Üst Header Banner Reklam
 
Tek Başına İktidar Işığını Yakaladık
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "7 Haziran sonrasına göre, AK Parti'nin tek başına iktidar ışığını yakaladığını, tek başına iktidara ulaşma konusunda çok az bir mesafesi kaldığını gözlemliyoruz" dedi.
22.10.2015 17:00:28
Bu haber 722 kez okundu
Tek Başına İktidar Işığını Yakaladık

 Tek Başına İktidar Işığını Yakaladık

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "7 Haziran sonrasına göre, AK Parti'nin tek başına iktidar ışığını yakaladığını, tek başına iktidara ulaşma konusunda çok az bir mesafesi kaldığını gözlemliyoruz" dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, parti genel merkezinde yaptığı düzenlediği basın toplantısında, seçim sürecinin bütün hızıyla devam ettiğini belirterek, Ankara Garı'nda meydana gelen Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eyleminden sonra AK Parti olarak bir, iki mitingi teröre karşı birlik, dirlik ve kardeşlik mitingi şeklinde yapma kararları olduğunu, bunu da büyük bir başarı ile gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Her kesimden, her partiye oy veren vatandaşların ortak duyarlılıkla terör karşısında topyekun bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayan Çelik, "Terör, aynı Ankara Garı'ndaki saldırıda olduğu gibi kimi, hangi ideolojik kesime yakın olduğu, hangi kimliğe sahip olduğu hiç önemli olmaksızın bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını hedef alan bir kanlı bela" diye konuştu.

Bunun karşısında AK Parti olarak gerçekleştirdikleri mitinglerin amacının bütün vatandaşları terör belası karşısında ortak duyarlılığa davet etme şeklinde olduğunu aktaran Çelik, "Bunlar çok canlı katılımlarla meydana geldi" dedi.

"Türkiye'nin 1 Kasım seçimlerine giderkenki olağan takvimini işletmesi gerekiyor"

Terörün önemli hedeflerinden bir tanesinin de toplumsal hayatı teslim almak olduğuna dikkati çeken Çelik,  şunları söyledi:

"Türkiye'de seçim sürecine çok az bir zaman kala toplumsal dinamikleri şekillendirmek, siyasi dinamikleri şekillendirmek, 1 Kasım'da oluşacak yönetim şemasına bir şekil vermek için terörün bir hedef gözettiğini de görüyoruz. Bu bağlamda bakıldığında terörün toplumsal dinamikleri hedef almak, teslim almak, siyasi dinamikleri şekillendirmek şeklindeki hedefine ulaşmaması için de Türkiye'nin 1 Kasım seçimlerine giderkenki olağan takvimini işletmesi gerekiyor. Bu sebeple gündelik hayatı durdurmaya, siyasi hayatı durdurmaya, mitingleri erteletmeye dönük çağrıları çok doğru bulmadığımızı, bunun Türkiye'de ulaşmak istediği hedeflerden bir tanesi olduğunu, buna verilecek en iyi cevabınsa olağan toplumsal yaşamın ve siyasi yaşamı devam ettirmek olduğunu ifade ettik ve bu şekilde de Türkiye 1 Kasım'a doğru ilerliyor."

"7 Haziran sonrasına göre AK Parti'nin tek başına iktidar ışığını yakaladığını gözlemliyoruz"

AK Parti'nin bütün teşkilatlarıyla, adaylarıyla sahaya çıktığını anlatan Ömer Çelik, "Tüm gücüyle çalışıyor. 7 Haziran'dan sonra AK Parti'nin oylarında gözle görülür, her geçen gün bir öncekine göre daha iyi durumda olan bir iyileşme var. 7 Haziran sonrasına göre AK Parti'nin tek başına iktidar ışığını yakaladığını, tek başına iktidara ulaşma konusunda çok az bir mesafesi kaldığını gözlemliyoruz" diye konuştu.

Toplumsal olayların kamuoyu yoklamaları üzerindeki etkisini anımsatan Çelik, bu anketlerin çok gerçekçi sonuçlar vermeyebileceğini, kendi siyasi deneyimlerinde test ettikleri ve yıllarca doğru yolu gösteren çalışmaların bulunduğunu kaydetti.

Çelik, "Biraz daha gayretle vatandaşlarımızın biraz daha desteğiyle adaylarımızın çalışma konusundaki daha yüksek performansıyla tek başına iktidar konusunun AK Parti tarafından gerçekleştirileceğine dair büyük bir ışık görmüş oluyor, bir zemin çıkmış oluyor"  değerlendirmesinde bulundu.

Ömer Çelik, bu çerçevede kalan süre içerisinde bunun gerçekleşmesi için hem vatandaşlardan daha çok destek talep edeceklerini hem de kendi çalışmalarını ona göre şekillendireceklerini bildirdi.

"AK Parti'nin tek başına iktidar olmasının Türkiye için stratejik bir gereklilik olduğunu görüyoruz"

İstikrarın 13 yıla yakın bir zamandır sürdüğünü belirten Çelik, şöyle dedi:

"7 Haziran sonrası yaşananlar aslında Türkiye'de tek başına iktidar ve istikrarın sürmesinin Türkiye'de sadece bir partinin sadece iktidar olması meselesi olmadığını, sadece AK Parti meselesi olmadığını, Türkiye'nin 2023 yılı hedeflerine ulaşması için güçlü bir demokrasi, güçlü bir ekonomi ve demokratik bir gelecek konusunda kararlı adımlarla geleceğe ilerlemesi için bir memleket meselesi olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Dolayısıyla 1 Kasım seçimleriyle ilgili değerlendirmemiz de bu çerçevededir. Mesele sadece AK Parti'nin tek başına iktidar olma meselesi değil, sadece AK Parti'nin seçimlerden birinci parti çıkma meselesi değildir. Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için demokrasisini daha güçlü kılabilmesi için, ileri demokrasi standartlarında kendi zeminini daha da kuvvetlendirmesi için ekonomik kazanımlarını koruyup daha da geliştirilebilmesi için özellikle de etrafımızdaki dış politika gelişmelerine baktığımızda bütün bu kaos tablosu içinde Türkiye gemisini en sağlıklı şekilde bu tehlikeli sularda güvenli bir şekilde yüzdürebilmesi için AK Parti'nin tek başına iktidar olmasının Türkiye için stratejik bir gereklilik olduğunu da görüyoruz. Şu ana kadar yapılan çalışmalar, vatandaşlarımızın ilgisi bu yönde çok ciddi bir ilerleme kaydedildiğini gösteriyor."

"Etrafımızda çok önemli gelişmeler var" ifadelerini kullanan Ömer Çelik sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz bu Ankara Garı'ndaki bu menfur terör eylemi gerçekleştiği zaman, bizim yüzün üzerinde canımızın gitmesine ve büyük bir acı yaşamamıza sebep oldu. Bunun yanı sıra iki tane de hedef gözettiğinin altını çizmiştik. Bunun bir tanesi seçimlere giderken Türkiye'nin siyasi dinamiklerini şekillendirmek, Türkiye'de toplumsal bazı travmalarla, hareketlilikler yaratmak şeklinde hedefleri olduğunu gözlemlemiştik. İkinci hedefinin Türkiye'yi bölgesindeki gelişmelerden, Suriye, Irak'taki dinamik gelişmelerden, Akdeniz'deki gelişmelerden uzaklaştırmak, Türkiye'yi bu dış politika gelişmelerinden soyutlamak ve içe kapatmak şeklinde bir hedef gözettiğini de çok net bir şekilde gördük. Dolayısıyla, bu bomba aynı zamanda siyasi açıdan 1 Kasım seçimlerine dönük olarak ilerleyişimize, aynı zamanda da bölgedeki gelişmeler konusunda Türkiye'nin kilit ülke olma misyonuna atılmış bir bomba olarak da değerlendirilmeli."

Türkiye'nin tezlerinin bölgede Arap Baharı'nın ilk çıktığı andan itibaren ne kadar haklı olduğunu bir kere daha gördüklerini vurgulayan Ömer Çelik, "Arap Baharının sokak hareketlerinin ilk başladığı zamanlarda Türkiye bölgede demokratik bir dönüşümün ortaya çıkması, demokratik bir dönüşümün ortaya çıkması, demokratik dönüşümlere destek verilmesi için uluslararası topluma çağrı yaptı. Bu çerçevede herkesi bölge haklarının demokrasi talebine destek olmaya davet etti" diye konuştu.

"Olumlu tepki, bölgemizdeki gelişmelere verilmemişti"

Doğu Avrupa'daki rejimler çökerken ve Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra ortaya çıkan demokrasi talebinin Türkiye'nin bölgesinde bugünküne benzer bir hareketliliğe neden olduğuna vurgu yapan Çelik, değerlendirmelerine şöyle devam etti:

"Ama Doğu Avrupa'daki rejimlerin demokrasi talebine verilen olumlu tepki bölgemizdeki gelişmelere verilmedi. Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra yeni bir demokrasi kavgası yükseldi. Türkiye bununla ilgili olarak herkesin bu demokrasi dalgasına olumlu tepki vermesi gerektiğini ifade etti. Ama maalesef uluslararası toplum bu konuda da yeterli bir destek içerisinde olmadı. O zamanlar Suriye rejimi ile görüşmelerle bölgedeki rejimlerle görüşmeler onların reform yapmalarına katkı sağlamak ve bu dönüşümü gerçekleştirerek 'bugün yaşadığımız kaostan uzak durulabilir mi' diye bir takım gayretler içeriyordu. Nitekim bu reformlarla ilgili de bir takım sonuçlar alındı. Ama netice itibariyle uluslararası toplumun yeterli destek vermemesi sonucunda bu çatışmalar başladı ve bugün geldiğimiz noktada bölge büyük bir dramla karşı karşıya."

"Bu konuda yeterince hassasiyet göstermediler"

Bu çatışmalar ilk ortaya çıktığında Türkiye'nin, Esed rejimine karşı uluslararası toplumun tepki vermesi gerektiğini ve bu katliamın durdurulmasını istediğini anımsatan Çelik, şunları anlattı:

 "O zaman şöyle bazı aşamalar geçirdik. Birincisi 'şöyle hava kuvvetlerini kullanırsa rejim bu bizim için kırmızı çizgidir, ona müdahale ederiz' dendi. Fakat rejim acımasız bir şekilde hava kuvvetlerini kullandı, buna kimse müdahale etmedi. Arkasından dendi ki 'eğer rejim kimyasal silah kullanırsa buna müdahale ederiz' denildi. Rejim acımasız bir şekilde kimyasal silah kullandı ama hiçbir şekilde bu meseleye müdahale edilmedi. Türkiye'nin o zamandan beri üzerinde durduğu, sayın Cumhurbaşkanımızın, sayın Başbakanımızın başbakanlığı ve dışişleri bakanlığı dönemlerinde altını çizdiği husus şuydu; bu mesele, 'Türkiye ve Suriye arasında ikili bir mesele değildir. Bu mesele uluslararası toplum ve Suriye arasındaki bir meseledir' denildi. Fakat bu Türkiye'nin bu kadar yakın bir sınır ilişkisinin olması ve buradaki sıkıntıların birinci dereceden Türkiye'yi etkilemesi sebebiyle özellikle Avrupalı dostlarımız bu konuda yeterince hassasiyet göstermediler. Hatta bu mülteci akını başladığı zaman Türkiye burada bir uçuşa yasak bölgenin oluşması, Suriye topraklarında güvenli bölge oluşmasını dillendirdi, fakat bu da nihayetinde bunun insani ve finansal maliyeti sadece Türkiye üzerinde gözüktüğü için yeterince destek bulmadı."

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Suriye konusunda gelinen noktada Türkiye'nin, insanlık tarihine geçecek biçimde ölümden kaçan insanları topraklarında misafir ettiğini belirtti.

Mültecilerin Türkiye ve Suriye'den taşarak Akdeniz'e açılmasının ardından birtakım facialarla gündeme gelmeye başladığını dile getiren Çelik, bu insanların aynen "Kavimler Göçü" gibi Avrupa kapılarına dayanınca, bu sefer geçmişte zamanında ve yerinde duyarlılık göstermeyen ülkelerin, bu duyarlılığı göstermeyerek ne kadar büyük yaptıklarının ortaya çıktığına dikkat çekti.

Çelik, bu konunun sadece Türkiye ve Ürdün, Lübnan gibi bölgedeki sınır ülkelerini tehdit eden bir terör dalgasının ortaya çıkmasıyla sınırlı kalmadığını, tam tersine bölgeyi aşan bir terör dalgasının ortaya çıktığını ve bunun Avrupa kapılarına dayandığını kaydetti.

O dönemlerde Türkiye'nin, bu meselenin Türkiye-Suriye arasında bir mesele olmadığını ifade ettiğini anımsatan Çelik, Türkiye'nin öncelikle Arap Birliği ile hareket ederek bölgesel inisiyatifin içerisinde olduğunu, ardından BM Güvenlik Konseyi temelinde küresel inisiyatiflere destek verdiğini, hiçbir şekilde Türkiye'nin Suriye konusunda tek başına hareket etmediğini hatırlattı.

Çelik, Türkiye'nin tüm bunlardan sonuç alınamayınca Suriye'nin Dostları Grubu, Cenevre Konferansı gibi oluşumlara destek verdiğini, dolayısıyla Türkiye'nin buradaki başından bu yana tutumunun, uluslararası toplumu kaosa karşı ortak bir duyarlılığa davet etmek olduğunu aktardı.

Suriyeli mülteciler konusu

Mülteci meselesinin sadece Türkiye'nin meselesi olmaktan çıktığını vurgulayan Çelik, Türkiye'nin 2 milyon kişiyi ağırladığını, 8 milyar dolara yakın harcama yaptığını söyledi.

Çelik, "20 bin, 30 bin kişiyi almak için Avrupa Birliğinin, Türkiye'den imkanları çok daha iyi olan ülkelerinde ciddi tartışmalar yürüyor. '20 veya 30 bin kişiyi alabilir miyiz' gibi tartışmalar. Bu tartışmalar, bu konudaki duyarsızlığın halen devam ettiğini, meseleyi anlama konusunda direncin halen devam ettiğini gösteriyor" diye konuştu.

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye ziyaretini anımsatan Çelik, "Sayın Merkel'in ifade ettikleri özellikle Almanya merkezli olarak AB de bu konuya, özellikle mülteciler konusuna yeni bir duyarlılıkla yaklaşılacağını, hem insani yükün alınması hem mali yükün karşılanması konusunda bir ortak anlayışa varılabileceği konusunda ilerleme ışığı gösteriyor"  ifadesini kullandı.

Türkiye'nin Suriye politikası

Terör meselesinin sadece Türkiye'nin meselesi olmadığını vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

"Buradan PKK kaynaklı, IŞİD ve DAİŞ kaynaklı, başka terör örgütleri kaynaklı, özellikle de rejimin, rejim adına terör örgütü gibi hareket eden El Muhaberat kaynaklı terör faaliyetleriyle Türkiye'nin baş başa bırakılması Avrupa'nın kendi güvenliğini aslında tehlikeye atması demektir. Ya burada ortak bir şekilde inisiyatif alacak ve bu inisiyatif çerçevesinde terörle mücadele edecek, aksi takdirde bugün Türkiye'nin sınır illerini tehdit eden, en son  Ankara Garı'nda ortaya çıkan terör, yakın zamanda Avrupa başkentlerinde de kendisini göstermeye başlar. Bugünün dünyası entegre bir dünyadır. Ankara'nın güvenliği ile Londra'nın, Paris'in, Berlin'in güvenliği birbirinden soyutlanamayacak bir dünyadır. Ankara'da meydana gelen bir güvenlik sıkıntısı aynı şekilde Avrupa başkentlerini de ilgilendiriyor."

Çelik, gelinen noktada çözüm arayışlarıyla ilgili çeşitli basın organlarında "Türkiye'nin Suriye politikası değişiyor" veya "Türkiye Esad'lı bir geçişe hazır" gibi birtakım yorumların ortaya çıktığını belirterek, konuşmasında şunlara yer verdi:

"Türkiye'nin aslında temel parametreler ve dinamikler açısından Suriye politikasında değişiklik yok. Değişikliği gerektirecek bir değişim de yok. Bununla ilgili bir gereklilik de görmüyoruz. Şimdi deniyor ki 'Türkiye Esad'lı bir geçiş dönemine razı oldu' gibisinden üst başlıkta birtakım haberler çıkıyor. En azından AK Parti'nin görüşü açısından baştan bu yana söylenen şey, AK Parti hükümetleri tarafından ifade edilen şey şudur; Esad'ın kalıcı olduğu hiçbir formül Türkiye açısından makbul bir formül değildir. Eğer kastedilen şey, daha önceki Cenevre inisiyatifinde olduğu gibi muhalefetin ve rejimin tam mutabakatıyla ortaya çıkacak bir geçiş hükümeti söz konusu olursa, bu geçiş hükümetinin ve önemli olan burada şudur, rejim tarafından bu işe katılacak olanların herhangi bir katliamın içerisinde olmamış ve herhangi bir suça bulaşmamış olması gerekiyor. Dolayısıyla meşru muhalefetle rejim tarafından böyle bir geçiş hükümetinin kurulması tam mutabakatla ortaya çıkarsa bu durumda Esad'ın Suriye'nin başından 3 ay veya 6 ay içerisinde veya benzer bir zaman dilimi içerisinde gitmesine dönük olarak Türkiye'nin kabul edebileceği bir formülün ortaya çıkabileceği düşünülmekteydi. Ama 'Esad'lı geçiş' dediğinizde... Esad'ın Suriye'nin bundan sonra herhangi bir şekilde istikrarını, barışını sağlayabileceğini düşünmek hayal olur."

Çelik, "Halkının bu kadar büyük bir kısmını katletmiş, sadece nüfusun yüzde 10'luk bir kesimine dayanarak ve tamamen mezhep temelli bir devlet anlayışı, ordu ve istihbarat faaliyeti içerisinde Suriye'nin geleceğinde herhangi bir şekilde barışın ve istikrarın korunması, kurulması, inşa edilmesi söz konusu olamaz, bu kalıcı da olmaz" ifadelerini kullandı.

Halkının bu kadar büyük bir kesiminin ailelerine kasteden, eli kana bulaşmış birisinin bir gelecek ve barış inşa etmesinin söz konusu olamayacağını vurgulayan Çelik, "Dolayısıyla, Türkiye'nin burada aradığı formül, Suriye halkının gerçek iradesini yansıtacak bir geçiş yönetiminin ortaya çıkması, Suriye'nin geleceğinde Suriye halkının karar sahibi olacağı yönetim modellerinin ortaya çıkması ve Esad'ın da belli bir süre içerisinde Suriye'den ve yönetimden ayrılması şeklindedir. Dolayısıyla, bunu bir kalıcılık göstermek, yani 'Türkiye Esad'ın kalıcı olduğu bir formüle razıdır' gibisinden bir tutum almak böylesi bir dış politika değişikliğinden bahsetmek söz konusu değil. Bugün gelinen noktada da bu tezin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor" değerlendirmesinde bulundu.

"Afganistan senaryosunu bile aratabilecek tabloya çevirir"

Suriye'deki operasyonlara da değinen Çelik, şunları kaydetti:

"Oraya dünyanın bütün büyük güçleri yerleştiler, askeri operasyonlar yapıyorlar DAİŞ terör örgütüne karşı ama burada Suriye halkının meşru temsilcilerinin zaman zaman vurulduğunu, oradaki halkın değişik kesimlerinin bu askeri operasyonların hedefi haline geldiğini, dolayısıyla oradaki meşru muhalefetin de zarar gördüğünü basına yansıyan bilgilerden görüyoruz. Halbuki Suriye halkının geleceğini kuracak olan bu meşru muhalefettir. Baştan beri Suriye Ulusal Konseyi temelinde altı çizilen, Türkiye'nin altını çizdiği de budur. Bunun ötesindeki yaklaşımlar, yani 'her bir devletin orada bir örgütü desteklediği, her bir devletin başka bir kesime silah yardımı yaptığı' şeklindeki bir yaklaşım burada Suriye halkının geleceği için barış ve istikrarı kurmaya hizmet etmez, tam tersine burasını bir Afganistan senaryosunu bile aratabilecek vahim bir tabloya çevirir. Bu konuda da duyarlı olmak gerektiğini düşünüyorum ama sanki 'AK Parti'de böyle bir görüş değişikliği varmış' şeklinde haberler çıktığı için bu izahata gerek duydum."

Vatandaşlara "oy kullanın" çağrısı

Ömer Çelik, 1 Kasım'daki genel seçimlere de değinerek, seçimlerdeki en önemli konunun katılımın yüksekliği olduğunu belirtti.

Yurt dışında oy kullanma işleminin iyi gittiğini dile getiren Çelik, yurt dışındaki ve 1 Kasım'a doğru da yurt içindeki vatandaşlara, hangi partiye oy verirlerse versinler, Türkiye'nin demokrasisinin gücünün gösterilmesi gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Çelik, şöyle dedi:

"Etrafımızda bu kadar büyük çalkantılar olurken, etrafımızdaki ülkelerde insanlar sandığa gitmek, demokrasiye kavuşmak için bu kadar büyük bedeller öderken, Türkiye'nin en büyük gücünün ve kazanımının demokrasimiz olduğunu, Türkiye'nin sağlıklı seçim yapabilen bir ülke olmasının altını her zaman çizmek gerektiğini, bu seçimleri hiçbir tartışmaya mahal bırakmaksızın son derece sağlıklı bir biçimde gerçekleştirebilmemizin büyük bir başarı olduğunu, Türkiye'nin bu açıdan bile tek başına bölgesinde çok ayrıksı bir yere sahip olduğunun altını çizmek için, ayrıca demokrasimizi daha da güçlendirmek için bu seçime de katılımın yüksek olmasında büyük bir fayda var. Gerek yurt içi gerek yurt dışında en yüksek düzeyde katılımın gerçekleşmesi için tüm vatandaşlarımıza bir kere daha çağrı yapıyoruz."

Sorular

Çelik, AK Parti Genel Merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Esed'le yaptığı görüşmenin olası sonuçlarına ilişkin soru üzerine Çelik, "Rusya ziyareti bağlamında ortaya çıkan tablo iki tür şeye işaret edebilir. Biri şu; bu iç savaş başladığından beri Esad ilk defa Suriye topraklarının dışına çıkıyor. Zaten ülkesine dönünceye kadar da Rusya bu ziyareti duyurmadı. Esad ülkesine döndükten sonra duyurdu. Dolayısıyla Esad'ın kendi ülkesinde böylesine büyük bir katliam şebekesini yönetirken yurt dışına çıkabilmesi, kendisini bu kadar güvende hissedebilmesi uluslararası toplumun önüne büyük bir soru işareti olarak konulmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Sorunun çözümünün sadece askeri yöntemlerle mümkün olmadığını, siyasi çözüm de gerektiğini ifade eden Çelik, "Bu tip görüntüler eğer Suriye'deki katliamın sona ermesine, toplumun iradesinin yönetime yansımasına dönük olarak bir işlev üretecekse tabii ki son derece yararlı olur. Ama bunun tersine Esad'a bir meşruiyet görüntüsü verme şeklinde sonuçları olursa, Esad tarafından bu şekilde istismar edilmesine ya da bu şekilde kullanılmasına dönük bir çerçevenin ortaya çıkması söz konusu olursa tabii ki bu, oradaki halkın meşru demokratik mücadelesine büyük zarar vermiş olur" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Putin'i arayarak bilgi aldığını hatırlatan Çelik, Türkiye açısından buradaki temel meselenin, Esed'in artık Suriye'nin geleceğinde yerinin bulunmaması olduğunu söyledi.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

 "Kim ne derse desin, nasıl bir tablo ortaya çıkarsa çıksın siyasi çözüm için aranması gereken birinci şart, bunun arkasında Suriye halkının bir iradesi var mıdır? Geçmişte olduğu gibi bir takım fiili yönetimler kurarak Suriye halkının iradesini arkasına almaksızın hiçbir yapının ayakta kalması ya da Suriye'nin geleceğini inşa etmesi mümkün olmaz. Önemli olan Suriye halkının iradesinin orada ne söylediğidir. Aksi takdirde kendi iradesini yönetime yansıtmak için bu kadar bedel ödemiş, can vermiş, kan vermiş halkın bundan sonra, bir takım büyük devletler belli çözüm formülleri üzerinde anlaştı diye buna razı olacağını düşünmek çok büyük bir hayal olur."

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, bütün bu siyasi çözüm arayışlarının Suriye halkının beklentilerine karşılık vermesi temennisinde bulundu.

"En büyük arzularımızdan biri çağdaş, modern anayasa yapmak"

Bir gazetecinin, "Bülent Arınç'ın 'Sizden 400 vekil istemeyeceğim, oy dilenciliği yapmak istemiyorum, yapmayacağım' şeklinde açıklamaları oldu. Bu AK Parti politikalarıyla ayrışmanın işareti mi, Arınç'ın değerlendirmelerini nasıl yorumlarsınız" sorusu üzerine Çelik, en büyük arzularından birinin çağdaş, modern bir anayasa yapılması olduğunu belirtti.

Yeni Türkiye'yi 2023 hedeflerine taşıyacak ekonomik, demokratik gelişmelerin çok önemli olduğunu, bunların da hukuki altyapısının bulunması gerektiğini vurgulayan Çelik, "Hukuki altyapı olmazsa, bu hukuki altyapının anası olan anayasa konusunda biz çağdaş normlara kavuşamazsak bunun gerçekleşmesinin önünde ciddi engeller bulunduğunu düşünüyoruz. Gerekli hızı alabilmemiz, iradeyi ortaya çıkarabilmemiz için, 2023 hedeflerine hızlı ilerleyebilmemiz için muhakkak surette yeni bir anayasa yapılması gerekiyor" dedi

AK Parti'de yeni anayasa çalışmalarına ilişkin bir heyetin olduğunu, heyetin koordinatörlüğünü de kendisinin yürüttüğünü hatırlatan Çelik, bu konuda çok iyi bir donanımları ve hazırlıkları bulunduğunu ifade etti.

TBMM'deki Uzlaşma Komisyonu'nda, eşit üye verilmesine rağmen muhalefet partilerinin "uzlaşmaz" tutumu nedeniyle yeni anayasa yapmanın mümkün olmadığını dile getiren Çelik, "400 vekil meselesi de gerek Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, partimizdeki bazı arkadaşlarımız tarafından Türkiye'yi yeni bir anayasaya kavuşturma, Türkiye'nin istikrarını pekiştirme, Türkiye'yi 7 Haziran sonrasındaki türbülanslardan koruma şeklinde bir temenninin ifadesi olarak söylenmiştir. Dolayısıyla bu, Türkiye'yle ilgili gerek anayasa gerek istikrar konusunda iyi dileklerin ifadesidir. Bununla ilgili bir polemik yapılması söz konusuysa bunu ifade eden kişilere sorarsınız ne şekilde bunu ifade ettiklerini" diye konuştu.

"İspat edemiyorsa da istifası gerekir"

"CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, hükümetin Oslo ve İmralı'da vaatlerde bulunduğunu, bazılarını kendisinin de belgelerde gördüğünü ifade etti. Devletin taahhütlerde bulunduğunu ve bunun altında ezildiğini söyledi. Bu iddia için ne dersiniz" sorusu üzerine Çelik, dünyanın çağdaş demokrasilerinde muhalefetin kendisini iktidar alternatifi olarak gördüğünü, gölge kabine kurarak topluma "yönetime hazırım" imajı verdiğini anlattı.

Bunun için muhalefetin güven inşa etmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, "Türkiye'nin bu kadar önemli bir meselesinde 'Ben Oslo belgelerini gördüm, hükümet bunun altında eziliyor' gibi açıklamalar yapan birisinin ilk yapması gereken, hiç gizli kapaklı bir şeyin peşinde koşmaksızın çıkmalı kamuoyunun önüne, 'Bunun altında dönemin başbakanının, bakanlarının imzası var, bu belgelerle şu sözler verilmiş' demeli. Bunu ispat ettiği takdirde hükümet ve altında imzası olanlar gereğini yapmalıdır. Ama böyle bir iddia ortaya atıldıktan sonra eğer ispat edilemiyorsa da çağdaş demokrasilerde mekanizma bellidir. Bu kadar büyük bir sorumluluk gerektiren iddianın, ülkenin bu kadar önemli meselesinde bu kadar ileri bir tezin, radikal bir tezin sahibinin ispat edemiyorsa da istifası gerekir" değerlendirmesinde bulundu.

"Açıklasınlar biz gereğini yaparız"

Çelik, bu ülkenin yönetim sorumluluğunu üstlendikleri günden beri yaptıkları hiçbir işin altında ezilmediklerini söyledi.

Doğru yaptıkları işlerin olduğunu, "her şeyi de doğru yaptık" demediklerini, yanlış yaptıkları iş olursa düzelttiklerini anlatan Çelik, şunları kaydetti:

"Bu şekilde devlet adına milletin kabul etmeyeceği bir tavizi verdiğimiz iddia ediliyorsa buradan açık bir çağrıda bulunuyoruz. Hemen bir saat, iki saat içerisinde bir basın toplantısıyla bu belgeler nelermiş, biz de merak ediyoruz, altında kimin imzası varmış, burada neler vaat edilmiş. Bunu açıklasınlar, biz gereğini yaparız. 'Ben bu belgeleri gördüm' diyerek bu kadar büyük iddiaların arkasından bir ispat söz konusu değilse de bu iddiayı öne süren kişilerin ne yapması gerektiğini vatandaşlarımızın takdirine bırakıyoruz."

Ülkenin sorumluluğunun sadece iktidar partisinin sırtında olmadığını hatırlatan Çelik, Meclis'te bulunan her partinin bu sorumluluk içinde olması gerektiğini dile getirdi.

Çelik, bu belgeleri kimlerin getirdiğinin ve gösterdiğinin de açıklanmasını isteyerek, "Bu kadar büyük bir iddia ortaya atıldıktan sonra bunu açıklamamak da iddiayı ortaya atanın sorumsuzluğu olarak tarihe geçer" dedi.

"MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin, seçimlerden sonra AK Parti içerisinden beşinci bir partinin çıkabileceği" iddiasının sorulduğu Çelik, 7 Haziran'da MHP'nin iktidarın bir parçası olması gibi bir denklemin ortaya çıktığını, Bahçeli'nin bundan sonraki süreçte, ülkücüleri, milliyetçileri iktidar yapmamak üzerine siyaset yürüttüğünü söyledi.

Bahçeli'ye, "Ülkücülere, milliyetçilere Türkiye'nin siyasi geleceğinde bir iktidar vadedebiliyor musunuz? 7 Haziran sonrası, iktidar olma fırsatı geldiğinde, bunu reddetmeyi nasıl izah ediyorsunuz? Partinizle ilgili ne tür bir gelecek öngörüyorsunuz?" sorularını yönelten Çelik, Bahçeli'nin bunları değil, AK Parti ile ilgili konuştuğunu belirtti.

Devlet Bahçeli'nin "MHP'yi iktidar ya da iktidar ortağı yapmak" gibi bir iddiasının bulunmadığını ifade eden Çelik, Bahçeli'nin, "AK Parti içerisinde parçalanma, bölünme olur mu?" üzerine odaklanmış bir siyaset yaptığını kaydetti.

Çelik, Bahçeli'nin bir AK Parti analisti, köşe yazarı olmadığının altını çizerek, "Sayın Bahçeli'den beklenen şudur; MHP'nin geleceğiyle, ülkücülerin, milliyetçilerin beklentileriyle, iktidar olma arzularıyla ilgili ne söylüyor? Ya da bugün seçime gidiyoruz, MHP teşkilatları da çalışıyorlar. Peki ne için çalışıyorlar? Sayın Bahçeli bir şey söyleyebiliyor mu? Ya da ülkücüler, milliyetçiler ne için çalışıyorlar? Sayın Bahçeli önlerine bir hedef koyabiliyor mu?" diye konuştu.

Bahçeli'nin "Siz ne kadar çalışırsanız çalışın, ben 7 Haziran'dan sora olduğu gibi sizi yine iktidar ortağı yapmayacağım, dolayısıyla bu çalışmalarınız bir hedefe ulaşmayacak" dediğini aktaran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne öneriyor beklenti olarak? 'Bekleyin AK Parti içerisinde bir bölünme olacak, Meclis'te bir beşinci parti ortaya çıkacak.' Böyle bir şeyin olacağını söylemek bir siyasi falcılık, böyle bir şey söz konusu değil. 14 yıldır bizimle, siyasi alanda, gerçek demokratik siyasi zeminde rekabet edemeyenler ya vesayetten ya da komplolardan ve falcılıktan medet umdular. AK Parti içinde böyle bir tartışma yok. Zaten, 7 Haziran sonrasının en zor şartlarında bile AK Parti bir blok halinde Meclis Başkanı'nı seçtirmeyi başardı, en ufak bir fire verilmedi. Bundan sonra da bir bütün içerisinde AK Parti yoluna devam edecek. Siyasi parti genel başkanlarının görevi, AK Parti ile ilgili komplo teorileri üretmek ya da AK Parti içerisinde bir bölünme olacak mı, olmayacak mı şeklinde bir falcılık faaliyeti yapmak değil, kendi partilerinin geleceğiyle ilgili konuşmaktır."

"Ankara'daki terör saldırısı"

"Ankara'da yaşanan canlı bomba saldırısından önce, istihbaratın uyarıda bulunarak, 'IŞİD'in sansasyonel bir eylem yapacağı' bilgisini verdiği, buna rağmen bir önlem alınmadığı görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz" şeklindeki soruya Çelik, "Bu bilgiyi teyit edemiyorum tabii. Türkiye'ye dönük olarak hem DAEŞ'in hem PKK'nın hem DHKP-C'nin hem de diğer örgütlerin, sansasyonel eylem peşinde koşması hem devlet kurumlarına hem de bazı organizasyonlara dönük, bu zaten sık sık güncellenen uyarılar" yanıtını verdi.

Türkiye'nin 30 yıldır PKK gibi bir kanlı terör örgütüyle mücadele ettiğini anımsatan Çelik, DAEŞ'in de Türkiye sınırına çok yakın olduğunu, sızma faaliyetlerinin ve amaçlarının bilindiğini anlattı.

Ankara'daki terör saldırısında bir zafiyet varsa mutlaka gereğinin yapılacağını vurgulayan Çelik, bazı kişilerin açığa alındığını, idari soruşturmaların sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye soktuğunu hatırlattı.

Bunun örtbas edilecek bir konu olmadığının altını çizen Çelik, güçlerini şeffaflıktan aldıklarını, örtbas etme siyasetini kapılarından içeri sokmamak için büyük bir hassasiyet gösterdiklerini söyledi.

"Tahterevalli açıklamalardan uzak durmak gerekir"

Terör saldırısının herkese yapıldığını belirten Çelik, saldırının bütün boyutlarıyla, yapanlar, planlayanlar ve emri verenler açısından açığa çıkmasının, bir zaaf varsa bunun giderilmesinin çok önemli olduğunu kaydetti.

Çok titiz bir çalışmanın yürütüldüğüne dikkati çeken Çelik, zihinlerin belli adreslere sevk edilmesi konusundaki propagandalara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

"Bazılarının çıkıp ilk günden itibaren 'PKK yapmadı, IŞİD yaptı' ya da birilerinin DAEŞ'i mazur gösteren, PKK meselesine vurgu yapan... Bu tip, tahterevalli açıklamalardan uzak durmak gerekir" diyen Çelik, terör örgütlerinin, zihinleri, soruşturmayı yürütenleri farklı adreslere yönlendirmek için birbirlerinin eylem karakteristiklerini kullandığına işaret etti.

Ankara'daki saldırının, birden çok terör örgütünün ortak faaliyetiyle gerçekleştiğini düşündüklerini dile getiren Ömer Çelik, geçmişte meydana gelen bir saldırıda, bir kişinin "terör örgütlerine girişinin PKK ile başladığının, daha sonra DAEŞ mensubu olarak Türkiye'de eylem yapmaya kalktığının, aynı zamanda yabancı bir devletin istihbarat devletiyle bağlantılı olduğunun" tespit edildiğini anlattı.

"PKK, DAEŞ eşit şüphelidir"

"Bunun arkasında şu var, AK Parti, DAEŞ'in eylemlerine göz yumduğu için bunu açıklamaktan çekiniyor" şeklinde bir propagandanın yürütüldüğünü hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:

"Şimdi bunlara sormak gerekir; Bu kadar büyük bir iddiayı dile getiriyorsunuz, bu iddiayı dile getirenlerin DAEŞ'e karşı herhangi bir mücadelesi yok. Fakat biz, hükümetlerimiz döneminde DAEŞ'i terör örgütü ilan etmişiz, buna karşı en kuvvetli mücadeleyi vermişiz ve defalarca da bu söylenmiş. Bütün terör örgütleri bizim için eşittir. Başkaları için sadece terör örgütü olmanın ötesinde, bizim için aynı zamanda dinimizi kirleten, istismar eden birtakım uygulamalara imza attığı için de bu örgütlere karşı durmanın özel bir hassasiyeti vardır. Birilerinin otomatikman bizim zihnimizi belli terör örgütlerine adreslemesine müsaade etmeyelim. Burada şimdiye kadar gelinen nokta bunun hibrit bir saldırı olduğu şeklinde bulgular var, yani birden çok terör örgütünün."

Zihinlerin belli bir adrese yönlendirilip, diğerlerinin örtbas edilmesi şeklinde bir propaganda faaliyetinin olduğunu belirten Çelik, "AK Parti'yi bu yönde, bir şekilde suçlama faaliyetinin olduğunu görüyoruz. Bunların hiçbirine itibar etmeyiz. Bizim peşinde olduğumuz tek şey, gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Yani burada PKK, DAEŞ bu konularda eşit şüphelidir" dedi.

"Suriye politikamızın temel parametrelerinde değişiklik yok"

"3 ya da 6 aylık Esed'li geçiş hükümetine, Türkiye'nin onay verip vermeyeceğinin" sorulması üzerine Çelik, bunun "Esad'lı bir geçiş hükümeti olmadığını, Esad'ın gidişi şeklinde bir geçiş hükümeti" olacağına dikkati çekti.

"6 aylık bir takvim içinde Beşşar Esad'ın gidecekse bu tabii ki olumludur" diyen Çelik, şöyle devam etti:

"Esad'lı dediğiniz zaman sanki Esad'ın çok uzun süre kalıcı olacağı şeklinde bir formüle razı oluyormuş Türkiye gibi gösteriliyor. Türkiye'nin Suriye politikasının temel parametrelerinde bir değişiklik yok. Rejim tarafından eli kana bulaşmamış insanlar ve Suriye muhalefeti ama iki tarafın da tam mutabakatı ile bir yapı ortaya çıkar da Esad'ın 3 ay içerisinde, 6 ay içerisinde gideceği bir formül üzerinde ortaya çıkılırsa, her halükarda Esad'ın gitmesi olumludur."

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve AK Parti Şanlıurfa milletvekili adayı Faruk Çelik'e ait olduğu iddia edilen sosyal medyada yayınlanan bir klibin sorulması üzerine Ömer Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bu klip, mesajları açısından bizim kesinlikle olumlamadığımız bir klip. Sanki kardeşlik sadece etnik gruplar arasında olurmuş, onun dışını dışlarmış gibi birtakım mesajlar veriyor. Sayın Faruk Çelik de açıklama yaptı. Kendilerine bir klip hazırlanması için çeşitli çalışmalar sunulacakmış. Fakat bu çalışmalar kendilerine sunulmadan, onay vermediği çalışmalardan bir tanesinin kendilerinin onayı alınmadan sosyal medyaya verildiğini ifade etti. Bununla ilgili de hukuki yollara başvuracağını söyledi. Faruk Çelik de deneyimli bir siyasetçidir. Bunu reddetti. Ben Faruk Beyle de konuştum. Bunu olumlu bulsaydı yine Genel Merkez'in onayına getirecekti. Dolayısıyla burada bir koordinasyonsuzluk yok."

AK Parti'nin seçim kampanyasının Strateji Heyeti tarafından tek elden yürütüldüğünü vurgulayan Çelik, illerde özel kampanya yapılmasının söz konusu olmadığını söyledi. Strateji Heyeti ya da Tanıtım Medya Başkanlığı'nın onayı alınmaksızın illerin kendi başına kampanya malzemesi üretmesi gibi bir yaklaşımlarının bulunmadığını dile getiren Çelik, "O klibin partimizle ilişkilendirilmesi söz konusu değildir" ifadesini kullandı.

"Kader bağı olan kazanımlar"

"PYD'nin Moskova'da bir temsilcilik açacağı gündemde. Bu noktada hükümet nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyor? Bizim bilmediğimiz perde gerisinden bir diplomasi yürütülüyor mu" şeklindeki soruya Çelik, şöyle cevap verdi:

"Kuşkusuz, hem diplomatik faaliyetler hem görüşmeler yürütülüyor. Bakın burada, Türkiye'ye tehdit teşkil eden, tehdit eden faaliyetler içinde olan bir yapının, Türkiye'yle iyi ilişkileri olan ülkeler tarafından himaye edilmesine ya da ona buralarda siyasi bürolar açılması şeklindeki yaklaşımlara tabii ki olumlu bakmayız. Ama şunu unutmamak gerekir, bu bölgede çeşitli örgütler zaman zaman çeşitli fiili durumlar yaratarak ya da bugün olduğu gibi 'Ben, DAEŞ'le savaşıyorum' diyerek kendilerine suni birtakım derinlikler kazandırabilirler ya da birtakım ülkelerin onlara verdiği görevleri icra etmek bakımından birtakım vekalet savaşlarının parçası olarak, birtakım günlük konjonktürel kazanımlar elde ettiklerini düşünebilirler. Ama bakalım ve görelim, Türkiye'ye karşı hasmane tutum, terör faaliyeti içinde olan bu yapıların her biri, bölge dengelerinin değişmesiyle ya da Türkiye'nin kararlı tavrıyla, sonuç itibariyle dağılıp gitmiştir. Biz Suriye'de Türkmenler, Kürtler ve Arapların kazanımlarını birbiriyle kader bağı olan kazanımlar görüyoruz. PYD'ye karşı bir şey söylediğiniz zaman hemen 'Türkiye, Kürtlerin kazanımlarına karşıdır' gibi bir söylem, doğru bir söylem değil. Hiçbir geçerliliği yok."

"Birini, diğerinden koparamazsınız"

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde Suriye ile görüşmeler gerçekleştirilirken "Suriye'deki Kürtlerin herhangi bir vatandaşlık hakkı olmadığı, hiçbir statülerinin olmadığı, onlara bu statülerin verilmesi gerektiği" konularının gündeme getirildiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde "Suriye Kürtlerine hak verilmesi gerektiğini" söylediğini anlatan Çelik, "PYD'ye karşı olan Türkiye'nin söylemini Kürtlere karşı gibi sunmak tamamen yalan, gerçekle bağı olmayan bir şeydir" dedi.

Suriye halkı bir geçiş yönetiminin sonunda seçimlerini yapar, hangi bölgelere kimin hakim olacağını, Suriye halkının toplam iradesiyle karar verilirse Türkiye'nin bunu saygıyla selamlayacağını kaydeden Çelik, şunları söyledi:

"Ama bugün oradaki türübülanstan yararlanarak zaman zaman Esad'ın muhaliflere karşı doldurmak üzere kendilerine teslim ettiği alanlara yerleşerek, zaman zaman muhaberatla kol kola girerek, zaman zaman DAEŞ ile mücadele ediyor gibi gözükerek oradaki bazı batılı güçlerin unsurlarıyla kol kola girerek, kendisine birtakım labirentler içerisinde alan yaratmaya çalışmak ne Kürtlerin ne Türkmenlerin ne Arapların haklarına hizmet etmez.

Bu bölgede özellikle Suriye'de kim ki Türkmenlerin haklarını ve kazanımlarını Araplardan ve Kürtlerden koparmaya çalışıyorsa, kim ki Kürtlerin haklarını ve kazanımlarını Araplardan ve Türkmenlerden koparmaya çalışıyorsa, o aslında temsil ettiğini, iddia ettiği kesimin haklarını ve kazanımlarını tahrip ediyordur. Bunların hepsinin hakları ve kazanımları, birbiriyle bağlıdır, herhangi birini diğerinden koparamazsınız. Kopardığınız andan itibaren orada sadece kendi durumunuzu, önceki Baas Partisi gibi ya da birilerine lejyonerlik hizmeti veren paralı askerlik hizmeti veren bir vekalet savaşının parçası haline getirmek gibi yanlış bir tutum içerisine girersiniz. Yoksa biz orada, Türkmenlerin, Arapların, Kürtlerin hak ve kazanımlarını birbirine kader bağıyla bağlanmış ortak bir demokratik gelecek içerisinde eşit bir şekilde temsil edilmesi gereken hak ve kazanımlar olarak görüyoruz."

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR