Üst Header Banner Reklam
 
YETKİSİNİ ANAYASADAN ALAN BİR CUMHURBAŞKANI DA YOKTUR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısı şöyle:
2.03.2016 17:18:25
Bu haber 680 kez okundu
YETKİSİNİ ANAYASADAN ALAN BİR CUMHURBAŞKANI DA YOKTUR

  ANAYASA YOKSA ANAYASADAN YETKİSİNİ ALAN BİR CUMHURBAŞKANI DA YOKTUR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısı şöyle:

 

Değerli basın mensupları, bizi ekranı başında izleyen çok değerli vatandaşlarımız, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

 

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi MYK’sı Türkiye gündemine dair detaylı değerlendirmelerini yaptı ve toplantısını biraz önce sonlandırdı.

 

Türkiye çok uzun zamandır bir tek adam düzenine hapsedilmiş durumda. Fakat bu hafta bu despot rejimin yeni bir aşamasına geçilmiş oldu. Bir Cumhurbaşkanı bu hafta Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir kararla ilgili olarak “Saygı duymuyorum, kararı tanımıyorum” diyebildi. Bu, açıkça yargıya bir müdahaledir.

 

Birincisi, bahsettiği kararla ilgili yargı süreci halen devam etmektedir. Cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan birinin doğrudan hukuka, doğrudan yargı sürecine böyle müdahil olması, talimat vermesi ve açık tavır alması, Türkiye’de bir demokratik sistemden söz edilemeyecek duruma geldiğimizin bir somut örneği daha. Bu açıklama aynı zamanda anayasal düzenin kendisinin Cumhurbaşkanı tarafından da reddedilmesidir.

 

Bir Anayasa Mahkemesi kararını beğenmeyebilirsiniz. Fakat karara uymuyorum demek anayasal sistemin varlığını reddetmektir. Anayasanın kendisini yok saymaktır. Bu, siyasete yapılmış açık bir ‘Saray darbesi’dir. Anayasa yoksa anayasadan yetkisini alan bir Cumhurbaşkanı da yoktur. Cumhurbaşkanı; yok saydığı, tanımadığı bu anayasadan yetkisini alıyor. Tekrar ediyorum, anayasa yoksa Cumhurbaşkanı da yoktur. Bu anayasal sınırlar içerisinde görev yapmak üzere seçilmiş olan Cumhurbaşkanı anayasayı tanımıyorsa, Cumhurbaşkanını tanımak için de bir neden kalmamaktadır.

Sarayın bu açık darbesi Türkiye’de hükümeti, meclisi ve siyaseti açıkça vesayet altına alma denemesidir. Daha da vahimi, hem hükümet, hem de mecliste çoğunluğu olan AKP bu vesayete dünden razı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi, ne darbelere, ne vesayete razı değiliz.

 

Bakın, vesayet ne yapıyor? Sarayın demokrasiye yaptığı bu balans ayarından sonra, mecliste çoğunluğu olan AKP grubu hızla ağız değiştiriverdi. “Sevindirici bir haber” demiş olanlar iki gün içerisinde “Bu bir yetki gaspıdır” cümlesini söyleyiverdiler. Duyguları dahi vesayet altına alınmış bir siyasi partiden bahsediyoruz. Önce karara sevindiler, ayarı yiyince ne düşüneceklerini ve nasıl ifade edebileceklerini de bilemediler.

 

Bu vesayet meclisle sınırlı değil. Hükümet ne kendi varlığını, ne de anayasal sistemi saraya karşı savunamaz haldedir. Kendi vesayete teslim olmuş, Türkiye’yi de bir darbe rejimine teslim etmiştir.

 

Bakın, biz söylemiyoruz bunları kendi sözcüleri söylüyor. “Cumhurbaşkanı’nın kendi düşüncesidir” diyerek bu görüşü meşrulaştıran bir hükümet var. Adalet Bakanı da Cumhurbaşkanı’nın sesi olmuş, anayasanın yok sayılmasına karşı yargıyı, adaleti savunacağına sarayı savunuyor.

 

Hükümete buradan sormak istiyorum. Anayasal sistemi yok saymak meşru mudur? Mahkemeye emir vermeye kalkmak, anayasayı tanımıyorum demek meşru mudur? Yarın aynı Cumhurbaşkanı çıkıp “Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümetini tanımıyorum, saygı duymuyorum” derse hükümet olarak yanıtınız “Kendi düşüncesidir” demek mi olacak? İradenizi ve yetkinizi tamamen saraya ciro etmiş olmaktan memnun musunuz?

Bakın, saray vesayeti karşısında hükümet anayasayı savunamaz halde. Saray vesayeti karşısında hükümet hukuk sistemini savunamaz halde. Saray vesayeti karşısında hükümet kendi duygularını ve varlığını savunamaz halde. Bu haldeyken bu hükümetin vatandaşımızın hakkını ve hukukunu savunmasını nasıl bekleyeceğiz? Üstelik bu siyaset bir de kendisine uygun bir medya düzeni yaratmış. Öyle bir medya düzeni ki, merkez medya diye adlandırılan bazı medya kuruluşları Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın yaptığı açıklamaları ilk sayfadan verme cesaretini dahi gösteremez durumdalar. O zaman açıkça burada adını koymamız gerekiyor. Türkiye’de bugün demokratik bir hükümet yoktur. Türkiye’de bugün bir tek adam rejimi ve bu tek adam rejiminin vesayetine kendi rızasıyla teslim olmuş olan bir hükümet vardır. Aciz bir hükümet vardır. Tek adamın ihtirasları, siyasi çıkarları Türkiye’deki bütün siyasi sistemi tıkamıştır. Bu tıkanıklığa da razı olan bir iktidar vardır. Ülkenin esas sorunu, problemin ta kendisi bir Erdoğan rejimidir. Tek adamın bu hırslarına ülkeyi teslim etmiş olan iktidar da bu sorunun açık bir parçasıdır. Siyaseti felç eden bir darbe rejimi yaşıyoruz. Siyaseti felç eden bir vesayet rejimi yaşıyoruz.

 

Bakın, bu sadece siyasi bir tartışma değil. Bu Türkiye’nin on yıllardır tartıştığı polemiksel bir siyaset de değil. Bu her gün, her birimizin, her vatandaşımızın faturasını günlük hayatında ödediği bir gerçektir. Tek adamın hırsı 78 milyonun omzunda bir kamburdur, bir yüktür. Tek adamın hırsının faturasını 78 milyon hep beraber ödemektedir. 78 milyon, vesayet altındaki AKP hükümeti tarafından tek kişiye feda edilmektedir.

Bakın, bir ülke düşünün Cumhurbaşkanı anayasayı yok sayıyor. Kaymakamlara “Kanun tanımayın” diye açık çağrıda bulunuyor. Mülkiyet hakları gasp ediliyor, gasp edilen bu haklar sonucunda şirket sermayeleri eritiliyor ve hükümet bütün bunlara sessiz kalıyor.

Bu hayal ettiğimiz ülke maalesef Türkiye gerçeği. Bu ülke dünya sistemine dahil olabilecek demokratik bir ülke tablosu değil. Burası çağdaş uygarlık düzeyini hedefleyen bir Türkiye mi, yoksa dünyadan izole olmuş, dışlanmış, içine kapanmak zorunda bırakılmış, uluslararası toplum tarafından istenmeyen ilan edilmiş bir diktatörlük mü? Bu rejimin, bu darbe rejiminin bütün faturasını vatandaşlarımız ödüyor.

 

Bakın, bu tek adam rejiminin yarattığı ortam Türkiye’yi öyle bir hale getirdi ki, farklı partilere oy verenler komşu olmak istemiyorlar. Farklı partilere oy verenler birbirlerine iş vermek istemiyorlar. Farklı partilere oy verenler birbirlerine kız vermek istemiyorlar. Eskiden Türkiye’de komşu komşuyu selamlar, komşu komşudan yardım isterdi. Şimdi komşunun komşuya bakamadığı bir Türkiye’yi işte bu tek adam rejimi inşa etti. Milli birlik ve beraberliğimizin önündeki en büyük engel bu tek adam rejimidir ve Türkiye’yi bu tek adam rejiminde bu vesayete teslim etmiş olan AKP’dir. Birbirine güven duymayan bir ülke etrafına da güven duyamaz ve bu güvensizliği tetikleyecek terörün de açık kurbanı olur. Bu tek adam rejiminin ihtirası maalesef terörü günlük hayatımızın bir parçası haline getirdi. Şehitler, tüm Türkiye coğrafyasında her an patlayan bombalar günlük hayatımızın bir parçası. Hepsinin sebebi bu tek adam rejimi ihtirası. Bu sorumsuz politikalar ve tek kişinin ihtirasının maliyetini sadece Türkiye’de ödemiyoruz. Suriye’yi, kendi vatanını terk etmek zorunda kalmış olan 2,5 milyon mülteci Türkiye’de ve bu sayının her gün arttığı gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

 

7 Mart’ta Brüksel’de AB ve Türkiye zirvesinin bu konuda ortaya koyacağı çözümleri de ilgiyle ve dikkatle takip ediyoruz. Bütün bunların sonucunda ekonomik bir fatura ödüyoruz.

 

Bakın, geçtiğimiz hafta açıklanan rakamlar. Rusya, Suriye, Irak, İran ve Türki Cumhuriyetlere, sadece bu ülkelere toplam ihracatımızda 8,5 milyar dolarlık bir düşüş var. 5 ülke saydım. Turizm gelirlerimizde ciddi bir düşüş var. Ve daha bu faturanın gerçek yüzünü görmüş değiliz. 2014 yılında Türkiye’ye toplam 31 milyar dolarlık yabancı yatırım yapıldı. 2015 yılında bırakın yatırım yapmayı, yabancı yatırımcı Türkiye’den kaçtı. Türkiye’de net olarak 30 milyar dolarlık bir yabancı sermaye kaybı var. AKP’nin ülkeyi tek adam rejimine teslim etmiş olmasının faturası 8,5 milyar dolarlık ihracat ve turizm geliri kaybı, yaklaşık 30 milyar dolarlık da yabancı sermaye kaybıdır.

 

Bütün bunlar olurken ülke içerisindeki sermayeyi de gasp eden, hukuku hiçe sayan ve onu da yok eden bir yaklaşım olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu kaybedilen yabancı sermayeyi nasıl telafi ediyoruz? Merkez Bankası’nda sigorta amaçlı, işler çok kötüye giderse Türkiye’nin biriktirmiş olduğu uluslararası rezervler var. İşte o uluslararası rezervleri kaybediyoruz. Bir sene içerisinde 11 milyar dolarlık rezervimizi harcamak zorunda kaldık sorumsuz ekonomi yönetimi sebebiyle. Tek adam rejiminin yarattığı düzen birbirimize güvensizlik yaratıyor. Bu güvensizlik kendisini ekonomide açıkça gösteriyor. Tüketici ne bugüne, ne yarına güven duymuyor. Üretici ne bugüne ne yarına güven duymuyor. Ekonomik güven endeksi 1 yıl içerisinde %24 değer kaybetmiş. Güvensizlik sadece komşunun komşuya güvensizliği değil, işte o güvensizlik kendisini ekonomiye ve yarına dair bir umutsuzluk olarak ortaya koyuyor.

Firmalarımız, devlet, vatandaşımız, tüketici, spor kulüplerimiz borç içerisinde. Bu kötü yönetim kendisini, işte spor kulüplerimizin Avrupa kupalarından men edilmesine giden yolu hazırlıyor. “Türkiye dünyadan izole oluyor” derken tam da kastettiğimiz bu. Bu kötü yönetim kendini Türkiye’nin her alanında göstermeye başlıyor.

 

Değerli vatandaşlarımız bunun faturasını doğrudan siz ödüyorsunuz. Sadece bu sene 2016’da sorumsuz dış politika sebebiyle, Türkiye’nin turizm sektöründe iş bulamayacak olan 200 bin kişiden bahsediyoruz. Tek adam rejiminin faturası Türk Lirası’nın sürekli değer kaybetmesine yol açıyor. 180 milyar dolar borcu olan bir özel sektörden bahsediyoruz. Her 1 kuruşluk değer kaybı, bu şirketlerimizin 1.8 milyar Türk lirası zarar yazmasına sebep oluyor. Her zarar yazan şirket yarın küçülmeye ve iflasa doğru gidiyor. Türkiye’de iflas artıyor.

 

Domates üreticileri zarar ediyorlar. Peki, domates üreticileri zarar ederken, o domatesi sofrasına almak için pazar pazar gezen kadınlar acaba domatesi daha ucuza alabiliyor mu? Alamıyor. Bu tek adam yönetimine Türkiye’yi teslim etmiş olan AKP, domatesin sofraya pahalı gelmesine de sebep olmuş oluyor. Tek adam rejimi kutuplaşmaya ihtiyaç duyuyor. Tek adam rejimi bu güvensizlikten besleniyor. İşte bu tek adam rejiminin devamlılığı için yarattığı güvensizlik, ekonomide bu maliyete yol açıyor. Bu maliyet de işsizlik ve yoksulluk olarak vatandaşımıza doğrudan yansımış oluyor.

 

Aynı tek adam rejimi bu tablonun sorumluluğunu kendisi üstlenmemek için hikayeler anlatıyor. Her yerde hain görüyor, her yerde düşman görüyor. Eski AKP’liler hain, Cerattepe’de vatanına, toprağına sahip çıkanlar hain, habercilik yapanlar hain…Her yerde hain görmek, herkesi iç ve dış düşman ilan etmek, her zaman otoriter rejimlerin en iyi ve tek yöntemidir. Oysa tek bir siyasi sorumlu var. Onun da kim olduğunu, Erdoğan’ın AKP’yi beraber kurduğu eski bakanları, dostları, hükümet sözcüleri tarif ediyor.

 

Bakın onların sözüyle, “Kendisine emanet edilen malı çaldıran”… Hadi ben de ekleme yapayım: Ya da çalan bekçi hırsızı suçlayıp kendisini teselli ederse bunun dilde karşılığı nedir? Sorumluluk sahibi olan bekçiyi cezalandırmak gerekmez mi? Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumun siyasi sorumlusu bellidir. Bu sorunların nedeni olan Erdoğan çözümlerin de önünü tıkamaktadır. Kendisinin yalnızca bir meselesi var. O da sürdürmekte olduğu tek adam rejimini anayasal hale getirmek. Türkiye’nin meselesi bu tek adam rejimini aşmak. Erdoğan’ın meselesi tek adam rejimi kurmak, oysa Türkiye’nin meselesi demokratik bir siyaset rejimi inşa etmektir. Ve bu sorunları da, elbirliğiyle bir toplumsal milli beraberlik ve bütünlük içerisinde toplumun bütün kesimlerini katarak çözmektir. Bunun da tek bir yolu vardır. O da Türkiye’yi darbe hukukundan arındırmaktan geçer.

 

Bugün Meclis Başkanı’na bir mektup iletti Sayın Genel Başkanımız. Meclis Başkanı’nın devirmiş olduğu masaya hangi koşullarda bizim çalışma yapmak isteyeceğimize dair bir kez daha kendimizi ifade ediyoruz. O masayı devirip yeniden kuran Meclis Başkanının da koşullarının değişip değişmediğini bu çağrıyla açıkçası merak ediyoruz. Biz Uzlaşma Komisyonu’nda işte Türkiye’yi bu darbe hukukundan arındırmak için gayret gösterdik. Bu gayreti o masa olsa da olmasa da göstermeye devam edeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin de bu mücadeleyi verirken ne kadar haklı olduğunu bu hafta Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamalarla bir kez daha gördük. Dün de söylüyorduk bugün de söylüyoruz: Anayasayı yok sayan bir despotun, bu despotluğu resmileştirmek için kullanacağı bir masanın orta oyuncusu olmayacağız. Biz Türkiye’nin darbe hukukundan arındırıldığı, Türkiye’nin milli birlik ve beraberlik duyguları içerisinde yaşayabileceği, güçlendirilmiş bir parlamenter sistemin inşası için çalışacağımız her tür ortaklıkta varız. Böyle bir ortaklık kurulmuyorsa da kendimiz bu gayreti bütün toplumu kucaklayarak yürütmeye devam edeceğiz.

 

Çağrımız bütün muhalefet partilerinin de bu konuda tavırlarını netleştirmeleri yönünde. Aynı rejimden bütün muhalefet partileri şikayetçi. Herkes tek adam rejimine karşı ilkesel bir tutum almak zorunda. Cumhuriyet Halk Partisi bu tutumu çok açık bir şekilde yazılı olarak da, sözlü olarak da, mecliste verdiği kanun teklifleriyle de çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bize masaya niye oturduğumuzu soran muhalefete de bizim birkaç sorumuz var: Sizler anayasayı tanımayanların vesayeti altındakilerle bir masa etrafında, Anayasa’nın ilk 4 maddesini mi tartışacaksınız? Yoksa tek adamlık rejimini başkanlık adı altında aynı vesayet rejimiyle resmileştirmeyi mi tartışacaksınız? Biz netiz.

 

Biz Cumhuriyet Halk Partisi, tek adam rejimini ve onun vesayetini kabul etmiyoruz. Tek adam rejimini sonlandırmak, Türkiye’de vatandaşımızı bu faturanın yükünden kurtarmak, demokratik sistemi inşa etmek ve 78 milyonu tek adamın bu yükünden kurtarmakta kararlıyız. Gelin eğer gerçekten Türkiye’de demokrasiyi inşa etmek istiyorsanız, eğer gerçekten Türkiye’de hukukun üstünlüğünü tesis etmek istiyorsanız, eğer gerçekten özgürlükleri kalkınmanın temeli kılmak istiyorsanız, hemen yarın Cumhuriyet Halk Partisi’nin vermiş olduğu kanun tekliflerini hep birlikte geçirelim. Seçim barajını indirelim. Siyasi partiler kanununu demokratikleştirelim. YÖK’ü kaldıralım, üniversitelerimizi özgürleştirelim. Toplantı ve gösteri yürüyüş özgürlüğünü hemen bugün sağlayalım. HSYK’yı ikiye ayıralım ve yargının bağımsız kılınması önündeki siyasi engeli hemen yarın ortadan kaldıralım. Eğer samimiyseniz masanın etrafını beklemeye gerek yok. Bu kanun teklifleri mecliste bekliyor. Samimi olanlar bu kanun tekliflerini gerçeğe dönüştürmek için adım atarlar.

Çok teşekkür ediyorum.

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Henüz yorum yapılmamış ilk yorum yapan siz olun...
2
Sağ 300x250 Reklam
YAZARLAR