Üst Header Banner Reklam
 
Suriye Bir Dünya Krizi Haline Geldi
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRT Haber'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
16.10.2015 00:05:20
Bu haber 516 kez okundu
Suriye Bir Dünya Krizi Haline Geldi

 Suriye Bir Dünya Krizi Haline Geldi

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Artık Suriye krizi bir ülke krizi olmaktan zaten çoktan çıkmıştı ama bir bölge krizi olmaktan da çıktı. Bir dünya krizi haline geldi" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRT Haber'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Ankara'daki terör saldırısının ardından HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın ilk yaptığı açıklamaları eleştiren Davutoğlu, saldırının hemen ardından kendisinin hangi yaralının, hangi hastanede bulunduğu, hastanelerdeki kan durumu, cenazelerin nasıl teslim edileceği konularını düşünürken, Demirtaş ve avanesinin ise "ben buradan nasıl siyasi rant elde ederim, AK Partiyi nasıl suçlarım, devleti nasıl suçlarım" düşüncesine girdiğini söyledi.

"Bir an dahi AK Parti bundan ne kazanır, ne kaybeder düşünmedik" diyen Başbakan Davutoğlu, olayın ardından HDP'den yapılan ilk açıklamada ölü sayısının 128 kişi olarak açıklandığını, daha sonra özür dilenerek, rakamın düzeltildiğini de anımsatarak, şöyle devam etti:

"Şimdi 'devlet demedik, şunu dedik...', açık, her şey konuşulmuş, her şey belli, herkes biliyor. Peki ben o dakikalarda ise acaba Sayın Kılıçdaroğlu'nu, Sayın Bahçeli'yi, Sayın Demirtaş'ı toplayabilir miyim diye onun telaşı içindeyim, bir araya gelebilir miyiz diye. Bu kadar ucuz bir siyaset olabilir mi? Devleti suçlayacak, bizler kelepçelenecekmişiz... Kendisi teröre verdiği destek dolayısıyla hukuk önünde değil, halk önünde nasıl hesap vereceğinin hesabını yapmalı. Bizim her konudaki açıklamamız da tutumumuz da ayan beyan ortada. Dolayısıyla bu geri adımlar tamamıyla halkı aldatmaya dönük hamleler. O anda onun düşündüğü olsaydı yani 'katil devlet' dediğinde on binlerce, binlerce insan sokağa dökülseydi, Diyarbakır'da, Van'da, İstanbul'da, Ankara'da eski söylemini devam ettirirdi.

Bizim halkımız öyle basiretli bir halk ki bu oyuna gelmedi, provokasyona gelmedi. Provokasyonu tutmayınca geri adım atmaya çalışıyor. Demirtaş, o senin tanıdığın devlet, 90'lı yılların devleti değil ama o senin bildiğin PKK, aynı kanlı örgüt, bebek cinayeti işleyen aynı kanlı örgüt. Kelepçelenecek birileri varsa, bu halka bu zulmü yapan terör örgütünün unsurları kelepçelenecek. O terör örgütü unsurları birer birer kelepçelenerek, halkın önünde hesap verecek. Sen, onlara soramadığın hesabı bana sormaya kalkarsan, beraber siyaset yaptığımız alanda provokasyon yapmaya kalkarsan cevabı halktan alırsın. Geri adım atmasının sebebi bu, yoksa samimiyetinden, iç muhasebe yaptığından, doğru söylediğinden değil."

"Kavramlar karışmış, kafalar karışık"

Başbakan Davutoğlu, yaşanılan süreçte herkesin sorumlu davranması gerektiğine vurgu yaparak, "Daha sonra 'Hükümeti de suçlamadım' dedi, ama hükümetin başı ben, kelepçeleneceğim, ben suçlanacağım da hükümet suçlanmayacak... Kavramlar karışmış, kafalar karışık. Kandil'den daha sinyal gelmemiştir, o zaman öyle demiştir. Şimdi böyle" diye konuştu.

Ankara'daki terör saldırısına ilişkin alınan yayın yasağının mahkeme kanalıyla alındığını vurgulayan Davutoğlu, soruşturmayı savcılığın yürüttüğünü, emniyetin de her türlü imkanı verdiğini bildirdi.

Bugün gazetelerin, yayın yasağı yokmuş gibi yayınlarına devam ettiğine işaret eden Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bu tür durumlarda, bütün çağdaş ülkelerde izlerin kaybolmaması, yürüyen soruşturmanın selameti açısından bazı sınırlamalar getirilir. Bu sorumluluktan kaçmak değil, hiçbir şey karartılmaz bu ülkede. Günlerdir her şey çok açık konuşulmuyor mu? Herkes kapalı kapılar ardında ne konuşuyorsa, önünde de konuşuyor. Burada bizim tarafımızdan getirilmiş bir sınır yok ama hukuki süreçlerde yargı mevkilerinin, makamlarının gözettiği bazı hassasiyetler var. 10 kişi gözaltına alındı. Bu 10 kişi gözaltına alınmadan, 2 gün önce diyelim ki bize bilgiler verildi. 'Emniyetten, istihbarattan şunlar iltisaklı' diye. DEAŞ ve PKK'ya iltisaklı ve ikisinin de yaptığı bu olayla ilgili çok ciddiye alınması gereken iddialar var, iki terör örgütüyle ilgili. Bunlar 2-3 gün önce bize gelseydi, anında basına yansımış olsaydı, biz bu gözaltıları yapabilir miydik? Kimseyi yerinde bulamazdık. Bu bombacıların önemli kısmı, Türkiye'de değiller. Türkiye'ye geliyor, herhangi bir şey kullanmadan, onlara ulaşılabilecek bir cihaz kullanmadan bir eylem, uyuyan hücreler şeklinde, dışarıdan içeriye girerek. Bir de isimleri zikredilerek onları yakalamak mümkün olur mu? Ama bu sorumsuzca dile getiriliyor."

"Medyamızın bir sorumluluk bilinci içinde davranması lazım"

Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu personelinin kaçırılmasının ardından, personelin kurtarılması için operasyon hazırlığı yapılırken, bir gazetenin personelin tutulduğu yere ilişkin detaylı bir haber yaptığını ve planların değiştiğini belirterek, "Burada da medyamızın bir sorumluluk bilinci içinde davranması lazım. Terör örgütü bu dönemlerde, ister PKK olsun, ister DEAŞ, bir ülkeyi zaaf içinde gösterme çabası için zaten bunları yapıyor. Günlerce bu zaafı teşvik edecek, toplumsal zaafı kastediyorum, yayınlar yapılırsa ve bir toplum kesimi, diğer toplum kesimine karşı harekete geçirilirse... Şu sorulur mu Allah aşkına, 'Niye bu eylemler burada olur da AK Parti mitinglerinde olmaz?' Birileri oralara da saldırsın diye mi, soru sorulur" değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti binalarına, ilçe başkanlarına, teşkilat mensuplarına da saldırılar yapıldığını ifade eden Davutoğlu, "AK Partili olsa ne olur, HDP'li, CHP'li ya da MHP'li olsa ne olur? Bir kere siyasilerin şu ortak zeminde buluşması lazım, bir siyasi partiye saldırı yapıldığında bana yapılmış gibi, kendisine yapılmış gibi hissedilmesi lazım. Şu ana kadar hiçbir siyasi partiye yapılan saldırı karışsında biz sessiz kalmadık, ama bize yapılan saldırılar karşısında hiç destek görmedik. Bu saldırılar hepimize yapılan saldırılardır. Hiçbir şekilde bir vatandaşa yapılan saldırı, bir kesime mal edilemez" dedi.

Davutoğlu, yayın yasağına rağmen yayınların devam ettiğine, gazetelerde isimler, fotoğraflar verildiğine değinerek, "Araştırmanın mahiyeti, bu anlamda ortaya çıkartılması, ortaya dökülmesi soruşturmanın selameti anlamından doğru değildir" diye konuştu.

Ankara'daki terör saldırısına ilişkin gözaltına alınanlar arasında PKK ve DAEŞ iltisaklı olanlar olduğu gibi iki örgütle iltisaklı olanlar bulunduğunu da belirten Davutoğlu, DAEŞ ile PKK, PYD'nin 28 Mayıs'ta Haseke'de bir toplantıda, Suriye rejimi ile anlaşarak, Özgür Suriye Ordusu'na karşı ortak bir cephede bir anlaşma yaptıklarını söyledi.

Davutoğlu, bu anlaşmanın ardından Suriye'de olayların akışının değiştiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"O günlerde Irak'ta DEAŞ'ın, Kuzey Irak'ta da PKK'nın Türkiye'ye dönük saldırı planları yaptığını biliyoruz. Bunlar birbirinden bağımsız gibi görünen örgütler bile olsa içlerinde ortak unsurlar var. Her ikisine de sızmış ortak unsurlar var. Suriye rejimi, DEAŞ'ta mevcuttur, DEAŞ'ın içinde. DEAŞ'ı kuran insan unsuru, Suriye hapishanelerinden çıkarılmıştır, 2011-2012 yıllarında Suriye hapishaneleri boşaltılıp, Suriye içinden çıkan unsurlar. 2009'da Maliki, Irak'ta bombalar patladığında bana şunu demişti, 'bütün bu bombaların arkasında El Kaide irtibatlı grupları barındıran Suriye rejimi var.' Biz, o zaman iki taraf arasında, Suriye-Irak arasında arabuluculuk yapıp çatışmalarını engellemiştik. Bunlar öyle bir birinden yalıtılmış, arıtılmış yapılar değil. 3 gün önce, 1 gün önce bazı yerlerde 'sakın şuraya gitmeyin, orada patlama olabilir gibi ifadeler' de var. Bunlar nasıl biliniyor? Bunların iltisaklarını çıkarmak icap ediyor. O zanlılara bakıyorsunuz daha önce PKK'dan bombalı eylemlerde, PKK'ya silah götürmede... Bunların hepsinin hem PKK hem de Türkiye'de bazı sansasyonel gelişmelerle ilişkili çevrelerle, paralel yapı içindeki bazı çevrelerle de iltisak kurulan irtibatları var. Bunların şimdi detayına burada girmem mümkün değil."

New York Times gazetesinde Türkiye'ye dair, "Kederde ve zaferde, Türkler hala bölünmüş" ifadelerinin kullanılmasının anımsatılması üzeri Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Maalesef doğru bir gözlem. O kadar üzülüyorum ki... Dağlıca saldırısı olduğunda Hollanda'yı 3-0 yenmiştik. Ben de oradaydım. Haber geldikten sonra maçı terk ettim. Ertesi gün benim ağladığım gibi Dağlıca'ya ağlayacaklarına beni eleştirmeye yöneldiler. Hollanda zaferine sevineceklerine bizi eleştirmeye yöneldiler. Şimdi de öylesine bir tablo ortaya çıkıyor ki maalesef kederde ve sevinçte bir araya gelemeyen bir tablo görüntüsü. Tam da buna işaret etmek istiyorum. Yine çağrıda bulunuyorum. Demirtaş, 'hata yaptım' derse görüşme neden olmasın. Ama daha cenaze yerdeyken, o cenazeyi kaldırmakla ve o yaralılara yardım etmekle uğraşan, bütün zihnini ve enerjisinin ona ayıran ülkenin başbakanına 'sen katilsin', 'sen kelepçeleneceksin' diyen birisiyle görüşmenin bir zemini olabilir mi? Bizim sevinçte de acıda da bir arada ayarlı olmamız lazım. Küçük hesaplar içinde olmamak lazım. Tüm siyasi liderlere tekrar burada çağrıda bulunuyorum. Hep beraber bir araya gelelim. Tabii Demirtaş'ın bu konuda kendi tutumunu açıklığa kavuşturması lazım. Eğer böyle bir iddiası varsa bir katille oturamaz. Herkesin birbiri hakkındaki konuşmasında dikkatli olması lazım. Bir ölçünün siyasi liderlerin diline hakim olması lazım."

"PYD'de yapılan yardım PKK'ya yapılan yardım muamelesi görür"

ABD'nin ve Rusya'nın Ankara Büyükelçilerinin ayrı ayrı Dışişleri Bakanlığına çağrılması ve PYD'ye verilen silahların Türkiye'ye yönelik kullanılması ihtimaliyle ilgili bir soru üzerine Başbakan Ahmet Davutoğlu, şunları söyledi:

"ABD'li ve Avrupalı muhataplarımıza aynı şeyi söylüyoruz. Terör örgütünün iyisi kötüsü olmaz. Terör örgütünün faydalısı zarar ya da maruz görüleni ya da görülmeyeni olmaz. El Kaide nasıl terör örgütüyse, DEAŞ nasıl terör örgütüyse ve DEAŞ ile mücadele ettiğini iddia etmekle birlikte, El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi nasıl terörist listesinde ise bizim için PKK teröristtir ve PKK ile ilintili olan PYD de bu ilintisini sürdürdüğü sürece teröristtir ve Türkiye'yi tehdit eder durumdadır. Geçen sene bu tablo yoktu. Bu çevrelerden Türkiye'ye dönük bir terör saldırısı söz konusu değildi."

Davutoğlu, bölücü terör örgütünün Türkiye'ye saldırdığını, Türkiye'nin de şu anda teröre karşı savaş halinde olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz safiyane bir şekilde 'PYD'ye giden silahlar sadece DEAŞ'a karşı mücadelede kullanılacak' diyen birine, 'sen nasıl terörist gördüğün bir örgütle ilişkili başka bir örgütü hemen terörist ilan ediyorsun ve ona giden her yardımı suç telakki ediyorsan, bizim için de aynı şey geçerli' deriz. Bu konuda Suriye ile Irak arasında sınır kalmamışken, PYD'ye verilen bir silah hele sofistike bir silahsa anında Irak'ta PKK'ya götürülebilecekse, oradan Türkiye'ye sokulabilecekse, biz böyle ilişkinin devam etmesine izin verebilir miyiz? Kim verir, kimse vermez. Dolayısıyla tutumumuz açıktır, nettir. PYD'de yapılan yardım Türkiye'ye karşı terör saldırısı başlatan PKK'ya yapılan yardım muamelesi görür. Yapılmayacak bu yardım. Bunun üzerine 'biz oradaki Araplara gönderiyoruz' deniyor. Arap, Kürt ayrımı olmaz. Terörist mi değil mi? Birisi Barzani'ye DEAŞ'a karşı silah verdiğinde biz itiraz ediyor muyuz? Mesele Kürt olması değil ki. Mesele Barzani'ye verilen silahın Türkiye'ye dönük kullanılmayacak olması."

"Ortaklar birbirinin çıkarına özen göstermek durumunda"

Türkiye'nin, PYD'ye verilen silahlar üzerine gösterdiği tepkinin ardından ABD ve Rusya'nın tavrında bir değişiklik olup olmadığının sorulması üzerine Başbakan Davutoğlu, "Sayın Putin, Türkiye'nin Rusya'nın önemli bir ortağı olduğunu söyledi. Sayın Putin haklı. Rusya da Türkiye'nin önemli bir ortağıdır. Ortaklar birbirinin çıkarına ve hassasiyetine özen göstermek durumunda. Türk hava sahası ihlal edilirse bu özen gösterilmemiş demektir. Türkiye'nin sınırlarına yakın yerlerde DEAŞ ile mücadele eden ılımlı muhalefete saldırılırsa bu özen gösterilmiyor demektir. Türkiye'ye mülteci göçü olacak şekilde Halep'in DEAŞ ve rejim arasında paylaşılması gibi senaryonun parçası haline gelinmişse ve oradan Türkiye'ye mülteci akını teşvik ediliyorsa bu özen gösterilmiyor demektir" değerlendirmesinde bulundu.

"Bizim PKK'ya güvenmemizi kimse bekleyebilir mi?"

Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin tepkilerinin ardından, Rusya Devlet Başkanı Putin'in yaptığı açıklamaları olumlu bulduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu açıklamaların eylem alanında da görülmesi, bir daha ihlal olmaması, Rus uçaklarının Türk uçaklarını taciz etmemesi lazım. Bir daha güvenli alan oluşturan ılımlı muhalefete bu derece bir operasyonla onların DEAŞ karşısında yenik düşmesinin önünü açmamak lazım. Amerika için de aynı şey geçerli. Amerika Suriye'de Nusra Cephesine yapılan bütün yardımlara karşı çıktı, haklıdır. Neden? Çünkü Nusra kendisini El Kaide ile irtibatlı ilan etti ama Nusra aynı zamanda DEAŞ ile çarpışıyor. Şimdi Nusra'nın DEAŞ ile çarpışması Nusra'yı meşru kılar mı, kılmaz. Peki PKK'ya açık destek veren ve kendisini onunla ilintili gören PYD'nin DEAŞ ile çarpışması, PYD'yi meşru kılar mı, kılmaz. Ne zaman kılardı? Eğer Çözüm Süreci işletilip Türkiye'ye saldırılmasıydı, eğer PYD rejime net tavır alsaydı, eğer oraya giden silahlar ve Irak'taki bazı terörist unsurlar karşılıklı olarak gidip geliyor olmasaydı, biz bunu Suriye için bir mesele olarak görürdük, herhangi bir grup gibi mütalaa edebilirdik.

Kobani düştüğünde biz Barzani güçlerinin oraya gitmesini, Özgür Suriye Ordusu'nun gidip oranın kurtarılmasına destek verdiğimiz de ilkeli bir tavırla hareket ettik. O zaman biz buna itiraz etmedik. Çünkü o zaman Türkiye dönük bir saldırı söz konusu değildi. O zaman hem biz Barzani'ye hem de Özgür Suriye Ordusu'na güveniyorduk. Bizim PKK'ya güvenmemizi kimse bekleyebilir mi? Çok açık ve net. Bizim için artık Irak Suriye sınırı tek bir sınır gibidir. Onun öbür tarafında olan herhangi bir gelişme Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği anda gerekli müdahalede bulunuruz. Bu konuda bize kimse 'haksızsın yapma' diyemez. Çünkü, şu anda Türkiye bir terör saldırısı karşında kendini savunma hakkını gerektiği zaman kullanabilecek uluslararası hukuk zeminine sahiptir."

ABD'nin eğit donat programını sonlandırmasından sonra güvenli bölgeyle ilgili konsept değişikliğine gittiği değerlendirmesi hatırlatılan Davutoğlu, mültecilerin, Suriye sorununun insani boyutunu yansıttığını, ancak insani olarak başlayan sorunun bir müddet sonra siyasal soruna, hatta daha kapsamlı bir soruna dönüştüğünü belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ile yaptığı görüşmede de dile getirdiği gibi son 40 gün içinde Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacı sayısının son 1 yıldakinden fazla olduğunu aktaran Davutoğlu, çünkü ortada herkesi etkileyen, derinden sarsan ciddi bir sorun bulunduğunu vurguladı.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Eğer, biz 2004'ten itibaren pozitif gündemle Türkiye-AB ilişkilerini tam birliğe oturtmuş ve bunu sağlamış olsaydık, kriz yönetimi esnasında değil sadece, bir ortak vizyon olarak biz, şu anda çok daha güçlü bir Avrupa Birliği ve çok daha güçlü bir Türkiye'yi birlikte gerçekleştirmiş olurduk. Artık herkes biliyor ki Türkiye'nin katkısı olmadan bölgede ne insani, ne siyasi, ne stratejik herhangi bir sorun çözülemiyor. Türkiye'nin güvenliği tehdit altındaysa Avrupa'nın güvenliği sağlanamaz. Türkiye mülteciler gibi büyük bir problemle uğraşırken, kendi başına bu gayreti gösterirken susan Avrupa'nın, susan uluslararası toplumun şimdi fark ettiği şey, bu yük taşınamaz hale geldiğinde hepimizi, herkesi etkileyecek. Artık Suriye krizi bir ülke krizi olmaktan zaten çoktan çıkmıştı ama bir bölge krizi olmaktan da çıktı. Bir dünya krizi haline geldi. O zaman herkesin sorumlu davranması ve en fazla da Suriye krizinden etkilenen komşu ülkelerin haklarını ve hassasiyetlerini gözetmesi lazım."

"Kime ne faydası olacak?"

"Suriye politikalarınız eleştiriliyor. Bu yanlış politikalar yüzünden patlamaları yaşadığımız iddia ediliyor. Siz buna ne söyleyeceksiniz?" sorusu üzerine Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, Kılıçdaroğlu "Suriye politikanızın değişmesi gerekir" dediğinde, açık bir şekilde "Bana somut söyleyin, neyi değiştirelim?" diye sorduğunu anlattı.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani gidip Esad ile el sıkışmak bu problemleri çözecek mi? Ben ilkesel olarak buna karşıyım da hadi teorik olarak konuşalım, farazi olarak, çözecek mi? Esad kendi ülkesini kontrol edebilen bir aktör mü? Esad Türkiye sınırını kontrol edebilen bir aktör mü? Rejim güçlerinin Türkiye sınırında kontrol ettiği alan 20 kilometreye kadar düştü. Kendi ülkesini kontrol edemeyen birinin kime, ne faydası olacak? Kendi ülkesinin sadece yüzde 14'ünü kontrol eden birinin elini sıkmak, Türkiye'de ondan kaçmış 2 milyon Suriyelinin yüreğine ateş koymaktan başka ne anlama gelir? Şu ana kadar ilkeli, insani ve demokratik politikamızdan vazgeçmek, Türkiye'nin hangi sorununu çözer?"

Türkiye'nin en başından beri Suriye'de ilkeli bir politika takip ettiğini dile getiren Davutoğlu, yıllar sonra bu travmalar aşıldığında bunun çok daha iyi anlaşılacağını söyledi.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"En başında Esad ile birlikte, Esad'ı ikna ederek reform için çaba sarf ettik, olmadı. Sonra dünyaya seslenerek demokratik geçiş için baskı gücünüzü kullanın. Suriye'de çok kötü şeyler oluyor, olacak. Daha kötüsü olabilir diye ikna etmeye çalıştık, yapmadılar. Sonra bari gelin şurada bir güvenli bölge oluşturalım, mülteciler burada kalsın. Bir güvenli alanda Suriyelileri Suriye'nin içinde tutalım dedik, yapmadılar. Kimyasal silah kullanan bir diktatöre karşı ortak tavır sergileyelim dedik, P 5 ülkeleri en temel meselede anlaşamadı. Sonra döndük, siyasal konularda anlaşamıyoruz ama mülteciler gibi insani konuda ve savaş suçları gibi yine hukuki bir konuda anlaşalım dedik, Rusya'ya, İran'a, Çin'e, yapmadılar. Şimdi tüm bunlardan kaçan aktörlerin hiçbiri suçlu değil, kendi halkına zulmeden, 300 bin insanı katleden eli kanlı diktatör suçlu değil. Oraya o diktatörün yardımıyla ve o diktatörün oluşturduğu boşlukla gelen DEAŞ suçlu değil, Türkiye suçlu öyle mi? Bu, açık söyleyeyim, bir aşağılık kompleksin ortaya çıkardığı bir şey. Özgüven kaybının ortaya çıkardığı bir şey. Fransa'da hiç kimse Charlie Hebdo baskını olduğunda döndü de bu Fransız hükümetinin hataları sebebiyle oldu dedi mi? Ya da İspanya'da, Madrit'te, Londra'da, Irak'ta, çünkü Irak müdahalesine destek verdiler. Irak'ta bu politikayı takip ettiğiniz için bu oldu mu dendi. Yoksa dönüp herkes omuz omuza mı verdi? Nedir bu? İlla ve mutlaka kendimizi suçlu görmek. Ve sırf küçük hesaplar için Türkiye'yi suçlu koltuğunda oturtacak imalarda bulunmak."

"Ölüm fermanı yayınlandı"

"Sanki Türkiye veya AK Parti, PKK'ya baktığı gibi bakmıyor DEAŞ'a, sanki devletin bürokrasisi içinde onları biraz koruyup kollayan..." değerlendirmesi üzerine Davutoğlu, bunun akıl alacak bir değerlendirme olmadığını, bunu söyleyenin izanını kaybetmiş olması gerektiğini belirtti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bakın DEAŞ'ın internetteki yayınlarına. En fazla saldırdıkları kişiler Sayın Cumhurbaşkanı ve benim" dedi.

"Ölüm fermanı yayınlandı" denilmesi üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Tabii. Diyorlar bunlar 'mürtet.' En ağır ifadelerle. Niye? Çünkü Esad onlar için tehdit değil ki. Esad'ın varlığı onlara zemin oluşturuyor. Esad'ı destekleyenler, 'Esad ile el sıkışalım' diyen Türkiye'deki muhalefet onlara şey değil ki, ne olacak Türkiye'de savaş alanı ilan etmişler zaten. Ama biliyorlar ki bizim zihnimizdeki ve gönlümüzdeki İslam, Türkiye'de yaşanan İslam, onların panzehiri. Türkiye'deki İslam, Hazreti Mevlana'nın felsefesinden gelen, kendimi de onun içine koyarak söylüyorum, insan odaklı İslam anlayışı onların ideolojilerine en keskin cevabı veriyor. Onun için açın bakın. O DEAŞ sitelerinde Demirtaş'a ya da Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye bir şey var mı? Hepsi bize saldırıyor. Burada akıl, izan sahibi hiç kimse böyle bir argümanda bulunmaz. Türkiye herhangi bir terör örgütüne prim vermiş olabilir mi? Ama onlar PKK'yı örtmek için DEAŞ'ı öne çıkarıyorlar. PKK'yı meşru kılmak için DEAŞ'ı sanki bizimle özdeşleştirmek gibi bir şeye yöneliyorlar. Olmaz. 23 Temmuz'da olduğu gibi bize saldıran DEAŞ da olsa aynı anda cezalandırılır, PKK da olsa aynı anda cezalandırılır. Herkesin de bunu bilmesi lazım."

 

 

 

kaynak:akparti.org.tr

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR