlede olsa muhalefetin görüşlerine hiç olmazsa akşam bültenlerinde yer vereceğini umarak konuşuyorum. Çünkü sabahtan beri konuşuyorlar. Dün de aynıydı, yarın da aynısı olacak. Böyle bir iklimden geçiyoruz. Allah genel yayın yönetmenlerine sabır versin, kolaylık versin. Gerçekten çok zor katlanması. Bir yanda zorla değil ama mecburi, bu yayınlara girmek zorundasınız. Böyle bir üçüncü dünya ülkesi. Biri bırakıyor, biri başlıyor, sürekli aynı şeyler, sürekli kendi penceresinden durumu kurtarma çabaları. Böyle bir manzara içindeyiz.

ENFLASYONDA YIL BİTTİ, ŞAPKA DÜŞTÜ, KEL GÖRÜNDÜ

Değerli arkadaşlarım, değineceğim temel konulardan bir tanesi ekonomiyle ilgili gelişmeler. Ki, oldukça önemli. Biliyorsunuz 2015 sonundan itibaren 2016’ya girerken de eldeki veriler yavaş yavaş görüntüyü netleştirmeye başladı. Hükümet ve Merkez Bankası enflasyon hedefini 2015’te biliyorsunuz yüzde 5’le başlamıştı. 2015 bitti, takvim tükendi, şapka düştü, kel göründü. Yüzde 8,8’lik bir enflasyonla 2015’i kapattı.

Değerli arkadaşlarım, son 10 yıldır sürekli enflasyon hedefleyen bir hükümet var ve bağımsız olduğu iddia edilen bir Merkez Bankası var. Vatandaşa her yılsonu için hedeflenen bir enflasyon rakamı ortaya konuyor. Türkiye bütün makro dengelerini bu hedeflerine göre planlıyor. Arada revizyon yapıyorlar ama son 10 yıla baktığınız zaman son 10 yılın 8’inde evdeki hesap çarşıya uymuyor. Halk deyimiyle bu şekilde ifade edeyim. Bu senede yine bu şekilde 3,3 puanlık büyük oranda bir kaymayla Türkiye karşı karşıya.

HEP Mİ KARAVANA, ACEMİ AVCI BİLE ARADA BİR VURUR

Yani hep mi karavana olur? Evet hep karavana. Acemi avcı bile arada bir vurur. Ama siz Merkez Bankası’nı para politikaları bakımından bağımsız bir kurul, kurum olması gerekirken en üstten başlayıp en alt kademeye kadar biri konuşunca tabi öteki de onu teyit etmek için her kademede orkestra konuşmaya başlıyor. Rahat bırakmazsanız, bağımsızlığını ortadan kaldırırsanız ortaya koyduğunuz hedeflerin hiçbirisini de tutturamazsınız. Bunun tabi diğer makro ve mikro dengelere etkisi de Türkiye’ye fatura olarak çıkar. Bu faturayı da Güngör Uras hocanın deyimiyle "Ayşe teyze" öder, emekli öder, hepimiz öderiz, çalışanlar öder. Vergileriyle öder, hayat pahalılığıyla öder.

Değerli arkadaşlarım, burada yani şöyle de tarif edebiliriz. Bu yüksek enflasyon gelir düzeyi sabit vatandaştan alınan bir harç gibi, ek bir vergi harcı gibi bu şekilde değerlendirmek mümkün. Yani hepimiz unutuyoruz. Mart ayında 2015’te her konunun uzmanı, her konuda konuşma yetkisi olan ülkenin şu anda Cumhurbaşkanı olan kişi bir açıklama yapmıştı. O açıklamada biliyorsunuz "Dolar alan yanar" demişti. Dolar Türk lirası karşısında %15 değer kazanıyor. Yani o lafı söyleyenin aklına uyanlar batıyor Türkiye’de. Bugüne geldiğiniz zaman 3,0 küsur herhalde. Son rakamı bilmiyorum sürekli bir yukarıya oynayış var. Son 5 güne baktığınız zaman bile Türkiye kendi ligindeki ülkeler arasında en fazla parasında değer kaybı yaşayan ülke olma gerçeğiyle karşı karşıya.

Şöyle özetleyebiliriz daha anlaşılabilir olması için. Ayakkabı kutusu içinde 10 milyon dolar biriktiren bir kişi, tutan bir kişi bir haftada dolar artışından 900 bin lira kazanmış oluyor. 10 milyon dolar ayakkabı kutusuna koymuş vatandaşlar vardı ya oradan hesap edelim. 10 milyon doların şu 5 gün içindeki getirisi Türk lirası karşılığında 900 bin lira değerli arkadaşlarım. Yani Türkiye fakirleşiyor, dolar arttıkça reel sektör kaybediyor, girişimci kaybediyor, emekçi kaybediyor, çalışan kaybediyor, memur kaybediyor. Ama ayakkabı kutuları kazanıyor ve birileri de biteviye konuşmaya devam ediyor. Sabah, öğlen, öğleden sonra, akşam, her fırsatta ve hepiniz bunları canlı yayın olarak vermeye mecbursunuz değerli arkadaşlar. Türkiye gerçeği.

SAHİLLERDE İNSANLIK ÖLÜYOR, TÜM DÜNYA SUÇLU

Bir başka sıkıntılı tablo; bugün birçok basın organımızın ön sayfasında gerçekten Aylan bebekten sonra Ayvalık sahillerinin o fotoğrafı yani insanım diyen herkesin yüreğini sızlatan görüntülerle dolu. 7 – 8 ceset aynı sahil parçası üzerinde karaya vurmuş vaziyette. İnsanlar umutlarıyla, gelecek hayalleriyle bile bile ölüme gidebiliyorlar. Bu artık katlanması gerçekten çok zor acı sahneler ve bu mülteci akınına sebep olan savaşı çıkartanlar, körükleyenler, besleyenler saçma sapan hayallerle bu sürecin daha kötüye gitmesini sağlayanlar siyaseten bu işin temel sorumlusudurlar hiç kimse unutmasın.

Suç belli, mahal belli, mağdur belli. Ama sen suçlusun diye şu anda kimse suçlunun yakasına yapışamıyor. Ne yazık ki olay bu. Tabi tüm dünyada suçlu bütün bunlara göz yumduğu için. Herkes kendi bulunduğu mahalleden kendi siyasi çıkarını gözetiyor ve bütün bu acı sahnelere tanık olma tercihini de yapıyorlar. Daha fazla bir adım atılamıyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin bu mülteci yükünü tek başına taşımasının mümkün olmadığını ifade ettik. Bu hem Türkiye’nin kapasitesi açısından çok zorlayıcı, hem de mültecilere yapılan ayrı bir insani boyutta kötülük olduğunu ifade ettik. Fakat maalesef iktidar mültecileri insan kimliklerinden sıyırıp AB ve batıyla ilişkilerde bir koz olarak kullanma yolunu da seçti. Hatırlıyorsunuz Brüksel’deki AB – Türkiye zirvesindeki temel konuyu. Bazı fasılların açılabilmesi, Türkiye – AB ilişkilerinde yeni bir bahar başlayabilmesi için Türkiye’nin kendi topraklarından batıya mülteci gitmesini engellemesi ya da giden mültecilerin Türkiye’ye geri döndürülmesi konusunda bir irade beyan etti. Yani o gördüğümüz sahnede kurban olan insanların hayatı üzerinden, kurbanlıkları üzerinden acı bir siyaset, acı bir siyasi pazarlık sergileniyor. İnsanı kahreden bu. Senin ülkenin çıkarı yok mu? Var, Türkiye’nin ulusal çıkarları tabi ki var. Tabi ki, Türkiye’nin ulusal çıkarları üzerinde hep beraber durmak zorundayız. Ama insan hayatının Ayvalık sahillerine vuran cesetler gibi konu olduğu bir noktada bir tek bunu özne olarak alırsak o zaman biz insanda değiliz, hiçbir ülkenin vatandaşı da değiliz. Yaşanan sahne bu değerli arkadaşlarım.

NE İDÜĞÜ BELİRSİZ BAŞKANLIK ISRARLARI ANAYASA ÖNÜNE KAZILAN HENDEKTİR

Anayasa tartışmalarıyla ilgili görüşmeler biliyorsunuz ilk turunu yaptı. Değişik yaklaşımlar var, eleştiriler var. Hiç kimse bir tereddüt içine girmesin. Yani Cumhuriyet Halk Partisi efendim görüşmeyi bir anayasa çalışma komisyonunun tekrar canlandırılması konusunda kapıyı araladı, işte bu kapıdan her türlü başkanlık talebi geçer şeklinde bir takım tezler var. Lütfen biz ne olduğumuzu biliyoruz, ilkelerimizi biliyoruz, ne idüğü belirsiz bir başkanlık sistemi ısrarları, yeni anayasa yapma iddiaları önüne kazılmış bir hendektir. Kimisi ilde, ilçelerde hendek kazıyor içine bomba döşüyor, mayın döşüyor. Kimisi de yeni, çağdaş, insan hak ve özgürlüklerini temel alan, vesayetlerden arınmış bir yeni anayasa çerçevesi ortaya koyarken başkanlık iddialarını koşul olarak sokuşturuyor. Bu da bir çeşit anayasaya hendek kazmadır. Bunu savunanlara, bu tezi koruyanlara bu benzetmeyi yapmak zorundayız. Bir başka çeşit siyasi hendek kazma yolu da başkanlık sistemi üzerindeki ısrarlardır.

DAVUTOĞLU DİNLESİN, BEN ÖZETLİYEYİM

Değerli arkadaşlarım, adını tam koyamadıkları ortada. Ete, kemiğe büründüremedikleri ortada. "Ne menem bir şey bu" diye sorulduğunda "Şu sistemi, bu sistemi, şu örneği, bu örneği" diye tarif ettikleri ortada. Fakat yani dillerinin altında yatanı bir türlü söyleyemiyorlar. Ben özetleyim. Sayın Davutoğlu da dinlesin ben özetleyim. Ne arzu ediyorsunuz, meramınız ne başkanlık sisteminden? Efendim muhalefetin de yer aldığı bir parlamento olacak. Muhalefet de yer alacak adı parlamento muhalefet de bulunacak. Evet peki güzel başka? Ülke başkanlık kararlarıyla, kararnameleriyle yönetilecek şekildeki gibi. Konuşan vatandaşın günlük kararlarıyla kararnameleriyle yönetilecek. Başka? Yargı tamamen bu başkanın denetiminde olacak. Onun talimatıyla çalışacak. Başka? Efendim güvenlik sorunu önemli bu sistemlerde. Ee? Güvenlik için mevcut güvenlik sistemlerinin yanında paramiliter, benim yandaş tayfamın milis gücü olarak devreye girebileceği, güvenlik önlemlerine katkıda bulunabileceği sistemler kurulacak. Ee? Yani yavaş yavaş Güney Amerika faşizmine doğru giden bir sistemi oluşturacağız. Meramın buysa bunları açık gel, anlat, söyle başkanlık dediğimiz sistem buraya gider. Bunu söylüyoruz. Boşuna Hitler’le yatıp Hitler’le kalkmıyor birileri. Hitler’in birinci dünya savaşı sonrasında basit bir çavuşken başladığı düşünce zehirlenmesi Almanya’yı 1932’de yapılan seçimlerde nereye taşıdı? Daha sonra Hitler’in üzerine kanun yapma yetkisi alarak Alman parlamentosunu yok edişi ve ondan sonraki dünyanın içine girdiği macerayı hep beraber biliyoruz. Hitler’le boşuna yatıp kalkmıyor. Kafada var, sistem bu. Sistem faşizme öykünme, faşizmi yaratma. Yetersizsiniz, sığsınız ve her türlü denetimden uzak her türlü sorumluluğu taşıyarak başkanlık taslıyorsunuz.

TÜM SÜSLÜ CÜMLELERİN İÇİ BOŞALIYOR

Değerli arkadaşlarım, Sayın Davutoğlu uzun uzun toplantılarda dinledik. Şimdi başkanlık sistemini savunuyoruz dediğiniz anda ifade ettiğiniz bütün süslü cümlelerin, ifadelerin içi boşalıyor ve siz çok acı bir tespitte bulunacağım maalesef siyasi figüranlığı kabul etmiş oluyorsunuz. Çağdaş, demokratik, özgürlükçü, vesayetlerden arınmış bir anayasa, güzel anlat heyecanlı oluyor. Sonra? Ondan sonra biz başkanlık sistemini savunuyoruz bu sistemde dediğin an sen bir siyasi figüransın kardeşim. Temelini görmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tartışmalar devam edecek ama Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde "Şöyle yap, böyle yap, öyle yapma, böyle yapma, kapı aralanır, o geçer, bu geçer" diye kimsenin bir tereddüdü olmasın. Cumhuriyet Halk Partisi’nin koşulları belli, ilkeleri belli. Evet birinci sınıf demokrasi istiyoruz, çağdaş bir özgürlükçü anayasa çerçevesi istiyoruz. Karşımızda kiminle iş tuttuğumuzu da hiç kimse merak etmesin biliyoruz. Kimin kafasının önünde ne var, arkasında ne var, kim ne şekilde karşımıza geliyor onu da biliyoruz.

GÜNEYDOĞU’DA BÜYÜK ACILAR, DRAMLARIN YAŞANDIĞI DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

Değerli arkadaşlarım, doğuda ve güneydoğuda yaşanan sahneler gerçekten katlanılması zor acı dramlar getiriyor her gün önümüze. Ayvalık sahilleri gibi yine dramatize edeceğim belki ama yani bir şehit cenazesinde, bir Zeynep bebeğin babasının cenazesinin arkasından ağlaması "Baba baba" diye. Nuh Gönültaş isimli uzman çavuşumuzun Ordu Akkuş’taki baba evinin viraneliği, yoksulluğu. Diğer yandan yemek yerken sofra başında kafasına kurşun isabet edip ölen siviller.

Değerli arkadaşlarım, her yönüyle büyük acıların, dramların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Özetleyecek olursak şuanda fiilen bir olağanüstü hal uygulaması var. Kanunen yok gibi gözüküyor ama fiilen bir OHAL uygulamasıyla karşı karşıyayız. İlan edilmemiş bir sıkıyönetim koşulları geçerli şuanda. Fiili bir OHAL dönemi, fiili bir sıkıyönetim dönemi, fiilide bir başkanlık dönemi var. Çünkü tek kişi konuşuyor. Güvenlikle ilgili tek kişi konuşuyor, bölgeyle ilgili tek kişi konuşuyor, dış politikayla ilgili tek kişi konuşuyor. Demin tarif ettiğim gibi biz de başkanlık istiyoruz diyen kişinin bir figüranlıktan öte giden bir rolü olmadığını söyledikten sonra ana aktör fiilen başkanlık sistemini de şu anda uygulamaya sokmuş gözüküyor.

SORUMLU SİZSİNİZ, BUGÜNE SİZ GETİRDİNİZ, GÖZLERİNİZİ KAPATTINIZ

Değerli arkadaşlarım, bu büyük acıların, dramların yaşandığı dönemde şunu söylemeye hiç kimse demagoji yapmasın, söylediklerimizin üzerinde, hiç kimse demagoji yapmasın, hele trol aklıyla hareket eden, bütün oralarda güvenlik boşluğu bırakılır, oralar cephaneliğe dönüştürülürken, hendekler kazılırken, özel yargı sistemleri, yol kontrol noktaları kurulurken, gözlerini kapatanlar, müsamaha edenler, onlara yaltaklık yapan troller, hele siz hiç konuşmayın. Sorumlu sizsiniz, bugüne siz getirdiniz, gözlerinizi kapattınız. Şimdi başka bir siyaset devşirme dönemi. Savaş da bana oy getirir, barış da bana oy getirir, bu mantığı yürüten birisi.

DEVLETİ DEVLET YAPAN ÖZELLİK, HUKUKA BAĞLILIKTIR

Değerli arkadaşlarım, bölge acı çekiyor. Her gün şehitlerimiz var, demin acı sahneleri söyledim. Bu işi akılla, izanla, büyük devlet olmanın ferasetiyle, sorumluluğuyla, mutlaka çözmek zorundayız, meşruiyet içinde çözmek zorundayız. Efendim terörle mücadele etmeyelim mi, bu kadar şehidimiz var? Terörle mücadele edeceksin, boş bıraktığın noktalarda, kim boş bıraktıysa, ondan da sorumluluğunun gereğini hukuken soracaksın, terörle mücadeleni yapacaksın ama terörle mücadeleni yaparken gözünü seveyim, ulusal ve uluslararası hukuka bağlı kalarak bu mücadeleni sürdüreceksin. Devlet bu demektir. Devleti devlet yapan özellik budur, hukuka bağlılık.

TEK MEZHEP EKSENLİ BİR ÇİZGİ TÜRKİYE’NİN KAYBETTİĞİ DENGESİNİ İYİCE BOZAR

Değerli arkadaşlarım, dış politikadaki gelişmeleri de çok kısaca özetlemek istiyorum. Biliyorsunuz Suudi Arabistan-İran arasında başlayan gerginlik, bir Şii din adamının Suudi Arabistan’da idam edilmesi, peşinden Şii Dünyası ve İran özellikle tepkileri, geçen hafta içerisinde bölgeyi zaten, gergin olan bölgeyi daha da germiş bulunuyor. Burada biliyorsunuz Suudi Arabistan ve onun etkisindeki ülkeler körfezde, Bahreyn, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ayrı bir grup; İran, Merkezi Irak Hükümeti ve Güney Irak, yine Hizbullah ayrı bir eksen. Yani en tehlikeli sürecin içine coğrafya girmiş oluyor. En katı, daha Kerbela’dan beri hesabı görülmemiş mezhep çatışmasının, mezhep farklılaşmasının burada en ciddi, en kutuplu olduğu bir döneme girmiş bulunuyoruz. Türkiye’ye burada büyük rol düşüyor, büyük görev düşüyor. Eğer bu mezheplerden bir tanesinin eksenine takılarak Suudi Arabistan paraleli bir çizgiyle giderse Türkiye, zaten kaybettiği birçok denge ayağını hiç sağlayamamak üzerine bundan sonrasında iyice kaybedecektir. Biliyorsunuz bir Sünni ittifak projesi içerisinde Suudi Arabistan ekseninde dün küfrettikleri Sisi ile bile yan yana gelmeyi içlerine sindirerek o Sünni ekseninde bir ittifaka giriştiklerine tanık olmuştuk daha önceki haftalarda. Şimdi bu son gelişmeden sonra, İran ve Suudi Arabistan’ın karşılıklı kamplarda yer aldığı gerginliğin bölgesel ölçekte daha boyutlu hale gelmesi çok önemli bir risk faktörüdür. Onun için Türkiye burada şu ana kadar AKP’nin izlediği dış politika, Türkiye’yi bu bölgede Suudi Arabistan’ın kuyruğuna takacak şekilde görüntü veriyorsa, bu bir an önce aşılması gereken bir durumdur. Biz uyarılarımızı yapıyoruz, tespitlerimizi yapıyoruz ama her şeyi herkesten çok iyi bilen en üstteki kişi, herhalde bu konuda da altındaki kişilere gereken talimatı veriyordur.

DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ’NDEN İDAMLARA İLİŞKİN RESMİ BİR KONUŞMA GELMEMİŞTİR

Değerli arkadaşlarım, hükümet adına konuşan Sayın Numan Kurtulmuş’un siyasi idamlara karşıyız tezi ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcülüğü tarafından kesin bir dille ifade edilmemiştir. Önemli bir çelişkidir. Sayın Numan Kurtulmuş’u tanıyorum, insan olarak da tanıyorum, siyasetçi olarak da tanıyorum. Kendi öz düşüncesi mi ama hükümet sözcüsü. Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sözcüsünden bu idamlar üzerine herhangi bir tavır belgeleyen duruş konuşması gelmemiştir. Açıklanması gereken bir durumdur.

NE KIRMIZI ÇİZGİ KALDI, NE PEMBE

Türkiye İsrail ilişkileri, biliyorsunuz İsrail’de bazı gelişmeler oluyor. Belki ilişkileri kaybedip daha sonra tekrar bulduğumuz bir ülke İsrail. İsrail’deki gelişmeler şu şekilde: Başbakanlığın kullanımına tahsis edilen ödenekten özel işlerine harcama yaptığı gerekçesiyle, Başbakan Netanyahu’nun eşi biliyorsunuz son 5 günde 2 defa sorguya alındı, İsrail’de oluyor bu. Yine eski Başbakan Ehud Olmert, Ulaştırma Bakanlığı sırasında rüşvet aldığı için, geçtiğimiz günlerde 18 ay hapse mahkûm edildi. 2009 yılında biliyorsunuz bu rüşvet suçlamaları dolayısıyla da Başbakanlıktan istifa etmişti. İsrail’de bu gelişmeler oluyor, İsrail’le ilişkilerimiz normalleşiyor belki, yolsuzlukla mücadele konusunda İsrail’in attığı adımlardan da Türkiye’ye örnek teşkil edebilecek bazı izdüşümler çıkabilir diye düşünüyorum. Belki birde kırmızı çizgilerimiz var bunun yanında, onu da ifade edeyim. Fırat’ın biliyorsunuz batısına geçmesi PYD’nin, bizim kırmızı çizgimiz denmişti. Ne kırmızı kaldı ne pembe kaldı değerli arkadaşlarım. Gelişmeleri hepiniz izliyorsunuz, burada AKP’nin kırmızı çizgileri artık yok, itibar zedelenmesi yerlerde, Türkiye’nin bütün tezleriyle tartışılır hale gelmesi ortada ve sabah, akşam, öğlen, doktor reçetesi gibi günde 5 posta konuşan Cumhurbaşkanı. Hal-i Pür Melal’imizi tarif etmek için seçtiğim bir demet.

‘TÜRKİYE, İSRAİL’E MUHTAÇ HALE GETİRİLDİ’ TARTIŞMALARI BAŞLADI, ŞİMDİ CUMA İLE İLGİLİ DÜZENLEME GELİYOR…

Bu arada Cuma namazlarıyla ilgili belki siz soru yönelteceksiniz, sorudan önce ben yanıt vereyim, "Cuma namazlarıyla ilgili bir genelge hazırladığını" söyledi Başbakan, dünkü grup toplantısında. Benim bildiğim kadarıyla, kendi yaşamımda da biliyorum, Cuma günleri, hiç kimsenin, ibadet etmek isteyenin önüne bir engel çıkarıldığına ben tanık olmadım. Varsa böyle bir engel yapılıyor diyen, bunu ifade edebilir, söyleyebilir, hiç böyle bir şeye tanık olmadım. İkincisi, din ve inanç özgürlüğü, ibadet özgürlüğü, hepimizin en saygılı olması gereken özgürlük alanlarından bir tanesi. Hiç kimsenin inancını, ibadetini yerine getirirken, hiçbir engelle karşılaşmaması, hepimizin hassasiyetle üzerinde durmamız gereken bir konu. Bayram değil, seyran değil, bu biye böyle oluyor diye düşünecek olursanız, baktığınız zaman bir defa dini siyasete alet etme alışkanlığı zora geldiği zaman kullanılan bir yöntem bu kadrolar tarafından, bu bir. İkincisi, Türkiye-İsrail’e muhtaç hale geldi sözleri var, bu sözün belli mahallelerde yarattığı bir duygu tepkisi, duygusal kabarma söz konusu. Ne zamandır Türkiye, İsrail’e muhtaç hale getirildi tartışmamaları başladı, şimdi Cuma’yla ilgili bir düzenleme geliyor. Bunu da bu şekilde bağlamış olayım. Evet arkadaşlarım, ilave sorularınız varsa yanıtlayabilirim ama gündemdeki tüm konulara, ekonomiden dış politikaya kadar değinme fırsatım oldu.”

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR