Üst Header Banner Reklam
 
Türkiye Yük Olmaya Değil Yük Almaya Geliyor
Belçika’daki Egmont Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü’nde, “Küresel Sınamalar, Terörizm, Savaş ve Mülteci Krizi” konulu bir konferans veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kültürel derinliğiyle Avrupa Birliği’ne önemli katkılar vereceğini belirterek
6.10.2015 01:31:48
Bu haber 513 kez okundu
Türkiye Yük Olmaya Değil Yük Almaya Geliyor

  “Türkiye Avrupa Birliği'ne Yük Olmaya Değil Yük Almaya Geliyor”

Belçika’daki Egmont Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü’nde, “Küresel Sınamalar, Terörizm, Savaş ve Mülteci Krizi” konulu bir konferans veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kültürel derinliğiyle Avrupa Birliği’ne önemli katkılar vereceğini belirterek, “Türkiye’yi içine alan bir AB, dünyada uyum ve hoşgörünün hâkim olduğu bir siyasi alan oluşturulabileceğinin de göstergesi olacaktır. Avrupa, bir özgürlük ve refah, güvenlik alanı olarak tekrar büyüme yoluna girecekse Türkiye’nin verebileceği katkıları başka hiçbir ülke sunamaz, bundan emin olunuz” dedi.

Belçika Kralı Philippe’in davetine icabetle Belçika’da resmî ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gün boyunca süren yoğun temasları, akşam saatlerinde devam etti.

Gün içinde Kral Philippe tarafından resmî törenle karşılandıktan sonra, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schultz, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ile ayrı ayrı görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, akşam saatlerinde Egmont Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü’nde, “Küresel Sınamalar, Terörizm, Savaş ve Mülteci Krizi” konulu bir konferans verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Val Duchesse Şatosu’nda bulunan enstitüde verdiği konferanstaki konuşmasına, Belçika Kralı Philippe ve Kraliçe Mathilde’ye, gösterdikleri sıcak ilgi ve misafirperverlik için teşekkür ederek başladı.

SURİYE'DEKİ İNSANLIK TRAJEDİSİ

Avrupa'yı harap eden 2. Dünya Savaşı’nın ardından yarım asır, Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından çeyrek asır, teknolojinin insanları topluca yok etmek için kullanıldığı ilk savaş olan 1. Dünya Savaşı’nın üzerinden bir asır geçtiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şöyle dedi: “Bu devasa yıkımlardan dersini almış, sınavını vermiş olan Avrupa'nın başkentinde, bugün sadece barış, istikrar ve refahtan bahsedebiliyor olmayı isterdik. Ancak, ne yazık ki şu an ben bu konuşmayı yaptığım sıralarda dahi bölgemizde yaşanan hadiseler, bize iyimser bir tablodan bahsetme imkânı vermiyor. İklim değişikliği ve fakirlik başta olmak üzere, tüm insanlık ailesini yüzyıllarca etkileyecek sorunlarla karşı karşıyayız. Bunun yanında, Suriye'deki büyük insani trajedi ve Avrupa'nın kapılarına dayanmış yüzbinlerce çaresiz insanın durumu ortada.”

Meşruiyetini yitirmiş rejimlerin, iktidarda tutunmaya çalışmasının yol açtığı dramlarla her gün yüzleşmek zorunda kalındığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’deki rejim, 2011’den yılından beri elindeki her türlü silahla kendi halkına terör ve şiddet uyguluyor. Ülkede 4 yılı aşkın bir süredir, sivil halka karşı, kadın-çocuk-yaşlı ayrımı gözetilmeksizin, pazar yeri, okul, ibadethane denilmeden varil bombalarıyla, füzelerle, kimyasal silahlarla katliam yapılıyor” diye konuştu.

Suriye krizinin, yakın tarihin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük insani trajedisine yol açtığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan 12 milyon insanın yerinden, yurdundan, evinden olduğunu, 5 milyonunun ülke dışına gitmek mecburiyetinde kaldığını belirterek, ülkesinden kaçan 2,2 milyon Suriyeliye Türkiye’nin ev sahipliği yaptığını söyledi.

“TÜRKİYE TÜM İNSANLIĞIN VİCDANINA HİTAP EDİYOR”

Türkiye’nin bugün dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumuna geldiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin bu tutumuyla, tüm insanlığın vicdanına hitap ettiğine inanıyorum. Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin krizin ilk günlerinden bu yana yaptığı fedakârlığı artık görmeli ve anlamalıdır. Uluslararası toplumdan, komşu ülkelerle yük paylaşımı konusunda süratle adım atmalarını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

“Böylece, Avrupa Birliği değerlerini, Birlik üyesi ülkelerden daha fazla sahiplenmiş oluyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye sığınan Suriyelilerle ilgili rakamlar paylaştı: “Suriyeli göçmen krizinin baş gösterdiği dönem içinde Türkiye'de doğan Suriyeli bebek sayısı 60 bini buldu. Kamplarda her gün 100 civarında bebek dünyaya geliyor. Ülkemizde 600 bin civarında okul çağında Suriyeli çocuk bulunuyor. Bunların ancak üçte biri eğitim hizmeti alabiliyor. İlave okul, derslik ve öğretmen ihtiyacı her geçen gün büyüyor. 2015 yılı başından bu yana, Sahil Güvenlik Komutanlığımız, 60 bine yakın yasadışı göçmeni denizden kurtardı. Son 5 yılın toplamından fazla olan bu rakam, krizin katlanarak büyüdüğüne işaret ediyor.”

“SURİYE’YE BARIŞIN GELMESİ, REJİMİN DEĞİŞMESİNİ SAĞLAYACAK KONTROLLÜ BİR GEÇİŞ SÜRECİYLE MÜMKÜN OLABİLİR”

Dünya 5’ten büyüktür itirazını her platformda dile getirmeyi, uluslararası düzeyde adil bir küresel güvenlik anlayışının ve mekanizmasının oluşması için mücadele etmeyi sürdüreceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye krizinin çözümüne ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye’de karşı karşıya olduğumuz bu insani dramın bertaraf edilmesi, ancak sorunun kökenine inmekle mümkün olabilecektir. Ülkeye barışın gelmesi veya istikrarın yeniden tesisi, rejimin değişmesini sağlayacak kontrollü bir geçiş süreciyle mümkün olabilir. Bu rejim, önce DEAŞ gibi vahşi ve barbar bir örgütle iş birliği yaparak terörün önünü açtı, sonra da bununla mücadele etme sorumluluğunu uluslararası topluma yükledi. Pek çok ülke de, sırf kendi işine geldiği için bu oyuna ortak oldu, eşlik etti. Suriye’de terör ve aşırıcılıkla mücadeleyi ancak, tüm Suriyelileri kucaklayabilen meşru bir hükûmet verebilir.”

Yaşanan gelişmelerin, Türkiye’nin “güvenli bölge” konusundaki çağrılarının ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’de DEAŞ’tan temizlenen bölgelerin ılımlı muhaliflerce güvenlik altına alınabilmesi, sorunun çözümüne yönelik çok önemli bir adım olacaktır” açıklamasında bulundu.

“Suriye’de yaşananlar eğer bir an önce çözüm yolu açılmazsa, tüm bölge, tüm dünya için ciddi bir tehdit haline dönüşme yolundadır. Uluslararası toplumun artık üzerine düşeni bir an önce yapması gerekiyor. Zaman hepimizin aleyhine dönüşüyor” uyarısında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Schulz, Donald ve Juncker’le yaptığı görüşmelerde hepsinin gündeminde de bu konunun olduğunu gördüğünü söyledi. Bu yüzden en kısa sürede bir geçiş hükûmetinin kurulması gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu geçiş hükûmetinin halk tarafından kabul görmesi, meşruiyeti açısından çok önemlidir. Türkiye bu konuda üzerine düşeni yapmaya hazırdır” sözlerine yer verdi.

DEAŞ TEHLİKESİNİN BERTARAF EDİLMESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak’ta barış ve istikrarın hâkim olması için Türkiye’nin ilk günden bu yana çaba verdiğini hatırlatarak, Irak’ta geçmişten beri hâkim olan mezhepçi siyasetin, ülkedeki istikrarsızlığı derinleştirdiğinin ve mezhep temelinde yaşanan bu gerilimin de DAEŞ gibi terör örgütlerinin güçlenmesine zemin hazırladığının altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEAŞ tehlikesinin bertaraf edilebilmesinin yolunun da, Irak Hükûmetinin dışlanmış halk kesimlerine yönelik olarak hayata geçireceği kucaklayıcı, kapsayıcı politikalardan geçtiğini sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaşanan terör sorunu ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Değerli misafirler; Türkiye onlarca yıl terör mücadelesini veren bir ülkedir. Bu bela ile çok uğraştık. 11 Eylül saldırıları sonrasında ortaya çıkan yeni güvenlik endişeleri karşısında Türkiye küresel terör konusunda kararlı duruşunu ve dayanışmasını açıkça ortaya koymuştur. Terörizmle Mücadele Küresel Forumunun Eşbaşkanlığını 2011 yılından bu yana ABD ile birlikte sürdürüyoruz. Alınan tüm önlemlere rağmen terörizm hala uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik en önemli tehditlerin başında geliyor. Suriye ve Irak’ta süren karışıklık terörizm denen illetin kök salıp gelişmesi için verimli bir ortam oluşturuyor. Bu ülkelerle ortaya çıkan tehdit, tüm Orta Doğu’yu, Kuzey Afrika’yı ve hatta Avrupa’yı etkisi altına almaya başladı. Türkiye terörün her türlüsüne gerekçesi ve amacı ne olursa olsun şiddetle karşıdır.”

“TERÖRİZMİ HERHANGİ BİR DİN VEYA ETNİK GRUPLA İLİŞKİLENDİRMEK KABUL EDİLEMEZ”

Terörizmi herhangi bir din veya etnik grupla ilişkilendirmenin kabul edilemez bir anlayış olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir ilişkilendirmenin sadece teröristlerin işine yarayacağını hatırlatarak şöyle dedi: “Bu bakımdan mücahit, İslamcı, cihatçı, bu tür kavramların dini istismar eden terörist gruplar için kullanılmasına kesinlikle karşıyız. Bu kavramların İslam dininin mensupları için taşıdığı anlama herkes saygı göstermelidir. Terörü sadece terör, teröristi sadece terörist olarak tanımlamak yeter. İlla başına ve sonuna takılar getirmek gerekmiyor. Nasıl ‘Hristiyan terörü’, ‘Musevi terörü’, ‘Budist terörü’ gibi ifadeler kullanılamıyorsa, ‘İslami terör’ ifadesinden de kaçınılmalıdır. Suriye ve Irak’ta etkin olan DAEŞ terör örgütü en büyük zararı İslam dininin mensuplarına verdi ve veriyor. Çünkü bu örgütün vahşice öldürdüğü kişilerin tamamına yakın bölümü bu dinin mensuplarıdır.”

Türkiye’nin DEAŞ’la ilgili tutumunun en başından beri belli ve açık olduğuna ve bu örgütü 2005 yılında eski isimleri altında terör örgütü olarak tanıdığına 2013 yılında da yeni adıyla terör örgütü olarak kabul ettiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye, yabancı terörist savaşçılarla mücadele kapsamında çeşitli devletlerden 20 bine yakın kişiye ülkeye giriş yasağı koymuştur. Terör örgütleriyle ilişkisi olduğundan şüphelenilen ve yasa dışı yollarla ülkemize giriş yapan yabancılar ilgili kurumlarımızca tespit edilerek tutuklanıyor ve sınır dışı ediliyor. 2011 yılından itibaren çatışma bölgelerine yasa dışı yollarla geçmeye çalıştığı tespit edilen 2 binden fazla kişi bu şekilde sınır dışı edildi. Yabancı terörist savaşçıların öncelikle kaynak ülkelerde durdurulmasını beklediğimizi tüm muhataplarımız biliyor. Bu konuda ilgili makamlarımız diğer ülke makamlarıyla her türlü iş birliğine açıktır. Kendi vatandaşlarının çıkışını engellemeyen, vaktinde somut ve yeterli düzeyde bilgi paylaşımını bizimle paylaşamayanlar, daha sonra ‘Türkiye niçin böyle yapıyor’ deme hakkına da sahip değildir. Türkiye, güney komşularında yaşanan ve kendisinden kaynaklanmayan sorunların ortaya çıkardığı terörizme mücadele eden bir Avrupa ülkesidir. Bu gerçeği kimse gözden kaçırmamalıdır. Bunun için yabancı terörist savaşçılar başta olmak üzere Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terörizm sorununun çözümünde Avrupalı dostlarımızdan destek bekliyoruz.”

“ÇÖZÜM SÜRECİNİ BOZAN TERÖR ÖRGÜTÜDÜR”

Terörizmin bugün Türkiye’nin sınırları içinde de ciddi bir sorun olarak karşısına çıktığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 Temmuz’da Suruç’ta basın açıklaması yapan sivil bir gruba DEAŞ üyesi bir intihar bombacısının saldırı düzenlediğini ve olayda 33 kişi hayatını kaybedip 100’den fazla kişinin de yaralandığını söyledi. Bu saldırının, terörist grupların ülkemize yönelik doğrudan ve muhtemel tehdidinin açık bir göstergesi olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu saldırının ertesi günü PKK terör örgütünün de polisleri evlerinde uyurken alçakça, şehit ettiğini aktardı.

O tarihten bu yana 140 güvenlik görevlimizin terör örgütü tarafından şehit edildiğini, 2’si çocuk 43 sivil vatandaşımızın öldürüldüğünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Çözüm sürecini bozan PKK terörüdür, bu terör örgütüdür. Ve bu terör örgütü tıpkı bölgedeki diğer terör örgütleriyle olduğu gibi bunlarla mücadele hakkımız bakidir. Pek çok uluslararası kurumun ve ülkenin terörist listesinde bulunan bu örgüte karşı Avrupa’da ve tüm dünyada güçlü bir dayanışma sergilemek mecburiyetindeyiz. Avrupa Birliği üyesi bütün ülkeler Avrupa Birliği’nin bir kararıyla PKK’yı terör örgütü olarak kabul ediyor mu? Ediyor. Öyleyse bu terör örgütüne karşı hep birlikte dayanışma içerisinde olmamız şart. Çünkü PKK sadece Türkiye’nin değil bölgenin tamamının istikrarına, bölgedeki insanların tamamının güvenliğine yönelik bir tehdittir. İsmi DAEŞ olsun, PKK olsun, DHKP-C olsun fark etmez. Bu örgütlerin hepsi de insanlığı, evrensel hakları ve özgürlükleri demokrasiyi tehdit eden terörist unsurlardır. Türkiye vatandaşlarının temel haklarını ve güvenliğini tehdit eden tüm terör örgütleriyle mücadele konusunda kararlıdır. PKK ile birlikte Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren tüm terör odaklarını da hedef alan operasyonlar yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bu operasyonlar uluslararası hukuk çerçevesinde meşru müdafaa hakkımızın bir gereği olarak yürütülmektedir.”

SOSYAL ADALET VE REFAHIN EŞİT PAYLAŞIMI

Dünyadaki tek sorunun terörizm olmadığını da sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelişen ve en az gelişmiş ülkeler arasındaki uçurumun gittikçe derinleştiğine vurgu yaptı ve Türkiye’nin G-20 dönem başkanlığında, küresel ekonomik belirsizlik ve risklerle mücadelede uluslararası iş birliği, koordinasyon ve dayanışmanın hayata geçirilmesi için çaba gösterdiğini belirtti. Sosyal adalet ve refahın eşit paylaşımına katkıda bulunulması konusunda da bu dönemi bir fırsat olarak gördüklerini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “21. yüzyılı barış ve refah çağı yapabilmek için hoşgörü ve karşılıklı saygıya önem vermeliyiz. Farklı kültürlere, farklı dinlere, farklı olan her şeye hoşgörüyle yaklaşabildiğimiz takdirde 20. yüzyıldan bize miras kalan o korkulardan arınabiliriz” dedi.

“TÜRKİYE, AVRUPA’YI BİR BARIŞ VE REFAH ALANI HALİNE GETİRME İDEALİNE ÖNEMLİ KATKIDA BULUNACAKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı kültürleri bir arada yaşatabilen ülke olarak Türkiye’nin kesrette vahdet (çoklukta birlik) anlayışını kullanan bir kültürle bugüne geldiğini belirterek, “Türkiye, sahip olduğu kültürel derinlikle Avrupa’yı bir barış ve refah alanı haline getirme idealine önemli katkıda bulunacaktır” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’yi içine alan bir Avrupa Birliği dünyada uyum ve hoşgörünün hâkim olduğu bir siyasi alan oluşturulabileceğinin de göstergesi olacaktır. Avrupa, bir özgürlük ve refah, güvenlik alanı olarak tekrar büyüme yoluna girecekse Türkiye’nin verebileceği katkıları başka hiçbir ülke sunamaz, bundan emin olunuz. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği’ne yük olmaya değil, aslında yük almaya geliyor. Küreselleşmenin fırsat ve riskleriyle bizleri daha da yakınlaştırdığı günümüzde dayanışmayla hareket etmeliyiz. Ortaklıklara ve iş birliğine dayandırabildiğimiz takdirde bu oluşumu daha güvenli, adil ve refah içinde bir geleceğe hep birlikte ulaşabiliriz.”

 

 

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR